YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ulus-Devlet’ten İmparatorluğa
28 Ekim 2015 13:18

 

Tarihin hızlandığı bir devre girdik…

2013’de 17/25 darbe girişimi püskürtüldü; FETÖ’ye operasyonlar başlatıldı…

2014’te mahalli seçimler yapıldı… Ak Parti yarışı %45’le bitirdi…

Hemen ardından cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı; Ak Parti %52 ile kazandı…

2015 tarihimizin belki de en uzun yılı oldu. Tarihimizde olmayan bir şey oldu:

Bir yıl içinde iki defa seçime gidiyoruz…

7 Haziran seçimleri bir çılgınlık havasında geçti… Ak Parti dışındaki partiler, siyaset biliminin sınırlarını da zorlayarak, iktidara gelmek için değil de Ak Parti’yi iktidardan devirmek için mesai çalıştı…

CHP, HDP ve MHP elbirliğiyle Ak Parti’yi iktidardan indirdiler… İyi güzel de kendileri de iktidara çıkmadılar…

%60’ı temsil eden bu üç parti bir koalisyon kurmaktan aciz kaldı. Çünkü iktidara gelmek gibi bir niyetleri yoktu… “Ak Parti iktidardan düşsün de isterse memleket yansın…” diyorlardı…

7 Haziran irrasyonel bir seçimdi, anormal bir seçimdi… Ak Parti dışındaki partiler açısından apolitik bir seçimdi… Siyasetin değil psikolojinin yürüttüğü bir seçimdi…

O yüzden bu seçim tekrarlanıyor. Burhan Kuzu Hocanın ifadesiyle, milletten “tashih-i karar” bekleniyor. Yeni deyimle, karar düzeltmesi bekleniyor…

1 Kasım’da millet karar verecek:

7 Haziran’daki çılgınlığa devam mı,7 Haziran öncesindeki istikrara dönüş mü?..

İtikadımızı odur ki, milletin çoğunluğu yanlışta birleşmez

***

Bu seçimler sadece partilerin konjonktürel çıkarları açısından değil bir bütün olarak Türkiye için çok önemlidir.

Artık şunu net olarak görebiliyoruz:

Bir imparatorluk bakiyyesi olan Türkiye, 19. Asır icadı ulus-devlet sınırlarına sığmıyor.

Eski deyimle: Türkiye artık kâbına sığmıyor. Bu terazi bu sıkleti çekmiyor. Ulus-devlet arabası, imparatorluk bakiyyesi bir toplumu, bir kültürü, bir tarihi taşıyamıyor

Türkiye bir an önce her tarafı dökülen, eski model ulus-devlet arabasından inip, geniş ve refah imparatorluk arabasına yeniden binmeli…

1 Kasım seçimleri bu konudaki kararın da verileceği bir seçim olacaktır:

Türkiye bir imparatorluk olup siyasal, sosyal ekonomik sorunlarını hızla aşacak mıdır?

Yoksa:

Ulus-devlet sınırlılıkları ve sağ-sol milliyetçilikler bataklığı içinde boğulacak mıdır?

***

Yeniden imparatorluk kurulsun derken irredentist ve emperyalist bir politikadan bahsetmiyoruz…

İmparatorluk vizyonu, misyonu ve en önemlisi imparatorluk hoşgörüsünden bahsediyoruz. Bunlar yeniden ihdas edilsin diyoruz… İhya edilsin diyoruz…

İmparatorluk demek, her şeyden önce, hoşgörü demektir; mahviyet demektir, tevazu demektir… Bunların yanı sıra büyük düşünmek demektir…

Biz imparatorluğu kaybetmekle, sadece topraklarımızı kaybetmedik, ondan da önemlisi, hoşgörümüzü kaybettik…

Büyük düşünme vizyonumuzu ve cihanşumül misyonumuzu kaybettik… İddialarımızı kaybettik… Emellerimizi kaybettik…

***

Osmanlı’da imparatorluk vizyonunun kaybedilmesi süreci İttihat Terakki ile başladı…

İttihat Terakki, Osmanlı İmparatorluğu’nu bir ulus-devlete indirgemek istedi… İmparatorluk hoşgörüsünü ayakları altına aldı… İmparatorluğu oluşturan unsurları baskı altına aldı…

Ancak yine de İttihat Terakki’nin kurduğu tek parti yönetimi İmparatorluk vizyonunu büsbütün yıkmadı… En azından büyük düşünme açısından imparatorluk vizyonunu sürdürdü…

İmparatorluğu büsbütün yıkmak, iddia sahibi olmaktan vazgeçmek, CHP’nin tek parti yönetimine “nasip” oldu…

CHP, geniş bir imparatorluk coğrafyasından Anadolu’ya dönmüş, Anadolu’ya sıkışmış farklı unsurları dar bir cenderenin içine hapsetti…

Dar bir ulus-devlet anlayışıyla bütün farklılıkları eritmek, yok etmek istedi. Hoşgörü kavramını literatürden çıkardı. Yerine istiklal mahkemelerinin darağaçlarını kurdu…

CHP Türkiye’yi içine kapattı. “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü, “Ben hiçbir şekilde ulusal sınırlarımın dışıyla ilgilenmeyeceğim” demekti… İngiltere’ye Lozan’da verilmiş bir sözdü…

CHP, ulusal sınırlar dışında kalan Türklerle de Müslümanlar la da ilgilenmedi…

Başını kuma gömdü… İçerideki zenginliği de dışarıdaki zenginliği de görmezden geldi…

***

Bize Lozan’da ulus-devleti dayatan, başta İngilizler olmak üzere, tüm büyük devletler, fiilen imparatorluk olarak yollarına devam ettiler…

“Efendim, imparatorluk çağı geçti, devir ulus-devlet devridir…” diyenler, “federal devlet” adı altında fiilen imparatorluklarını devam ettirdiler…

İngiltere, hiçbir zaman, klasik ve dar anlamda bir ulus devlet olmadı. Yoluna Britanya İmparatorluğu olarak devam etti…

Sovyetler Birliği bir ulus-devlet miydi? Sovyet İmparatorluğu’ydu… Yerine kurulan Rusya da fiilen Rus İmparatorluğu’dur…

ABD bir ulus-devlet midir? Hayır! ABD bir imparatorluktur…

Almanya bir imparatorluktur…

Hâsılı büyük devletler bir imparatorluk olarak yürümeye devam ettiler. Tabii artık adına, müttefiklerini ürkütmemek için, imparatorluk değil de “federal devlet” demeye başladılar…

***

Türkiye’de, imparatorluktan bahsetmek de federal devletten bahsetmek de yanlış anlaşıldı.

“Federalizm demek bölünmek demektir” şeklinde yanlış bir algı yaratıldı. Bu son derece yanlış bir algıdır. Federalizm bölünen devletlerin değil büyüyen devletlerin, büyük devletlerin yönetim modelidir.

Türkiye CHP’nin tek parti cenderesinden kurtulduktan sonra yeniden büyümeye, büyük düşünmeye başlamıştır…

1950-60 arasında, Menderes döneminde, Türkiye yeniden imparatorluk vizyonuna dönmüştür. Bunun ilk yansıması Bağdat paktı olarak görülmüştür… Fakat bu dönem 27 Mayıs darbesiyle sona erdirildi.

İmparatorluk vizyonu Özal döneminde yeniden canlandı. Özal Türkiye’yi dışarıya açtı. Sadece ekonomik olarak değil, siyasi olarak da, kültürel olarak da Türkiye’yi dışarıya açtı.

Türkiye’yi vizyon olarak da misyon olarak büyüttü. Bir transformasyonun ilk aşamasını gerçekleştirdi…

Fakat bu devir de 1993 yılında, adı konmamış bir darbeyle sona erdirildi…

Erbakan 1997’de D-8 girişimiyle yeniden Türkiye’yi büyütme girişiminde bulundu.

Fakat bu da 28 Şubat darbesiyle sonlandırıldı…

***

Türkiye’yi yeniden cihanşumül (evrensel) bir devlete dönüştürme misyonu 2002 sonundan itibaren Ak Parti tarafından temsil ediliyor…

Ak Parti dış politikada sınır tanımayan bir mobilizasyonla Türkiye’yi Ortadoğu’da, Balkanlarda ve Kafkaslarda yeniden söz sahibi bir ülke yaptı…

Bu eski imparatorluk coğrafyasına, TİKA başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşla hizmet götürmeye başladı… Kültürel bağları yeniden canlandırdı…

Bu coğrafyadaki metruk camileri onardı, köprüleri restore etti, hastaneler-okullar açtı… Türkçe kursları açtı… Fakir-fukaraya ayni yardım götürdü…

Türkiye, 100 önce kendisine ait olan topraklara, bu defa ordusuyla değil, kültürüyle, ekonomisiyle, siyasetiyle yeniden dönmeye başladı…

O coğrafyadaki insanlardan da olumlu tepkiler aldı. Şu anda Türkiye’deki seçimleri, en az Türkiye’de oturanlar kadar, Balkanlar’daki, Ortadoğu’daki ve Kafkaslardaki Müslümanlar da takip ediyor… Hatta dua ediyorlar…

Çünkü Türkiye onların son kapısı… Son ümit noktası… Türkiye düşerse onlar da düşer… Türkiye düşerse tüm İslam dünyası düşer

İşte bu yüzden 1 Kasım seçimleri çok önemli bir seçimdir. Sadece Türkiye açısından değil tüm dünya Müslümanları açsından önemli bir seçimdir.

***

1 Kasım seçimlerinden güçlü, kararlı ve tek partili bir iktidarın çıkması sadece Türkiye açısından değil başta Ortadoğu olmak üzere tüm bölge açısından hayırlı olacaktır.

Bugün Ortadoğu yangınlar içinde kavruluyorsa Osmanlı İmparatorluğu gibi nâzım ve nâzır bir gücün yokluğundandır… (Nazır gözetleyen, nazım da nizama sokan demek…)

Osmanlı nazım ve nazır bir güç olarak tüm Ortadoğu coğrafyasında huzur ve sükunu temin ediyordu. Kimseyi kimseye ezdirmiyordu… 72 millet ve 72 mezhep, nizasız ve riyasız birbiriyle çatışmasız yaşayıp gidiyordu…

Osmanlı’dan sonrası tufan oldu… Emperyalist güçler, barışla değil parçalayıp-bölme politikasıyla bölgeyi elinde tutmaya karar verdi…

Etnik ve mezhepsel ayrılıkları sürekli körükledi… Onların siyasallaşmasını ve silahlanmasını temin etti… Her etnik grubun eline bir bayrak tutuşturdu: “Haydi siz de kendi ulus-devletinizi kurun, sakın birleşmeyin” dedi… Ellerine silah verdi, ceplerine para koydu…

Her etnik grup kendi ulus devletini kurmaya çalışınca Ortadoğu Balkanlaştı… Tespihin imamesi (Hilafet) koparılınca tüm taneler etrafa saçıldı…

Şimdi bu taneleri yeniden toplamanın ve bir ipliğe dizmenin zamanıdır. Yeniden bu tanelerin başına bir imame koymanın zamanıdır.

Bunu yapacak tek güç Türkiye’dir. İran tarih boyunca, emperyalist güçlerle birlik olarak, İslam ümmetini bölmüştür. Şii-Sünni çatışmasını körüklemiştir… Günümüzde de Rusya ile beraber aynı işi yapıyor…

Türkiye ise tarih boyunca hep birleştirici, barıştırıcı olmuştur. Bugün tarih bir defa daha Türkiye’nin sırtına bu sorumluluğu yükledi.

Ortadoğu’dan başlamak üzere Tüm İslam toplumlarını birleştirmek, bütünleştirmek, sadece Türkiye’nin altından kalkabileceği, azim bir iştir…

1 Kasım’da buna karar vereceğiz…

CHP, MHP ve HDP gibi, ulusal bile olamayan, bölgesel partiler bu azim işin altından kalkamazlar. Zaten böyle işleri vaz’ eden bir ideolojileri de yok… Üçü de ulusalcıdır. Üçünün de küresel-bölgesel vizyonu yoktur… Üçü de “küçük olsun bizim olsun” zihniyetindedir…

***

Ak Parti ise, son yıllarda, bilinçli olarak bir imparatorluk, bir küresel güç imajı yaratmaya çalışıyor.

Son zamanlarda dışarıdan gelen misafirler Osmanlı saraylarında ağırlanıyor. Bunun, derin bir anlamı ve bağlamı vardır…

Türkiye lisan-ı hal ile diyor ki: “Biz artık köklerimize dönüyoruz, Osmanlı’ya dönüyoruz, evimize dönüyoruz…

Bundan sonra bizi basit bir ulus-devlet olarak görmeyin; biz büyük bir imparatorluğun devamıyız… Bizi test etmeye çalışmayın…”

Rusya’ya da, İngiltere de, son olarak Almanya’ya da bu mesaj verildi.

Alman Başbakanını Davutoğlu Dolmabahçe Sarayında karşıladı…

Erdoğan ise daha anlamlı bir yerde karşıladı. Son küresel padişahımız Abdülhamid’in inşa ettiği Yıldız Sarayında kabul etti.

Aşağıdaki resimler yeni bir dönemin, Türkiye İmparatorluğu’nun ilk işaretleridir.

Cenab-ı Allah devamını nasip etsin…

rs1-496.jpg

rs2-158.jpg

Yazarın Önceki Yazıları
Bir Siyonist Proje Olarak ABD-PKK İş Birliği 12.05.201716 Nisan’da Yeni Bir Çağın Kapısı Açıldı 06.05.2017CHP Türkiye’de Kaybettiğini Avrupa’da Arıyor 28.04.2017Evet Oyları Neden Yüksek Çıktı? 26.04.2017Kılıçdaroğlu’nu Kim Yanılttı? 21.04.2017Kazanan Erdoğan; Kaybeden Bahçeli 17.04.2017Hayırcıların Son Yalanı: Eyalet 14.04.2017Darbe Ürünü Parlamenter Sistemin Bitmesi için EVET 13.04.2017Kılıçdaroğlu Şehitlere ve Savcılara Hakaret Etti! 05.04.2017AB’nin Çöküş, İB’nin Doğuş Sancıları 20.03.2017Şehit Ahmet Özsoy: 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a 02.03.2017CHP−Ordu−AYM=İktidarsızlık 27.02.2017Trump’ın Yeltsin Olmasını Kimler Önledi? 14.02.2017Yeni Türkiye’nin Resmi: Nuri Pakdil 01.02.2017CHP’nin Sefaleti 17.01.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.