YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gafil muhalefet ve zor zamanlar
04 Temmuz 2015 22:54

Her geçen gün, 7 haziran seçim sonuçları, bize ortaya “çıkarılan” tablonun Türkiye’yi durdurmak için uluslararası destekli ve suni olarak şekillendirilmiş bir seçim olduğunu kanıtlıyor...

İç ve dış olarak iki boyutlu değerlendirilmesi gereken 7 Haziran seçimleri Türkiye’yi nasıl bir ortama taşıdı meselesine, seçim öncesi ve sonrasında partilerin izledikleri politikalar ekseninde Türkiye iç siyasetinde yaşananlara değinerek giriş yapalım...

Seçim sonuçlarının bütün partilere mesajlar içerdiği konuşuldu durdu... CHP ve HDP’yi boşverin, aslında seçmenin verdiği mesaj, Türk Milleti’nin asli değerleri olan muhafazakarlık ve milliyetçiliği temsil eden partiler konumundaki AK Parti ve MHP’ye olmuştur...AK Parti bu mesajı almış doğru bir şekilde değerlendirmiş ve politikalarını ona göre çizmektedir... MHP ise verilen mesajı yanlış anlamıştır ve kendi sonunu hazırlamaktadır...

AK Parti’yi ve MHP’yi masaya yatırmadan önce kısaca CHP’den bahsedip geçelim...

CHP, seçim gecesinden, şu güne kadar, yaptığı açıklamalarla, attığı adımlarla ve izlediği politikalarla, Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi’nin görüp görebileceği en kaypak, en dönek, en karaktersiz partisi ünvanını almaya layık olduğunu göstermiştir...Kılıçdaroğlu’nun “Yaşasın demokrasi” garabetiyle başlayan, “İstifayı gerektirecek bir durum yok” ile devam eden karaktersizliği, koalisyon kurabilme adına Bahçeli’ye teklif edilen başbakanlığın alaya alınmasıyla traji-komik bir hal almıştır... “%60’lık blok” saçmalığı da çökünce, eli mahkum AK Parti’yle koalisyon şartlarını açıklayan Kemal bey, başbakanlığa talip olarak akli dengesinin yerindeliğini sorgulatmıştır... MHP’ye Meclis Başkanlığı seçimlerinde, sanki MHP buna zorunluymuş gibi, AK Parti karşıtlığı yapmadığı için adeta “sevgili tribi” atmıştır... Özetle seçimin ve sonrasının en büyük kaybedeni CHP’dir...

Bir daha seçim olsa yine baraj altında kalmayacağı açıkça görülen HDP’ye baktığımızda karşımızda, neresinden tutsan elinde kalacak bir parti(!) görmekteyiz... Seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da küresel güçlerin desteğiyle parlatılan, hin planların maşa partisi, kendi iç hesaplaşmasını yaşıyor... Demirtaş’ın, Öcalan’ın yerine hazırlandığını bildiğimiz seçim öncesi durum, PKK’nın bu konuda küresel güçlere kazık atması, Demirtaş’ı da bir güzel azarlayı pusturmasıyla değişmiş, 7 Haziran sonrasında partinin seçim öncesi renkli havasını dağıtmıştır... Bu bağlamda HDP’nin içi kaynamaktadır ve gelişmeler partinin hala rayına oturmadığını göstermektedir... Kanımca HDP, bölgede Türkiye’nin Milli Güvenliğini ilgilendiren sıcak gelişmeler durulduğu vakit, yeniden iki partiye bölünüp, fikriyatını mecliste iki parti olarak temsil etmeyi tercih edecektir... Fakat şu anda gerek dış politika gelişmeleri gerekse koalisyon belirsizliği ile birlikte ortaya çıkan ana muhalefet olma ihtimali bu bölünmeyi ertelemektedir. Bu bölünmenin alt yapısı, Nişantaşı’lıların dağa çıkmak istememesini tmel alan “göstermelik” bir fikir farklılığından beslenecektir, dikkate değer nokta “Bölün - Oyunu Arttır - Birleş” taktiğinin HDP’nin bugünkü durumuna gelmesinde rolü olduğudur... Kendisi başta PKK olmak üzere her fraksiyondan terör örgütüyle içli dışlı olan HDP, ne menem birşeydir ki; Türkiye’yi IŞİD’le ilişkilendirmek için bin bir takla atıyor ve Suriye’nin kuzeyinde yaşananları bahane ederek, sokağa dökülme çağrısı yapmaktan, nice Yasin Börü’lerin kanını eline bulama cüretini göstermekten kaçınmıyor...

Gelelim MHP’ye... Parti, kritik zamanlarda yerinde doğru adımlar atmış, HDP ve CHP’nin taraf olacağı bir koalisyona girmeyeceğini açıkça bildirmiştir. Fakat bunu yaparken “CHP ve HDP, AK Parti’yle koalisyon kursun seçmenim bana ana muhalefet rolü biçti”, yorumlaması tamamen yanlıştır... Seçmeni MHP’ye aksine ülkenin tam da ihtiyacı olan tipte bir koalisyonda söz sahibi olma hakkı tanımıştır... Bahçeli, zamanında ideolojide taban tabana zıt olduğu Ecevit’le koalisyon kurup da Davutoğlu’yla kurmamasını tabanına açıklayamaz... “Suya sabuna  dokunmam” mantığı şu an ülkenin karşı karşıya kaldığı meselelere bakarsak hainlik olur, önce “HDP’yle aynı safta yer almam” diyeceksin, ama dibinde Kürt devleti kurmaya çalışıyorlar, PKK yeniden hortladı, bunlara duyarsız kalıp AK Parti’yle koalisyon işini de yokuşa süreceksin... Bir başka konu da son günlerde TBMM Divan Kurulu’nda paylaşılacak üye sayısına HDP ile aynı sayıda sandalyesi olmasını istemediğini için MHP’nin karşı çıkıyor olmasıdır.. MHP bu karşıtlığını milletten aldığı oyun HDP’nin aldığından daha fazla olduğunu söyleyerek savunuyor ki bu bir gerçektir... Fakat, TBMM iç tüzüğe göre divan, sandalye sayısına göre oluşur... Bu durumda iki partinin milletvekili sayıları eşit olduğuna göre Divan Kurulu’nda da eşit sandalye olmalıdır. MHP, bu HDP karşıtlığını bugün değil seçimden önce gösterip, seçimden önce bu yaşanacakları düşünmeliydi... AK Parti’ye en ağır şekilde yüklenen Bahçeli HDP’ye sesini çıkarmamıştı... Şimdi de MHP’nin yırtınmasına, HDP’yi hiçe saymasına gerek yok... AK Parti’yi yok etmek için seçim öncesi her şeyi mübah gören anlayış, bugün de seçimin orataya çıkardığı tabloyu makul görmelidir... MHP seçim sonrası süreçte açıkça AK Parti’yi CHP’ye doğru ittirmek için elinden geleni yapıyor... “Kişi kendinden bilir işi”, bir parti hangi koalisyona girerse dibi görür Ecevit’le kurduğu koalisyondan biliyor ve bunu AK Parti’yi zayıflatma aracı olarak görüyor... Çok yazık, oysa ki farkında değil tarihi bir fırsatı kaçırıyor...

Gelelim AK Parti’ye... AK Parti’nin hükümet kurma çabalarındaki samimiyeti gerçekten takdiri hak etmektedir... Olası bir erken seçimden en kârlı çıkacak parti olmasına rağmen koalisyon için gösterdiği istekli tavır seçimin mesajını doğru okuduğuna işarettir... AK Parti’nin Suriye’de yaşanan gelişmeleri ve HDP’nin arsız tavrını da dikkate alarak artık “çözüm süreci” meselesinin başarıyla halledildiğini, çözülecek bir sorun kalmadığını dünyaya ilan etmesi gerekir, yoksa MHP’yle koalisyon isteğinde samimi olduğunu MHP tabanına inandıramaz... HDP’nin her zaman daha fazlasını isteyeceği açıktır. Kürtlerin bu ülkede demokratik haklar anlamında bir sorunları kalmamıştır. Bu adım atılırsa MHP’yle koalisyon isteğinde samimi olunduğu kanıtlanacaktır... AK Parti’nin yapacağı en büyük hata ise MHP’den vazgeçip CHP ile koalisyon kurmak olur... Taban bunu istemiyor ve hiçbir AK Partili’nin CHP ile koalisyona kapıların net bir şekilde kapatılmasından rahatsızlık duyacağını, bunu işi zora sokmak olarak göreceğini düşünmüyorum... CHP’den de CHP’nin tabanıyla aynı çatı altında bulunmaktan da AK Parti’ye hayır gelmez, erken seçime gitmenin de AK Parti’yi tek başına iktidar yapacağı konusu şüphelidir...

Hal böyleyken, ülkenin içinden geçtiği böylesi zor bir dönemde, AK Parti’nin MHP’yle mutlaka bir şekilde anlaşmasının gerekliliği su götürmez biçimde görülmekte...  Bir noktaya dikkat çekelim, seçimden önce de bu milletin asli değerlerini temsil eden milliyetçi muhafazakar taban, “İlla ki bir koalisyon olacaksa AK Parti - MHP koalisyonu olsun” diyordu. Bahçeli bunu bilmiyor mu? Meclis Başkanlığı seçimi gibi bazı meselelerdeki dik duruşu kendisine artı puan kazandırsa da tabanı gözünde olası bir erken seçimin sorumlusu işi yokuşa süren Bahçeli olmayacak mıdır?

Türkiye’nin bu dönemde en fazla ihtiyaç duyduğu şey “partiler üstü devlet politikaları” söz konusu olduğunda milli menfaatlere uygun, ortak kararların alınabileceği bir koalisyondur... Fakat ne yazık ki bizim muhalefette “devlet politikası bilinci” oluşmamış... Bu kafayla devam edilirse koalisyonu bir an önce kurmayıp işi yokuşa süren MHP tabanı tarafından en fazla cezalandırılan parti olacaktır...

Dışarıya dönersek, seçimden sonra Türkiye Milli Güvenliği’ni tehdit eden önemli tehlikelerle karşı karşıya kalmıştır...

Muhalefet, esas hedefi Yeni Türkiye olarak ortaya çıkan IŞİD tehtidini yeterince idrak edememiş gibi davranıyor... AK Parti yok olsun da Türkiye ve dolayısı ile bölge ne olursa olsun, mantığıyla olaya yaklaşıyorlar... Çünkü Türkiye’nin ve dolayısıyla AK Parti’nin sözde IŞİD’i desteklediği algısını oluşturmaya yönelik büyük bir propaganda var... Bir ülkenin terörle ilişkilendirilmesi içerde kaosu beraberinde getirir. Hükümeti değil devleti yıpratır. Muhalefet milli bir irade olduğunu kanıtlamak istiyorsa eğer, devlet politikası söz konusu olduğu vakit hükümetin karşısında yer almamalıdır. Lakin, seçimlerden sonra ABD elçiliğine ziyarette bulunarak ABD’nin kapısında gezip, nasıl politikalar izleyeceğine dair talimatı oradan alan bir Kılıçdaroğlu’ndan böyle birşey beklemek de abes olur...

DEAŞ,  Suriye’de ortaya çıktı ama Esad’ın menfaatine çalıştı... Diğer yandan Irak’ta ortaya çıktılar, İran’ın yanında yer aldılar... Libya’da ortaya çıktılar darbeci general Hafter’i desteklediler... Mısır’da general Sisi’yi desteklediler... Filistin’i tehdit ettiler İsrail’e çalıştılar... İçimizdeki muhalefet bu felaketi görmüyor mu, görmezden mi geliyor?.. “Sözde milliyetçi” Bahçeli memleketin başındaki belanın farkında değil mi?..

NATO ve ABD, Türkiye’nin arkasında olmadığını, Suriye  meselesinin başında Esad tarafından Türkiye tarafına yapılan saldırılarda harekete geçmemesiyle kanıtlamıştı... Türkiye, Suriye’deki Türkmen bölgelerinde güvenli bölge ilan edip DEAŞ’le savaşırsa, DEAŞ'le mücadelenin birinci öncelik olduğu palavrasını her fırsatta dillendiren ABD ve NATO, Türkiye’nin arkasında durmayacağı ve foyaları dünya kamuoyunun gözünde alenen ortaya çıkacağı için Türkiye’nin müdahalesini desteklemiyor... Aslında NATO’yu ayakta tutan itici güç, terörle gerçek manada mücadele eden, insani müdahale için gereken adımları atan, gerektiği şekilde doğru tepkiyi koyan, tek NATO üyesi ülke Türkiye’nin çabalarıdır. Uluslararası destek olsun ya da olmasın, Türkiye, Suriye’ye müdahaleyi yapacak haklılığa sahiptir...  Uluslararası hukuk kurallarıyla kendini dünya kamuoyuna açıklayarak, küresel güçleri kendi silahlarıyla vurmaktadır... 2 milyondan fazla mültecinin ülkemize sığınmış olması  “koruma sorumluluğu” ve “R2P” için Türkiye’ye hak tanımaktadır... Türkiye, mülteci sayısı 4,5 milyonlara varmadan bu işi bitirmelidir, zira devlet bu sayıyı taşımakta zorlanabilir...

Bölgemizdeki kaostan en kârlı çıkan,  Esad’ın mevcut statükosunun ABD ve Rusya anlaşmasıyla garanti altına alınmasıyla birlikte İran olmuştur... Esad’ın, topraklarındaki askeri desteği Rusya’dan, taban desteğini de İran etkisiyle aldığını unutmamak gerekir... Sormak gerekir, neden PKK - PYD Türkiye’de Irak’ta, Suriye’de; İsrail desteğiyle, küresel güçlerin desteğiyle ortalığı Kürt kimliği üzerinden karıştırmaya çalışırken İran’da neden herşey süt liman? PEJAK neden sözde devlet kurma fırsatını değerlendirmiyor?

Türkiye, İran’ın nükleer programına destek için BM Güvenlik Konseyi’nde İran lehine oy kullanmasına rağmen, söz konusu ülke hala Kürt kartını Türkiye üzerinde nüfuz elde etmek için sıkılmadan kullanmakta, bölge meselelerinde Türkiye’nin arkasında durmamaktadır... Türkiye’nin arkasında durmak bir yana “Esad’a müdahale ederseniz Türkiye’yi vururuz” diyebilen bir İran var ortada... 

Bir yol ayrımına gelmiş bulunmaktayız... ABD yolunu seçmiş, açıkça diyor ki: “Benim Suriye’nin kuzeyindeki resmi muhattabım PYD’dir”. Türkiye’nin adını da bu anlamdaki açıklamalarında zikrederek aklı sıra Türkiye kamuoyunda “AK Parti’nin için de PYD resmi muhattap” algısını oluşturmaya çalışıyor, oysa en başından beri AK Parti’nin muhattap kabul ettiği tek unsur ÖSO ve muhalif güçlerdir, kelime oyunlarıyla AK Parti’yi zalim PYD’nin yanında göstermek için çabalıyorlar... Milli çıkarlarımız ABD ile yollarımızın ayrılmasını kaçınılmaz kılıyor...

Böyle bir yol ayrımına girerken, içerde birlik ve beraberliği tesis etmiş bir şekilde girmek çok önemlidir... Bu yüzden AK Parti – MHP koalisyonunun bir an önce kurulması için bütün siyasiler üzerlerine düşen her türlü fedakârlığı göstermelidirler... Mısır’ın darbe ile Mursi çizgisinden uzaklaşmasıyla birlikte, İslam ümmeti ve Türk Milleti için, bölgede kalıcı barış için,  yegâne umut AK – Milli koalisyon yönetiminde yürüyüşüne devam edecek bir Yeni Türkiye’dir...

Fatih DEMİRCİOĞLU

04.07.2015

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.