YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Üç Tarz-ı İslamiyet
02 Aralık 2015 08:37

Ahmed Davutoğlu Hocam, son AB zirvesinde, AB liderlerine önemli bir uyarıda bulundu:

“Ya DAEŞ ya Türkiye Müslümanlığı. Hangi Müslümanlığı güçlendireceğiniz sizin elinizde.”(1)

Hocam, bu ihtarıyla aslında çok derin bir mevzuya temas etmiş oldu; (bir eksiğiyle).

Malum, İslam tektir ama farklı yorumları vardır. Bu farklı yorumlardan mezhepler doğmuştur… Bir de İslam’ı araçsallaştıran siyasi oluşumlar, istismarcılar doğdu…

***

Günümüzde genel olarak dine, özel olarak İslam dinine yönelik yükselen bir ilgi var.

Sosyal bilimlerin hegemonik tezlerini ve modernleşme teorilerini yerle bir eden bir gelişme bu. Modernleşme teorilerine göre, zamanla, dine ilgi tamamen azalacak ve din bir ayrıntıya, bir boş vakit meşguliyetine indirgenecekti.(2)

Reel hayatta bunun tersi oldu: 20. Asrın ikinci yarısından itibaren, hızlanan bir ivmeyle, genel olarak dine, özel olarak İslam’a ilgi arttı… Bu ilgiye paralel olarak, İslami bilgiye olan talep de gittikçe arttı…

Ancak bu din talebini karşılayacak sağlıklı bir din arzı maalesef mevcut değil. Bu yetersizlik, istismarcılar tarafından dolduruluyor…

***

İstidracen söyleyivereyim ki, sağlıklı dini bilgi konusunda en sağlam kaynak bizim Diyanet İşleri Başkanlığımızdır. Diyanetin gerek internet sitesindeki bilgiler, gerekse yayınladığı kitaplar, sahih ve sağlam İslami bilgiler içeriyor.

Diyanet İşleri Başkanımız Prof.Dr. Mehmet Görmez de İslami ilimler konusunda tam bir otoritedir. Görmez, Batı’yı da iyi bilir Doğu’yu da. Hem geleneksel medrese eğitimi almıştır hem modern ilahiyat eğitimi.

***

Dine yönelik talep sadece ülkemizde değil, genel olarak, tüm dünyada artmaktadır. Özellikle bölgemizde, yani Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya’da, ciddi bir din talebi mevcuttur.

Bu talebi karşılamak üzere üç ülke, bazen gizli, bazen açık surette yarışıyor. Bu ülkeler Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’dır… Bu üç ülke üç farklı İslam yorumunu temsil ediyor: Türkiye İslam’ı, İran İslam’ı, Suudî İslam’ı

Türkiye, Sünni İslam’ı temsil ediyor; ehli-i sünnet vel-cemaat yolunu telkin ediyor. İran, Şiiliği temsil ediyor. Suudi Arabistan ise Vehhabi-Selefi akımları temsil ediyor…

Küresel ölçekte baktığımızda, dünyadaki Müslüman nüfusun %85’i Sünnilerden oluşuyor. %12 civarında Şii, %3 civarında da Vehhabi-Selefi Müslüman bulunuyor.

***

DAEŞ gibi terörist oluşumlar, Vehhabi-Selefi ideolojiden besleniyor.

İran gibi terörist oluşumlar ise Şii ideolojiden besleniyor.

Şiilik aslında, dini bir akım olmaktan ziyade, siyasi bir akımdır. Siyasi bir meslektir. Şiilik İran devletinin elinde, Şii Müslümanları, politize eden, polarize eden, nihayet terörize eden bir dini silaha dönüşmüştür…

Suçlu olan Şii Müslümanlar değil, onları din adına baştan çıkartan, kışkırtan ve silahlı militanlar haline dönüştüren İran terör-devletidir…

***

Modern siyasi tabirlerle söyleyecek olursak:

DAEŞ aşırı (müfrit) sağı temsil eden, vehhabi-selefi ideolojiden beslenen siyasi bir oluşumdur. İslam devleti ve hilafet gibi dini söylemleri araç olarak kullanarak siyasi amaçlara ulaşmak istiyor.

İran ise aşırı solu temsil eden, Şiilikten beslenen siyasi bir oluşumdur. İran’ın nihai amacı İslam değil, Acem milliyetçiliğidir. İran, putperest Pers İmparatorluğunu diriltmek istiyor.

Bu iki aşırı ucun ortasında ise, akl-ı selimi ve orta yolu temsil eden Türkiye bulunuyor. Terörizmin son bulması için Türkiye Müslümanlığının güçlendirilmesini tavsiye ediyor.

Dünyaya İslam’ı kötü gösteren, terörist algısını inşa eden İran ile DAEŞ’tir. Hakikat-i halde, İran da DAEŞ de İslam’ı temsil etmez. Her ikisi de İslam’dan bir sapmadır. Her ikisi de İslam’ı bir araç olarak kullanıyor.

***

Aslında DAEŞ gibi bir terör örgütünün ortaya çıkmasının birinci amili İran’ın yayılmacı ve saldırgan politikası olmuştur.

İran, Saddam’dan boşalan alanı tek başına doldurmak istedi. Irak’ı topyekûn Şiileştirmek, en azından, Şiilerin yönettiği bir devlet haline dönüştürmek istedi. ABD’nin Şiilere teslim ettiği Başbakanlık makamını bu amaçla kullandı…

İbadi’den önceki Irak Başbakanı (fiilen devlet başkanı) Maliki zamanında, İran iyice gemi azıya almıştı. Maliki, Irak ordusunu tamamen Şiilerden oluşturmak istedi. Irak’ı tamamen kontrolü altına almak istedi. Sünni Müslümanları katletti, onları ikinci sınıf vatandaş derekesine indirdi…

İran’ın bu saldırgan ve yayılmacı politikasını dengelemek isteyen ABD-İngiliz ittifakı, eski Saddam askerlerinin ve Suudi Arabistan’ın desteklediği aşırı grupları organize etti. Bu organizasyon bir süre sonra DAEŞ adını aldı.

***

Yani mahut DAEŞ, İran yayılmacılığına karşı Suudi-Abd-İngiliz koalisyonunun bir çocuğu olarak doğdu. DAEŞ, Irak’taki İran yayılmacılığını durdurdu fakat orada durmadı, kontrol dışına çıktı. Batı’yı rahatsız etmeye başladı.

Ancak son tahlilde ABD, DAEŞ’in tamamen yok olmasını istemiyor. Çünkü DAEŞ yok olursa İran bölgede hak etmediği bir alanı kontrol edecek. Şu anda DAEŞ’in Irak’taki merkezi Musul’dur. Fakat ABD Musul’a yönelik herhangi bir askeri harekâtta bulunmuyor. Çünkü DAEŞ Musul’dan atılırsa yerini İran dolduracak…

ABD, DAEŞ’e sınırsız bir destek de vermek istemiyor. DAEŞ’in Suriye’nin Rakka şehrinde ve Irak’ın Musul şehrinde kalmasına göz yumuyor. Fakat daha ötesine müsaade etmiyor.

***

Sonuç olarak diyebiliriz ki Ortadoğu’da üç ayrı İslam yorumu vardır. Bunlardan ikisi, DAEŞ ve İran, İslam maskesi altında, siyaset yapmaktadırlar. Bunlar hakikatte İslam’ı temsil etmiyorlar. Her ikisi de gerçek İslam’ın düşmanıdır.

Gerçek İslam’ın temsilcisi, ana akım İslam’ın temsilcisi, Türkiye’dir. Türkiye, iki azgın azınlığın (DAEŞ ve İran) Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesine müsaade etmiyor, etmeyecek.

Türkiye, ABD’nin avcı köpeği DAEŞ’e de, Rusya’nın avcı köpeği İran’a da “dur!” diyor. Rus uçağını düşürerek, sadece Rusya’ya değil İran’a da bir Osmanlı tokadı atmış olduk… DAEŞ’e yönelik operasyonlarımızla da,  abd-ingiliz-suudi koalisyonuna bir tokat atmış olduk…

Er geç orta yol galip gelecektir. İslam’ın gülen yüzü, İslam’ın merhametli yüzü Türkiye, Ortadoğu’yu yeniden kanatları altına alacaktır.

Ortadoğu için Osmanlı’dan sonrası tufan olmuştur. Osmanlıdan sonra Ortadoğu bir daha barış yüzü göremedi.

Osmanlı’nın çağdaş torunları yeniden bölgeye girmeye başladı. Biraz daha sabır, diyorum. Türkiye, yakın bir gelecekte, bölgeye yeniden sulh ve selameti götürecektir.

 

Notlar:

(1)http://www.kanalahaber.com/haber/gundem/davutoglundan-ab-liderlerine-ya-daes-ya-turkiye-muslumanligi-270365/

(2)http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2015/11/22/dais-medeniyetler-catismasinin-islm-kutbu-mu

 

Yazarın Önceki Yazıları
CHP’nin Sefaleti 17.01.20172016: Hacet Kapıları Yeniden Açıldı 31.12.2016FETÖ Yazıcıoğlu’nu Neden Öldürdü? 27.12.2016Siyasi Cinayetlere ve İran’a Dikkat 19.12.2016Zulüm Kemale Erdi: Zafer Yakındır 16.12.2016Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi 11.12.2016İsmet Sezgin Bir Darbeciydi 08.12.2016M. Kemal ve Castro Anti-emperyalist değildi 06.12.2016Haçlıların FETÖ ve İran Destekli Son Seferi 01.12.2016Bahçeli Kapıyı Neden Araladı? 24.11.2016“Yeniden Büyük Türkiye” vs. “Yeniden Büyük Amerika” 11.11.2016İhanetin Resmi: Can Dündar 08.11.2016Nush İle Uslanmayan HDP Tekdir Ediliyor 04.11.2016Örgüt, Cemaat ve Tarikat 10.08.2016NATO’dan Çıkmanın Tam Zamanıdır 02.08.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.