YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
AYM İntihar Ediyor
15 Temmuz 2015 17:23

Anayasa Mahkemesi 27 Mayıs cuntasının ürünüdür. Bu, malum…

Darbeciler, darbe dönemi bittikten sonra da vesayet devam etsin diye kurdular bu yapıyı.

Ben buna mahkeme bile demiyorum. Vesayet kurumu diyorum.

Darbeciler, Menderes ve arkadaşlarını öldüren Yassıada istiklal mahkemesini, “Anayasa Mahkemesi” kılıfında daimileştirdiler.

Aslında vesayet cihazı olan bu mahkeme tam 50 yıl milli iradenin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durdu.

Darbeci ve vesayetçi odakların hoşuna gitmeyen bütün kanunları iptal etti.

Milli iradenin en diri partilerini kapattı.

Hayra fren, şerre gaz oldu…

***

2010 yılı referandumuyla bu yapıya ciddi bir müdahale yapıldı. Demokratikleştirilmeye çalışıldı. Yeni atamalar yapıldı…

İtiraf edeyim ki, ben de bu yapının artık bir mahkeme olduğuna inanmaya başladım. Zannettim ki, artık bu mahkeme vesayetçi odakların değil milletin mahkemesi oldu… Zannettim ki, artık demokratik bir yapıya kavuştu…

Ama yanılmışım. Bu mahkeme görünümlü yapı, son iki kararıyla, özgürlük ve demokrasi düşmanı Paralel Yapıyı ipten kurtardı….

Yine milli iradeye müdahale etti. Yine derin odakları sevindirdi.

Demek ki diyorum, bir yapının mayası bozuksa o yapı ne kadar tamir edilse de düzelmiyormuş. İlk fırsatta aslına dönüyormuş. Genetiği bozuk olan, ömür billah düzelmiyormuş. İflah ve ıslah olmuyormuş…

IV.Murad’ın Şeyhülislamı Yahya Efendi, asırlar öncesinden bu günleri görmüş de, ne güzel söylemiş:

Uslanmadı gitti gör o divâne desinler

Şimden gerü bu meclise meyhâne desinler

***

Hemen belirteyim ki, mahkemenin dersane kararı oy çokluğuyla alınmıştır. Milli iradeye ve demokrasiye saygı yönünde oy veren 5 üyeyi eleştirilerimden vareste tutuyor ve onları hürmetle selamlıyorum…

***

27 Mayıs artığı bu yapının cemaziyelevvelini hulasaten gösterdikten sonra şimdi aktüel meseleye geçebiliriz.

Anayasa Mahkemesi denilen yapı, dersane davasını tam bir yıl beklettikten sonra, Paralel Yapı ve hempalarının kısmi seçim başarısından sonra gündemine aldı ve alelacele Paralel Yapının talebini kabul etti.

Zamanlama yönünden bu karar şaibelidir. Neden seçim sonrasını bekledi. Madem bu kadar uzun bekledi, neden 1 eylül’e kadar beklemedi. Acaba mahkeme, parlamento aritmetiğine bakarak mı kararlarını veriyor… Seçimden Ak Parti tek başına iktidar çıkarsaydı, talebi red mi edecekti…

İkinci bir şaibe daha var. Diğer bütün dersaneler kapatma kararının Mahkemece de onaylanacağını düşündükleri için –çünkü aklın yolu birdir- kapılarına kilit vurdular. Ancak Paralel Yapıya bağlı dersaneler sanki içeriden bilgi almışlar gibi, kapatma olmayacakmış gibi, rutin faaliyetlerine devam ettiler. Hatta ön kayıt bile aldılar.

Acaba diyorum AYM içinde Paralel Yapı mensubu üyeler var da, Paralel Yapıya bilgi mi sızdırdılar.

Araştırdığım kanyaklara binaen söylüyorum: Mahkemede doğrudan FETÖ mensubu bir üye bulunmuyor. (Belki sempatizan bulunabilir…. Bilemiyorum…)

Ancak raportör düzeyinde cemaat mensubu kişilerin olduğu kesindir. Muhtemelen cemaat mensubu rapörtörler içerideki eğilimi önceden cemaat dersanelerine bildirdi. Onlar da faaliyetlerine devam etti.

Mahkemenin bu beklenmedik ve umulmadık kararı nedeniyle diğer dersaneler ofsayta düştüler. Cemaat dersaneleri piyasada tekel durumuna yükseldi. Asıl hukuksuzluk ve ahlaksızlık budur. Mahkeme üyeleri işin bu tarafını hesap edecek durumda değiller mi?

***

Anayasa Mahkemeleri, teorik olarak, siyaset ile hukukun arasındaki ince çizgide yer alırlar. Çok hassas bir noktadadırlar. O yüzden mahkeme üyelerinin çok iyi yetişmiş, görmüş-geçirmiş, aşmış insanlardan oluşması gerekir.

Mahkeme üyeleri hukuk kadar siyaset de bilmelidirler. Siyasi analiz yapabilmelidirler. Her iki alana hakim olmayanlar çok sık bir şekilde sınır ihlali yaparlar. Genellikle bu ihlal siyasetin aleyhinedir. Yani yetersiz ve yetkin olmayan mahkeme üyeleri, güya hukuk adına, siyasi alana müdahale ederler. Demokratik yoldan oluşmuş siyasi iradenin yetki alanına girip, onunla savaşırlar.

Anayasa mahkemeleri alelade bir mahkeme değildir. Kararlarını verirken, bu kararın siyasi sonuçlarını da analiz etmelidirler. Siyasi alana müdahale var mı, demokratik iradeyi sakatlama var mı… gibi konuları ciddi ciddi analiz etmeli. Verilen kararla illegal bir yapılanmanın önü açılıyor mu, terörle mücadele zaafa uğruyor mu… gibi konuları da göz ardı etmemelidir…

Siyasi alana müdahale eden mahkemeler meşruiyetlerini kaybederler. Milli iradeyi iptal etmeye çalışan mahkemeler kendi varlık nedenlerini tartışmalı hale getirirler.

Anayasa mahkemelerinin çok dikkatli olmaları gerekir. Aksi halde kendi ayaklarına sıkarlar. Daha da kötüsü kendi kafalarına sıkarlar. Türkiye’de olan, özetle, budur…

Bizim mahkememiz demokratik ülkelerdeki seviyeye henüz ulaşamadı. Bu gidişle ulaşamadan kendi kendini bitirecek.

***

Batıda anayasa mahkemeleri siyasi alana müdahale etmeme konusunda çok hassastırlar. Siyasi alana girmekten özenle kaçınırlar. “Siyasi tercihtir, biz karışamayız” diyerek yürütmenin politika (policy) yapımına kesinlikle müdahale etmezler. Yasamanın siyasi tercihlerine saygılıdırlar.

Çünkü bilirler ki, salt ve pür hukuksal yorum siyasetin alanını daraltır. Temel hakların yok edilmesine elbette karşı çıkarlar. Fakat bu hakların “nasıl” kullanılacağına, siyasetin düzenleme yetkisine müdahale etmezler. “Nasıl”a karar verecek olan mahkeme değil siyasettir, yürütmedir…

Gelişmiş demokratik ülkelerin anayasa mahkemelerinin bir özelliği de şudur: Sadece “text”e değil “context” de bakarlar. Bağlamdan ve sonuçtan bağımsız, fildişi kulelerinde, siyasi ve sosyal hayattan izole vaziyette oturup da pür hukuki tahlil yapmazlar. Bizimkilerin anlamadığı nokta burasıdır…

***

Mahkeme son dersane kararıyla halkın seçtiği demokratik hükümetin “eğitim politikası” inşasına engel olmuştur. Mahkeme, siyasi analiz yapamamış, bağlamı okuyamamıştır. Doğrudan yürütmenin alanına girerek, yetkisinde olmayan bir konuda hüküm vermiştir. Bu hüküm ağır bir yetki tecavüzü olduğu için, benim kanaatime göre, yok hükmündedir. Mahkeme, kendine ait alanın dışına çıkmış, sınırlarını aşmış, kuvvetler ayrılığını çiğnemiştir.

Mahkemenin ikinci kararı da yok hükmündedir. Mahkeme bu kararıyla, hükümetin eğitim alanında kimi müdür yapıp kimi yapmayacağına müdahale etmiştir. Bir yürütme organını, kiminle çalışacağına kendisi karar verir.

Halka birtakım vaatlerde bulunmuş ve bunları hayata geçirmek isteyen bir hükümet bu icraatını kiminle yapacak? Kendi ekibini kuramayacak mı? Kendi görüşüne muhalif bir müdürle nasıl eğitim politikasını hayata geçirecek?

Mahkeme müdür kararıyla da kuvvetler ayrılığını çiğnemiş, yargının dışına taşarak, yürütmenin alanına girmiştir. Ağır bir yetki tecavüzünde bulunmuştur. Dolayısıyla bu kararı da yok hükmündedir.

***

Bizim mahkeme olaya eğitim-öğretim hakkı, teşebbüs özgürlüğü, çalışma özgürlüğü gibi noktalardan bakıyor. Bu özgürlüklerin ihlal edildiğini düşünüyor.

Hâlbuki bu hak ve özgürlükler külliyen ortadan kaldırılmıyor. Sadece “nasıl” kullanılacağı düzenleniyor. Buna karar vermek de hükümetin doğal hakkıdır. Aksi halde hükümet görevi bıraksın, ülkeyi Anayasa Mahkemesi yönetsin…

Hükümet eğitim öğretim hakkını ortadan kaldırmıyor. Bunun nasıl kullanılacağına karar veriyor. Örgün öğretim mi olsun, yaygın öğretim mi olsun, dersane yoluyla mı olsun okul yoluyla mı olsun.. Buna karar vermek yürütmenin doğal bir hakkıdır. Bunu hiçbir mahkeme ortadan kaldıramaz…

Mahkeme üyelerinden, çok yüksek düzeyde siyasi ve hukuki analiz beklemiyorum. Ancak mevcut 82 anayasası bile hükümete düzenleme ve sınırlama yetkisi veriyor. Hükümet de buna dayanarak bazı hakları sınırlamış veya düzenlemiş. Bunda hukuka aykırı bir durum yok.

13. madde, özüne dokunulmaksızın kanunla sınırlamayı mümkün kılıyor. Hükümet de bu özgürlüklerin özüne dokunmadan ve kanunla bir düzenleme yapmış. Mahkeme bu maddedeki ölçülülük ilkesinin ihlal edildiğini varsayıyor.

Öncelikle söyleyelim ki bu ilke mevhum ve soyut bir ilkedir. Ölçülülük nedir, kime göre ve neye göre… Ölçünün aşıldığını nereden bileceğiz? Bir soyut lakırdı ile hükümetin icra yetkisi gasbedilemez.

Kaldı ki, ölçülülük ihlal edilmemiş. Eğer dersaneler toptan kapatılsaydı ihlal edilmiş diyebilirdik. Ama toptan kapatılmıyor, dönüştürülüyor. Onlara denilen şu: “eğitim hakkını, teşebbüs özgürlüğünü ve çalışma özgürlüğünü kullanmaya devam edebilişin ancak dersane olarak değil de bundan böyle özel okul olarak devam et…”

Burada dersanelerin teşebbüs özgürlüğü yok edilmiyor. Farklı bir düzlemde bu özgürlük devam ediyor. Niyeti üzüm yemek olan özel okul ile de pekâlâ üzümünü yiyebilir. Ama niyeti bekçi dövmek, niyeti darbe yapmak olan, Mahkeme eliyle amacına ulaşmaya çalışıyor… Hazin olan burası…

***

Bir de 14. Madde var. Yani özgürlüklerin kötüye kullanılması durumu… Madde şöyle diyor:

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”

Eğer bizim mahkememiz birazcık siyasi analiz yapabilseydi bu maddede belirtilen tehlikenin yakın ve gerçekleşebilir bir tehlike olduğunu görürdü.

Resmi makamların FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) olarak tesmiye ettiği bir illegal örgüt, eğitim hakkı ve teşebbüs özgürlüğü adı altında, dersaneler kanalıyla örgüte üye devşiriyor; finansman sağlıyor. Bu yapı uzun bir hazırlık döneminden sonra 17/25 Aralık’ta bir darbe teşebbüsünde bulundu.

Eğer bu darbe gerçekleşseydi 14. Maddede yazılan tehlike vaki olacaktı. Yani demokratik özgürlükler tamamen ortadan kalkacak ve bir cemaatin diktatörlüğü kurulacaktı. Cemaat bütün hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak, herkesi kendi cemaatine üye olmaya zorlayacaktı.

Hiçbir demokratik düzen, “haktır, özgürlüktür…” diyerek, kendisini yok etmeye niyet etmiş bir yapının önünü açmaz. Hakların kötüye kullanılmasına izin vermez…

Vehameti görüyor musunuz: bir tarafta tüm milletin hak ve özgürlüklerinin yok olması tehlikesi var; diğer tarafta bir illegal cemaatin teşebbüs özgürlüğü var. Bizim mahkememiz cemaati millete önceliyor…

***

Anayasa Mahkemesinin yanlış karar verdiğini, bir de, 48. Maddeden anlıyoruz. Madde özetle, “teşebbüs özgürlüğü var ama onu istediğin gibi kullanamazsın, sosyal amaçlara ve güvenliğe aykırı kullanamazsın” diyor. Devlet tedbirini alır diyor…

“Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.”

Özetle, anayasa diyor ki, özgürlüğün özüne dokunmadan özgürlük sınırlanabilir, devlet kötüye kullanımı önlemek için tedbirini alır…

Yürütme ve yasamanın yaptığı budur. Yargı ise, kuvvetler ayrılığını ve bizzat anayasayı çiğneyerek, yok hükmünde bir karar vermiştir…

Mahkeme hem hukuken hem siyaseten yanlış bir karar vermiştir… Bu karar Mahkemenin intihar ettiğini gösteriyor…

***

Lafı uzattığımın farkındayım ama bazılarının anlayabilmesi için “sözün tamamını” söylemek icab ediyor…

“Turşuyu kim satacak…” fıkrasını da anlatmak icab ediyor ama artık onu da bilmeyenler bilenlere anlatsın diyerek sözü burada keselim…

Yazarın Önceki Yazıları
Darbeye Katılmayan FETÖ’cü Tehlikesi? 20.07.2017Erbakan’ın İftarından Akar’ın Bayramına 28.06.2017Ramazan Üzerine Son Notlar 18.06.2017Katar’ı neden kuyuya atmak istiyorlar? 08.06.2017Düzen Kurucu Olarak Ak Parti 25.05.2017Bir Siyonist Proje Olarak ABD-PKK İş Birliği 12.05.201716 Nisan’da Yeni Bir Çağın Kapısı Açıldı 06.05.2017CHP Türkiye’de Kaybettiğini Avrupa’da Arıyor 28.04.2017Evet Oyları Neden Yüksek Çıktı? 26.04.2017Kılıçdaroğlu’nu Kim Yanılttı? 21.04.2017Kazanan Erdoğan; Kaybeden Bahçeli 17.04.2017Hayırcıların Son Yalanı: Eyalet 14.04.2017Darbe Ürünü Parlamenter Sistemin Bitmesi için EVET 13.04.2017Kılıçdaroğlu Şehitlere ve Savcılara Hakaret Etti! 05.04.2017AB’nin Çöküş, İB’nin Doğuş Sancıları 20.03.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.