YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bir Paylaşım Alanı Olarak Balkanlar
13 Haziran 2015 08:55

 

7 Haziran seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablonun ve yaşanan gelişmelerin, Türkiye gündeminin ana temasını oluşturduğu bu günlerde, AK Parti’nin, oluşacak denklemin içinde yer aldığı her durumda Yeni Türkiye’nin yürüyüşünün durdurulamayacağını vurgulayarak şimdilik bu konuyu bir kenara bırakıyor ve dikkatleri I. Dünya Savaşı’nda dahi bir “paylaşım alanı” olarak görülen, tarihsel ve kültürel açıdan bizlerin de yakın bağlarımızın olduğu bir coğrafyada yaşanan gelişmelere yöneltmek istiyorum: Balkanlar’a.

Küresel güçlerin kurduğu oyunlar sadece bizim coğrafyamızla sınırlı değil. Makedonya’da yaşanan süreç bu oyunların Balkanlar ayağına güzel ve somut bir örnek teşkil ediyor. Sürecin erken seçim kararı alınmasına kadar olan kısmına geçen yazımızda değinmiştik. Sonrasında yaşananlar ise siyasi krizin aşılamadığını, hatta gitgide derinleştiğini gösteriyor.

Muhalefet lideri Zoran Zaev’in, AB’nin aracılık edeceği ve erken seçim sürecinde hükümetin nasıl şekilleneceğini belirleyecek görüşmelere katılma kararı alması ve ülkedeki birinci partinin genel başkanı Gruevski’nin içinde olmadığı bir koalisyon kurulmasını amaçlaması Makedonya’nın iç siyasi sorunlarına AB’yi dahil ederek milli menfaatler adına çok zararlı bir adım atması anlamına geliyordu.

Batı ayak oyunlarına Balkanlar’da da devam ediyor. AB’nin aracılık ettiği görüşmelerden Gruevski’nin sağlam duruşu neticesinde şimdilik bir sonuç alınamazken, 2016’da yapılacak erken seçime kadar kurulması planlanan geçici hükümetin ne şekilde oluşacağına dair bir anlaşmaya varılamıyor.

AB’nin aracılığında ve ABD’den gözlemcilerin de katıldığı 11 saatlik görüşmeden bir netice çıkmamasının en büyük nedeni muhalefetin geçici hükümette halihazırdaki başbakanı istemiyor oluşu. Tabii bu arada, Makedon ana medyasında başbakan karşıtı propoganda son sürat yapılmaya devam ediyor. AB Genişlemeden Sorumlu Komisyon görevlisi Johannes Hahn kurulacak hükümetin Makedonya için "Euro-Atlantik" bütünleşmeye istekli bir hükümet olması konusuna vurgu yaparak Juda-Christ kimliğini açık ediyor...

Johannes Hahn’ın, Balkan coğrafyasındaki hükümetlere basın özgürlüğüne dair tavsiyeler vermesi, mücadelenin medya ayağınında da sürdüğünü kanıtlayan gelişmelerden birisi...

Şunu hatırlatmakta fayda var, Makedonya’daki siyasi kriz, ülkenin yüzünü Türkiye ve Rusya’ya dönmesi ve "Türk Akımı’nı arzuladığını beyan etmesi ile alevlenmişti. Dönemin en önemli ekonomik atılımı "Türk Akımı" ile Orta Asya ve Rusya’dan gelecek doğalgazın Türkiye ve Balkanlar üzerinden Avrupa’ya taşınacak olması, Batı’yı ekonomik anlamda Doğu’ya bağımlı kılacağı için, Avrupa kabuslar görüyor. Bölgedeki siyasi istikrarsızlık için harcanan çabanın bu atılımların engellenmesi yahut Batı lehine törpülenerek hayata geçirilmesi için olduğunu söylemeye bile gerek yok...

Seçimlerin hemen ardından Avrupa Parlamentosu Türkiye hakkında, Türkiye’nin Rusya ile enerji alanındaki işbirliğinin "kaygı verici" olarak tanımlandığı bir karar alıyor. Yine seçimlerden birkaç gün sonra Bilderberg’de sessiz sedasız toplanan Juda-Christ dünya fütürist toplantılarda yeni oyunlarını kuruyor... Asırlardır amaçları değişmeyenler, yeni planlarla İslam ve Asya medeniyetlerine karşı savaşmaya devam ediyorlar.

Sosyo-kültürel alandaki mücadele ise “aşırı milliyetçilik” ateşinin körüklenmesi üzerinden yürüyor., 9 Haziran günü Belgrad’a Gavrilo Princip anıtı dikilmesi bunun en somut sembolik örneği... Princip, tarih derslerinde I. Dünya Savaşı’nı başlatan görünür sebep olarak bize öğretilen "Bir Sırp suikastçinin Avusturya-Macaristan İmparatoru Ferdinand’ı öldürmesiyle savaş başlamıştır..." bilgisindeki Sırp suikastçının ta kendisi. Sırbistan’da milli kahraman olan Princip’e anıt dikilmesi, Balkanlar coğrafyasına en büyük tehdidin hala aşırı milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı olduğunu kanıtlar nitelikte olması açısından önem arz ediyor...

Ayrıca bir takım Arnavut milisler tarafından ve Arnavut milliyetçiliği üzerinden Makedonya’yı ve Sırbistan’ı tehdit edecek şekilde sürdürülen terörist faaliyetlere gösterilen tepkinin yetersiz kalması bölgedeki siyasal erkler arasındaki zaten pamuk ipliğine bağlı olan ilişkileri daha da zayıflatıyor.

Sırbistan Devlet Başkanı Tomislav Nikolic’in, Kosova Devlet Başkanı Atifete Jahjaga için yapmış olduğu "Dünyanın yarısı tarafından tanınmayan ve sözde var olan bir ülkenin başındayken, kendini bir devlet başkanı olarak düşünmesin. Kosova asla bir devlet olmayacak" açıklaması, Kumanova’da yaşanan çatışmalara bağlı olarak Makedonya ve Sırbistan’ın Arnavut milislere karşı ortak refleksinin siyasi alana yansıması olarak düşünülebilirse de Kosova devlet başkanına yönelik, çatışmaların sorumluluğunu üstlenmemek ile suçlanmasının satır arasında Kosova’nın “tanınma” sorunu olduğunun dile getirilmesi, bölgede AB nüfuzu ve fikirlerinin yanısıra Rusya’nın da söz sahibi olduğunu deklare ediyor.

Ne yazık ki; I. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve Wilson İlkeleri olarak bilinen metinde dahi “paylaşım alanı” olarak nitelenen Balkanlar coğrafyası için bugün de bu durum değişmiş değildir ve Balkanlar, AB ve Rusya arasında mücadelenin her alanda sürdüğü bir etki alanı olma yolunda ilerlemektedir...

 

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.