YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Devletleşen Terör ve Terörleşen Devlet
18 Kasım 2015 11:08

 

Dünya, ikinci genel savaştan sonra soğuk savaş dönemine girdi.

Bu dönemde savaş, daha çok kültürel alanda, propaganda yoluyla oldu.

1989 yılında soğuk savaş dönemi kapandı. Savaş, sosyalist blokun yenilgisiyle bitti.

Batı bloku “tarihin sonu”nu ilan etti. Yolun sonuna gelinmişti artık; memnun ve mesrur idi.

Ama bir süre sonra bir şeyin eksikliğini hissetti; evet bir şey eksikti. Bir düşman, yeni bir düşman yaratmak lazımdı. Eksik olan buydu…

***

ABD öncülüğündeki Batı bloku, kendi hegemonyası altındaki insanları kontrolü altında tutmak için yeni bir öcü yaratmak zorundaydı.

Çünkü Batı ancak zıddıyla ayakta durabilirdi; zıddı olmazsa yıkılırdı; istismar etmeden yaşayamazdı… Batı, zıddına yaslanarak ayakta durabilen naylon bir medeniyetti çünkü.

Yeni şeytanı Batı bizzat kendi eliyle üretti. Adına da genel bir ifadeyle “İslamcı Terör” dedi... Fundamantalist terör, dedi… Radikaller dedi, Köktendinciler, dedi…

Sonra bu kavramları ete kemiğe büründürdü: Önce El Kaide… Sonra Taliban… Sonra Işid… Afrika’da Boko Haram…

Bir canavar yaratan Dr. Frankenstein, bir süre sonra bu canavarın hedefi olmuştu…

Bir süre sonra Batı da kendi yarattığı terörün hedefi oldu…

***

Dünya 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren yeni bir döneme girdi

Medeniyetler Çatışması” söylemi, bir tespit değil bir temenniydi… Batı, medeniyetlerin çatışmasını istiyordu…

“Kızıl ordu bu kış gelebilir!” söylemi sona erince yeni bir korku icad etmek gerekiyordu, etti.

11 Eylül hadisesi ve bunun aktörleri bizzat Batı (abd+ab+İsrail) tarafından üretilmiştir. 11 Eylül bir projeydi… Bu projenin alt projeleri vardı… Zaman içinde onlar da realize edildi…

Batı, İslamcı terör söylemiyle iki kuş birden vurmak istedi: Bir taraftan kendi insanlarını korkutup, kendilerine tabi kılmak…

Öte yandan dünya Müslümanlarını terörist yaftasıyla sindirmek, pasifize etmek… Terörist damgası yemekten korkan dünya Müslümanlarını kontrol altında tutmak… Eğip bükmek…

İlk başta bunu başardı ama daha sonra kendi eliyle yarattığı örgütler, kontrol dışına çıktı… Yarattığı canavar kendisini de yemeye başladı…

***

El-Kaide ve benzeri örgütlerin arkasında ABD vardı…

Işid ve benzeri örgütlerin arkasında İngilizler vardır…

Araştırılsa bulunacaktır ki; Boko Haram gibi örgütlerin arkasında da, Afrika’yı arka bahçesi olarak gören Fransa vardır…

Bu örgütleri sıfırdan Batı yarattı, demiyorum. Batının emperyalist faaliyetlerinden dolayı İslam dünyasında patlamaya hazır bir öfke birikmişti… Gözü kara bir öfkeydi bu…

Batı bu öfkeyi organize etti, ete kemiğe büründürdü… Kendi amaçları doğrultusunda istihdam ve istismar etti…

***

Işid ve benzeri örgütler zaman içinde iyice kontrolden çıkarak ve azmanlaşarak devletleşmeye başladı…

(Bugünkü Işid, nüfus, coğrafya ve ekonomi olarak Yunanistan’dan büyük bir “devlet” oldu…)

Üretilen terör devletleşirken, buna paralel olarak, bu örgütleri üreten devletler de teröristleşmeye başladı…

Şu anda dünya, devletleşen terör ile teröristleşen devletlerin kavgasına şahid oluyor…

Fillerin tepişmesinden çimenler zarar görüyor: Zavallı masum insanlar, siviller, çocuklar ve kadınlar…

***

Bir Müslüman olarak, elbette, Paris’te sivilleri öldürenleri tel’in ediyoruz. Ortadoğu’daki sivilleri öldürenleri tel’in ettiğimiz gibi…

Batılılar bilmez; İslam’da savaşın bile bir hukuku vardır. Savaş hukuku diye bir hukuk vardır…

Savaş, savaş meydanında olur. Karşınıza çıkan müsellah düşmanla olur.

Meskûn mahaldeki sivillere dokunulmaz. Savaş meydanında olsalar bile, kadınlara, çocuklara ve ihtiyarlara dokunulmaz. Mabedlere sığınanlara dokunulmaz… Ağaç kesilmez, hayvan öldürülmez…

Bir Moğollar bir de Batılı barbarlar bilmezler bu hukuku. Onlara göre savaşta her şey mübahtır…

Her işine, rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlayan Müslümanlar olarak, Işid canavarlarının bütün yaptıklarını tel’in ediyoruz.

Nazarımızda Işid mensupları Müslüman değildir; haricidir. Yani dinden çıkmıştır. Işidçiler tarihsel olarak Hariciler denilen taifenin devamıdır.

Hariciler, Hz. Ali’yi bile kâfir ilan etmişlerdi; kâfirin katli de vacipti…

Günümüzün Işidçileri de kendileri dışındaki bütün Müslümanları kafir ilan ediyorlar. Suriye’de ve Irak’ta, kendilerine katılmayan Müslümanları kıtır kıtır kesiyorlar…

***

Işid Irak, Suriye ve Türkiye başta olmak üzere Müslüman ülkelere saldırırken Batı âlemi timsah gözyaşları döküyordu. Sahte kınama açıklamaları yapıyordu.

Vahşet kendi kapılarına dayanınca topyekûn saldırıya geçtiler. Bu arada, fırsat bu fırsat deyip, islamofobi kazanının altına biraz daha odun atmayı ihmal etmediler… Bu vahşeti bile istismar ettiler…

Kadınları ve çocukları da öldürelim” diye savaş naraları attılar…

Maskelerini çıkardılar ve insan hakları söyleminin sadece Batılı insanlar için geçerli olduğunu itiraf ettiler…

***

Işid’i askeri ve siyasi olarak yenmek mümkündür.

Ancak Işid bir başka zamanda ve bir başka mekanda yeniden hortlayabilir.

Işid’i tamamen yenmek için onu ideolojik olarak bitirmek gerekiyor.

Bunun tek yolu da Hilafetin yeniden ihdas edilmesidir. En kısa sürede Hilafet yeniden kurulmalıdır.

“Gerçek İslam”ın ne olduğunu söyleyecek bir makama ihtiyaç vardır. Bu da Hilafettir…

Işid söylem olarak “Gerçek İslam” ve “Hilafet” kavramlarını kullanıyor.

Hilafetin kurulmasıyla Işid’in elinden her iki silahı da alınacaktır.

***

Gerçek Hilafetin tapusu Türkiye’dedir.

Hilafet iki maddelik bir kanunla ilga edilmişti; iki maddelik bir kanunla da yeniden kurulabilir.

1924’te, bir varlık ve muhteva olarak hilafet ilga edilmemişti; bir makam olarak hilafet ilga edilmişti.

İlga kanununun metni incelendiğinde şu görülür: Kanun, Hilafeti, yeniden ihdas edilebilir bir ima ve içerikle ilga etmiştir…

O sebepten Menderes mebuslara “isterseniz hilafeti yeniden getirebilirsiniz” demişti…

Menderes’in ömrü bu ideali gerçekleştirmeye vefa etmedi; öldürüldü…

Ama artık vakti geldi. Hiç zaman kaybedilmeden, iki maddelik bir kanunla, Hilafet yeniden kurulmalıdır… (Teknik olarak anayasa değişikliğine gerek yok…)

Arap âleminin yeni Hilafeti kabul etmesi için Arapların sevdiği bir isim Halife yapılmalıdır. Araplar Abdülhamid’i çok seviyor. O yüzden Abdülhamid’in torunlarından biri halife yapılmalıdır.

Bu ismi, geçen yıl Hasan Celal Güzel açıklamıştı: Harun Efendi.

Harun Efendi, edebiyle, bilgisiyle, duruşuyla… Halife olacak bütün meziyetlere sahiptir…

Gerçek Hilafet ortaya çıkarsa sahtesi bertaraf olur. Su görününce teyemmüm bozulur…

***

Gerçek Halife’nin yapacağı ilk iş gerçek İslam’ın ve gerçek cihadın ne olduğunu tüm dünyaya ilan etmek olmalıdır…

Cihad hukukunu tüm dünyaya öğretmek olmalıdır…

Yazarın Önceki Yazıları
Düzen Kurucu Olarak Ak Parti 25.05.2017Bir Siyonist Proje Olarak ABD-PKK İş Birliği 12.05.201716 Nisan’da Yeni Bir Çağın Kapısı Açıldı 06.05.2017CHP Türkiye’de Kaybettiğini Avrupa’da Arıyor 28.04.2017Evet Oyları Neden Yüksek Çıktı? 26.04.2017Kılıçdaroğlu’nu Kim Yanılttı? 21.04.2017Kazanan Erdoğan; Kaybeden Bahçeli 17.04.2017Hayırcıların Son Yalanı: Eyalet 14.04.2017Darbe Ürünü Parlamenter Sistemin Bitmesi için EVET 13.04.2017Kılıçdaroğlu Şehitlere ve Savcılara Hakaret Etti! 05.04.2017AB’nin Çöküş, İB’nin Doğuş Sancıları 20.03.2017Şehit Ahmet Özsoy: 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a 02.03.2017CHP−Ordu−AYM=İktidarsızlık 27.02.2017Trump’ın Yeltsin Olmasını Kimler Önledi? 14.02.2017Yeni Türkiye’nin Resmi: Nuri Pakdil 01.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.