YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Dost ve düşman
30 Haziran 2015 13:00

Suriye’de yaşanan gelişmeler sonrası yapılan kritik Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, açıkça bir müdahale kararı deklare edilmemiş  olsa da örtülü olarak yapılan hazırlıklar, Suriye müdahalesinin kapıda olduğunu gösteriyor...

Son açıklamalar Suriye’de dost ve düşman kimliğine adeta tanımlama getiriyor, herkes tarafını seçiyor...

Bu tarafların her birini analiz edip ona göre bir yol haritası çıkarmak, dost ve düşman tanımlamasını yeniden yapmak Türkiye için yapılacak müdahalenin amacına ulaşması açısından çok önemli...

Analize başlayalım...

Türkiye açısından, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması “var olmaya ilişkin çıkarlara” doğrudan bir tehdittir...

Bu tehdit hem siyasi, hem ekonomik bir tehdittir. Zira Suriye’nin kuzeyinde tesis edilmesi hedeflenen siyasi oluşum PKK çizgisinde olup, bu siyasi yapılanmaya müsamaha gösterilmesi, kendi ülkemizdeki PKK’yı da harekete geçirecektir...

Ekonomik tehdit ise madalyonun görünmeyen yüzünde yer alan “enerji koridoru” ve “Akdeniz’e ulaşma” meselesi ile ilgilidir ki; Yeni Türkiye’nin enerji hamlelerini baltalamak bu noktada küresel güçlerin birinci motivasyonudur...

Siyasi ve ekonomik tehditlere ek olarak askeri açıdan tehdit oluşturacak bir meseleye dikkat çekmek gerekiyor... HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın yaptığı “Bağımsız Kürdistan için düzenli ordu” açıklaması, Akdeniz’e bir kapı açmanın askeri açıdan öneminin farkındalığını oluştururken, küresel güçlerin, kurulması hayal edilen düzenli ordu için araç ve tehçizat sevkiyatını bu rotayı kullanarak yapacaklarını da kanıtlıyor...

Türkiye açısından meseleyi kesinlikle ve kesinlikle kabul edilemez duruma getiren faktörleri açıkladıktan sonra yaşanacak süreçte Türkiye’nin dostlarını, düşmanlarından önce analiz etmek yerinde olacaktır, nitekim dostlarımızın safı pek de kalabalık değil...

Suriye sürecinde Türkiye’nin dostlarının başında elbette muhalif güçler, yani Özgür Suriye Ordusu gelmekte...

“Enerji koridoru”nun küresel güçler tarafından zaruri politika haline gelmesiyle, ÖSO’nun meşruiyeti kurulan Kürt bölgesi planı ve PYD – IŞİD – Mossad troykası aracılığıyla yok edilmeye çalışılsa da Suriye halkını ve milli menfaatleri gerçekten dikkate alan tek yapı olarak ÖSO, Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı müdahalede ortaklığına güvenilebilecek başlıca aktördür...

Tabi ki Türkiye’nin bu süreçte en büyük destekçisi, yardımlarını kendilerinden asla esirgemediği ve iki milyondan fazlasını ülkesinde misafir ettiği bölge halkıdır. Yıllardır hayal edilmesi güç zulümlere düçar olan Suriye halkından “hanif” olan Türkmen’ler, Arap’lar ve Kürt’ler, her zaman ve her koşulda ahde vefa gösterecek ve Türkiye’nin arkasında olacaklardır...

Bu kısacık dostlar listesinden sonra gelelim düşmalara...

Türkiye’ye Suriye meselesi ilk cereyan ettiği vakit desteğini sunmayan, her türlü uluslararası hukuk yoluna başvurmasına rağmen, Türkiye’nin arkasında durmayarak güvenilmezliğini kanıtlayan ve bunca katliama ortak olan NATO, başlıca gizli düşmanımızdır ve yapılacak müdahale sürecinde de yardımına “bel bağlamanın” Türkiye açısından zararlı olacağı açıktır...

Türkiye, uluslararası kamuoyu gözünde karalanmamak adına atılacak diplomatik adımları da ihmal etmemek kaydıyla, Suriye’ye müdahaleyi, Birleşmiş Milletler ve NATO prosedürleri haricinde gerçekleştirmelidir...

Düşman listesinde yukarıdan aşağıya inerken ikinci sırada ABD karşımıza çıkıyor...

ABD, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, ülkemizin yaşamsal çıkarlarımızın söz konusu olduğu durumlarda takındığı tavırlar ve izlediği politikalarla “güvenilmez”liğini çoktan kanıtlamıştır. Suriye’nin kuzeyinde Kürt bölgesi üzerinden bir enerji koridorunun tesis edilmesini en fazla isteyen de ABD’dir. Bu doğrultuda IŞİD’i PYD’ye karşı meşrulaştırma aracı olarak kullanan da ABD’dir...

Yeni Türkiye, artık ABD’yi gözden çıkarmalıdır... Tam bağımsızlık için bu şarttır...

Ortadoğu coğrafyasında kendi kapasitesinin üzerinde ve kendisine kafa tutabilecek çapta hiçbir siyasi oluşum istemeyen İsrail’in, düşman safında yer aldığını söylemeye dahi gerek yok... Kendine “İslam Devleti” diyen IŞİD’in başlıca İslam düşmanı İsrail’e tek bir mermi atmamış olması “Siyonist oyun”u gözler önüne seriyor...

Son gelişmeler, Rusya’yı da düşman tarafta dillendirmeyi kaçınılmaz kılmıştır... Esad’a her koşulda destek vereceğini beyan eden Rusya, izlediği rejim yanlısı politikalar ile Ortadoğu’da yalnızca kendi menfaatlerini düşündüğünü ispat ediyor... Fakat Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde kurulması hedeflenen siyasi yapılanmaya göz yumması ise bambaşka bir analiz gerektiriyor...

ABD ve Rusya, bir yandan Kuzey Irak petrollerinin Türkiye’den geçmesi ile elde edilecek güç sayesinde Türkiye’nin belini doğrultmasına engel olacak, bir yandan da Suriye’yi kendi menfaatleri çerçevesinde paylaşacak bir plan üzerinde anlaşmayavarmış gözüküyorlar...

Gelelim düşman piyonlara...

Kobani olaylarında parlatılan, kahramanlar gibi sunulan PYD ve silahlı kanadı YPG, düşman piyonlar arasında başı çekiyor... Aslında PYD’nin karakterini anlamak için PKK’ya bakmak yeter de artar bile, hastaneleri havaya uçurup yüzlerce masumu katleden, müslüman bölge halkını Türkmen, Arap hatta ve hatta Kürt’lüğüne bakmadan sürgün eden zalim “kahraman”(!)lar...

PYD, Marksist – Leninist karakterli PKK’nın ikiz kardeşidir... Türk Milleti’ne ve İslam Ümmeti’ne bunlardan dost olmaz!

İki numaralı piyon IŞİD, bölgede tam olarak küresel siyonist bir maşa rolünü üstlenmiş durumda...

Bir yandan, Türkiye’yi uluslararası kamuoyunun gözünde karalamak için terörle ilişkilendirme aracı, diğer yandan PYD’ye Suriye’nin kuzeyinde siyasi meşruiyet kazandırma maşası...

Özünde İslam düşmanı, siyonist emellerin tetikçisi...

IŞİD’in kimliği çok yakında alenen ifşa olacaktır... Türkiye yapacağı müdahalede , başlıca mücadele ettiğini iddia ettiği yapı olarak IŞİD’e karşı ABD’nin desteğini istediğinde ABD’nin takınacağı “kaypak” tavır, uluslararası toplum için, IŞİD’in kimlerin oyuncağı olduğunu apaçık gün yüzüne çıkaracaktır...

Dostlar listesi kısacık, düşmanlar ise saymakla bitmez...

Tarihin her döneminde olduğu gibi Türk – İslam dünyası için bugün de durum değişmemiştir...

Neticede mücadele İslam ümmeti ve bu ümmete öncülük eden Türk Milleti iledir...

Türkiye bu doğrultuda dost ve düşman tanımlamasını yeniden yapmalıdır...

İslam Ümmeti’nin, Türk Milleti öncülüğünde yeniden birleşmeye, kendi birliğini kurmaya ihtiyacı vardır...

Zor zamanlardan geçmekteyiz...

Allah, bu zorlu süreçte Türkiye’mizin yâr ve yardımcısı olsun...

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.