YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Davutoğlu Harcandı, Erdoğan Yıpratıldı
06 Mayıs 2016 21:33

Ayrılık kararının ilanından beri sosyal medyanın ve tabanın nabzını tutuyorum. Gördüğüm şu:

Bu ayrılığı kimse onaylamıyor ve bu ayrılığa hiç kimse bir anlam veremiyor… Tabanda ve çevrede yaygın bir üzüntü hissi hâkim…

Bu gözlemimden şunu da çıkardım: Ahmet Davutoğlu, kısa sürede, Ak Parti tabanının gönlünü fethetmiş; çok seviliyor. Hatta öteki partilerin tabanı tarafından da seviliyor…

Evet, Davutoğlu’nun karizmatik özellikleri yok; evet hitabeti çok ileri düzeyde değil… Ama siyasette başarılı olmak için iyi bir hatip ve karizmatik olmak şart değil. (Karizma ve hitabet yeterli olsaydı Baykal’ın hep iktidarda olması gerekiyordu…)

Davutoğlu sempatik ve samimi kişiliğiyle; dürüst icraatıyla sevildi. Akademiden gelip de siyasette başarılı olan nadir isimlerdin birisi oldu…

***

Peki, bu başarıya rağmen neden görevden alındı? Bu konuda hiç kimse makul ve meşru bir gerekçe ileri süremiyor…

Pelikan dosyası gibi, kimin yazdığı belirsiz dosyada yazılanlar makul, meşru ve mantıklı gerekçeler değil… Burada yazılanlar, dedikodu türünden havadisler ve bunlar kimseyi tatmin etmiyor…

Abdüllatif Şener, Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi isimlerin uzaklaştırılması, makul, meşru ve mantıklı gerçeklere dayandırılmıştı… O yüzden kimseden bir itiraz gelmedi…

Fakat Davutoğlu konusunda hiç kimse inandırıcı bir gerekçe dermeyan edemiyor… Bu yüzden taban rahatsız; taban kırgın…

***

Kimileri diyor ki, “Efendim, Davutoğlu bazı atamalarda sıkıntı yaratıyormuş, imzalamıyormuş…”

Bu bir gerekçe değil. Erdoğan her hafta Davutoğlu ile görüşüyor. Hangi atamalarda sıkıntı varsa doğrudan Davutoğlu’na söyler ve sıkıntı aşılırdı…

Erdoğan ne istedi de Davutoğlu hayır dedi… Bunun bir örneği yoktur…

Nush ve tekdir olmaksızın doğrudan kötek aşamasına geçilmesi, izah edilemiyor…

***

Bir ihtimal, ayrılık “bürokratik oligarşi” kaynaklı olabilir. Erdoğan geçen günlerde “benim asıl rakibim bürokratik oligarşi” demişti…

Bürokratik oligarşi muhtemelen, bürokratik mekanizmalarda görülen bir kısım aksamaları abartarak Erdoğan’a aktarmış ve suçlu olarak da Davutoğlu’nu göstermiş olabilir…

Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın etrafındaki akl-ı evvel danışmanlar taifesi de iki tarafın arasını açmış olabilir… Malum iki danışman taifesi arasında bir rekabet var…

Bunlar muhtemeldir ama her iki izah da bana ikna edici gelmiyor.

***

Benim aklıma daha ikna edici bir izah olarak Binali Yıldırım faktörü geliyor…

Binali Yıldırım başından beri Başbakan olmak istiyordu… Belki Erdoğan’ın gönlü de Yıldırım’dan yanaydı… Ancak konjonktürel sebeplerden dolayı Binali Yıldırım başbakan olamadı…

Yıldırım başbakan olamadı ama başbakan olma sevdasından da hiç vazgeçmedi… Kendi yolunu açmak ve Davutoğlu’nun altını oymak için sürekli, alttan alta çalıştı… Erdoğan’ı doldurdu… En nihayet çalışmalarının meyvesini almaya başladı…

İlk raundu kazandı; bakalım ikinci raundu kazanacak mı?

***

Cumhurbaşkanı “güçlü başbakan” formülüne sıcak bakmıyor olabilir. Kendine mahsus sebeplerle Davutoğlu ile de çalışmak istemeyebilir…

Ancak bunun Davutoğlu’nu kırmayacak bir üslupla hayata geçirilmesi gerekirdi…

Ayrılığın tecelli tarzı kalp kırıcı bir tarzda cereyan etmiştir… Davutoğlu’nun altı, beraber yola çıktığı yol arkadaşları tarafından oyulmuştur.

Düşünebiliyor musunuz: Bir ordunun neferleri, komutana isyan edip “bundan sonra emirleri sen değil biz vereceğiz!” diyorlar. Son MKYK kararı bu anlama geliyor…

Davutoğlu’nun gönderiliş tarzı, yani azledilmesi, İslam ahlakına da uymaz, seküler etik kurallarına da uymaz…

***

Bir görev değişikliği gerekiyorsa, bu suhûletle ve nezaketle gerçekleşmeliydi…

Bir genel başkan değişikliği gerekiyorsa, bu değişiklik Davutoğlu’nun başarısız olduğu 7 Haziran’dan sonra olmalıydı…

Partiye 1 Kasım zaferini kazandırmış bir genel başkan, zaferin üzerinden daha 6 ay bile geçmeden görevden alınıyor… Hiç kimse bunu izah edemez.

Davutoğlu hangi başarısızlığa imza attı da görevden alınıyor… Cumhurbaşkanının hangi emrine hayır dedi de azlediliyor?

Bu ülke çok tuhaf doğrusu: Oy oranını düşüren üç genel başkan koltuğunda oturuyor ama oyunu artıran tek genel başkan cezalandırılıyor… Bunu bana hiçbir danışman izah edemez… Zaten edemiyorlar…

Bir şekilde Erdoğan’a bu adımı attıranlar, onlar her kimse, Erdoğan’ı hiçbir zaman izah edemeyeceği bir yanlışın içine iteklediler… Hem nalına hem mıhına vurdular…

Bravo doğrusu, erbab-ı fitne iyi iş çıkardı. Hem Erdoğan’ı yıprattılar hem Davutoğlu’nu harcadılar… Bir taşla iki kuş…

Fitne fitne diyorduk… Aman dikkat diyorduk… Olmadı. En nihayetinde birileri bu fitne kazanını kaynatmayı başardı…

***

Davutoğlu’nun bu tarz bir muameleye tabi tutulması, bozuk para gibi harcanması, çok bir büyük hatadır. Fakat artık olan olmuştur. Bundan geriye dönüş yok. Umarım hata bu noktada kalır;  ileri boyutlara taşınmaz…

Eğer Davutoğlu’nun yerine Binali Yıldırım getirilirse hata katmerlenmiş olur. Yıldırım iyi bir teknisyen ve iyi bir bürokrat olabilir; belki iyi bir bakan da olabilir. Ancak Yıldırım bakanlıktan daha yüksek bir makamı taşıyamaz… Birikimi de temsil kabiliyeti de yetersiz… Vizyon ve misyon sahibi değil…

Aynı gerekçelerle Bekir Bozdağ ve Berat Albayrak da başbakan olamaz… Davutoğlu’nun yerini bir tek isim doldurabilir: Numan Kurtulmuş.

Ancak Onu da pek muhterem danışmanlar “güçlü başbakan istemiyoruz” diyerek engelleyebilirler…

***

Sonuç olarak Türkiye, hiçbir haklı sebep yokken, destabilize edildi; istikrarsız bir döneme sokuldu. Kongre süreci ve yeni hükümetin oluşması en azından üç ay sürecektir… Yüksek ve alçak bürokraside taşların yerine oturması için de en az bir üç ay geçecektir.

Altı aylık kayıp, Türkiye gibi hızlı olması gereken bir ülke için büyük bir kayıptır… Türkiye 7 Haziran seçimlerinden sonra 6 ay kaybetmişti; şimdi bir 6 ay daha kaybediyor…

Şu anda bütün Türkiye düşmanları zil takıp oynuyorlar

***

Ben bu yazımda sadece kendi fikirlerimi yazmadım. Tabandan ve çevreden gelen tepkileri de dile getirdim… Sessiz yığınların sesi oldum… “Yazın hocam!” diyenlerin yazısı oldum…

Sarahaten ve tekraren ifade edeyim ki;

Çekirdekten Ak Partili olanlar da sonradan Ak Partili olanlar da; Ak Partili olmayanlar da Ahmet Hoca’nın gidişini tasvip etmiyor…

Kaybettikten sonra anlıyoruz: Meğer Ahmet Hoca’yı çok sevmişiz…

Ben en çok Ahmet Hocam’ın kelimelerini özleyeceğim… Bundan sonra bize, o eski güzelim kelimelerimizi kim hatırlatacak? Refik kelimesini kim telaffuz edecek; kim istikşafî diyecek?

Münakalat Nazırı Binali Yıldırım mı?

***
https://twitter.com/CemalFedayi

https://www.facebook.com/cemal.fedayi

Yazarın Önceki Yazıları
Bir Siyonist Proje Olarak ABD-PKK İş Birliği 12.05.201716 Nisan’da Yeni Bir Çağın Kapısı Açıldı 06.05.2017CHP Türkiye’de Kaybettiğini Avrupa’da Arıyor 28.04.2017Evet Oyları Neden Yüksek Çıktı? 26.04.2017Kılıçdaroğlu’nu Kim Yanılttı? 21.04.2017Kazanan Erdoğan; Kaybeden Bahçeli 17.04.2017Hayırcıların Son Yalanı: Eyalet 14.04.2017Darbe Ürünü Parlamenter Sistemin Bitmesi için EVET 13.04.2017Kılıçdaroğlu Şehitlere ve Savcılara Hakaret Etti! 05.04.2017AB’nin Çöküş, İB’nin Doğuş Sancıları 20.03.2017Şehit Ahmet Özsoy: 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a 02.03.2017CHP−Ordu−AYM=İktidarsızlık 27.02.2017Trump’ın Yeltsin Olmasını Kimler Önledi? 14.02.2017Yeni Türkiye’nin Resmi: Nuri Pakdil 01.02.2017CHP’nin Sefaleti 17.01.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
evveli şer-akibeti şer oldu
 // Mehmet TÜRK
Binali Yıldırımın gelişi Kılıçdaroğluna benziyor biraz. Gelişi hayır olmayınca sonuçları da hayır olmadı. İsrailin kucağına oturdu. İslam dünyasını sattı. Türkiye İsrai-ABD çizgisine oturdu. Bunu hiç bir müslüman kardeşim hazmedemiyor. Sonuçlar ise sandıkta çok ağır olu. Başkanlık sistemi de bu oyunlara benzeyecek diye kimse artık sıcak bakmıyor. kendileri bilir. kendi düşen ağlamaz. vesselam...
29 Haziran 2016 Çarşamba 09:25
OLMADI REİS
 // Muzaffer KUŞCU
HOCA YENMEYİ HAK ETMEDİ REİSE ADAM HARCAMAK YAKIŞMADI
BİZİM OY VERDİĞİMİZ BAŞBAKANI ANCAK BİZ GÖREVDEN ALABİLİR DEĞİLMİYİZ İRADEMİZE SAYGI EN DOĞAL HAKKIMIZ DEĞİL Mİ?...
09 Mayıs 2016 Pazartesi 13:03
güzel bir analiz
 // muammer bekaroğlu
fedai bey yazının tamamına imzamı atarım,biz tayyip beyi kimseye yem etmeyiz ama olanlarıda görmezden gelmemek lazım,elbette geçmişden ders alınmalı ama ben bu yazıya mührümü basarım,benim bildiğim reis sonanda yine bir formul bulur,ne olur allah rızası iiçin denışmanmış bilmemneymiş ülke fitnelerle dolu,dünyanın gözü ülkemizin üzernde doğruları yazanları allah için tebrik edelim...
08 Mayıs 2016 Pazar 13:56