YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yeni Türkiye Yeni Rejim
12 Mayıs 2015 18:58

-İngiltere ve İtalya Dersleri-

Türkiye, tarihinin en kritik dönemini yaşıyor. Yeni Türkiye kuruldu ancak siyasi rejimi hala eski. Yeni Türkiye’ye yeni bir siyasi rejim lazım. Eski rejimle bu iş yürümüyor. Yürüse de hızlı yürümüyor.

Hâlbuki Türkiye’ye, yürüyen-sürünen bir rejim değil koşan bir rejim gerekiyor. Türkiye’nin önce bölgesel lider, sonra küresel lider olması için başkanlık sistemi şart.

Önümüzdeki seçimler, bir anlamda başkanlık rejiminin de oylanması anlamına gelecek. HDP barajı geçemez ve Ak Parti %50 bandını geçip 400 vekil çıkarabilirse başkanlık sistemine geçmek, rutin bir anayasa değişikliğiyle mümkün olabilir. Bu sonuç alınamazsa müstakil olarak başkanlık sistemi için ayrı bir referandum yapılmalıdır.

Türkiye neden başkanlık sistemine geçmeli? Bunun birçok sebebi var ve bunlar medyada yeterince tartışıldı. Ben burada sadece “koalisyon belasından kurtulmak” sebebi üzerinde duracağım.

Koalisyon niçin beladır: Çünkü koalisyon demek pazarlık demektir; pazarlık demek yozlaşma ve yolsuzluk demektir.

Koalisyon demek siyasi istikrarsızlık demektir. Küresel finansal krizin devam ettiği bir dönemde siyasi istikrarsızlık demek, iktisadi istikrarsızlık demektir. İkisi bir arada, bir ülkeyi batırmaya yeter…

PARLAMENTER REJİM İÇİNDE KALARAK KOALİSYONDAN KURTULMAK MÜMKÜN DEĞİL

Koalisyon belasından en çok zarar gören ülkelerin başında İtalya geliyor. Uzun yıllar koalisyon belasından kurtulamayan İtalya, en nihayet seçim sistemini değiştirmeye karar verdi.

Buna göre bir partinin hükümet kurabilmesi için en az %40 oy oranını yakalaması gerekiyor. Bu oran ilk turda yakalanamazsa, en fazla oyu alan iki parti ikinci tura gidiyor.

İtalya bu formülle koalisyon belasından kurtulmayı amaçlıyor. Ancak bu mümkün mü? Kestirmeden söylemek gerekirse bu yöntem köklü ve esaslı bir çözüm getirmiyor.

Eski modelde, koalisyon pazarlıkları seçim sonrasında yapılıyordu. Bu defa seçim öncesinde yapılacak. Küçük partiler, büyük partilerle pazarlığa oturacak. Seçim öncesi partiler arasında ittifaklar yapılacak.

Diyelim ki, en güçlü ittifakı kuran parti tek başına seçimi kazandı. Peki, bu ittifakı oluşturan partiler hemen seçim sonrası ittifak partisinden ayrılıp kendi partilerine geçmezler mi?

(Nitekim ülkemizde 1991 seçimlerine ittifakla RP çatısı altında giren MHP ve IDP kökenli vekiller, seçim biter bitmez kendi partilerine döndüler…)

Böyle bir durumda koalisyon kurmak yine bir zorunluluk olacak. Partiler yeniden pazarlığa oturacak. Hem seçim öncesi hem seçim sonrası, iki defa pazarlık yapılmış olunacak. Pazarlık demek yozlaşma ve yolsuzluk demektir…

Diyelim ki, ittifakı oluşturan partiler ayrılmadılar ve çatı partisi dağılmadan tek parti hükümetini kurdu. Peki, bu hükümet hızlı karar alabilir mi?

Alamaz, çünkü adı tek parti hükümeti olmakla birlikte, bu hükümet de gerçekte bir koalisyon hükümetidir. Bu, zoraki bir evliliktir. Bütün önemli kararlarda her eğilim kendi görüşünde ısrar eder ve yine kriz doğar…

Sonuç olarak İtalya, parlamenter rejim içinde kalarak, sadece seçim sistemine %40 şartını koyarak koalisyonlardan kurtulamaz. Kesim çözüm başkanlık sistemine geçmesidir.

B PLANI: İNGİLTERE MODELİ

Türkiye için A planı parlamenter rejimden tamamen çıkıp, başkanlık sistemine geçmesidir. Ancak, bir şekilde bu mümkün olmazsa, B planı İngiltere modeli olmalıdır.

Yani nispi modele dayalı seçim sistemimiz değiştirilmeli, dar bölge seçim sistemine geçilmelidir. Bu modele göre Türkiye 550 seçim çevresine bölünecek. Her çevrede, en fazla oyu alan aday kazanacak. Oylar ülke bazında değil, çevre bazında değerlendirilecek…

(Bu sistem halka yakın olan, halkın dilinden anlayan adayların lehinedir. Bu ülkede halka en yakın parti Ak Parti olduğu için doğal olarak Ak Parti, vekilliklerin çoğunu kazanacaktır…)

İngiltere’deki son seçimlere göre %37 oy alabilen Muhafazakâr Parti, meclisin %51’ine hâkim oldu. 650 üyeli mecliste 331 üye kazandı ve tek başına hükümeti kurabiliyor.

Eğer İngiltere’deki seçim sistemi, nispi sistem olsaydı Muhafazakâr Parti sadece 240 milletvekili çıkarabiliyordu. Bu da koalisyon demektir…

İngiltere kriz belasından kıl payı kurtuldu. O da seçim sistemleri sayesinde.

Ancak bu da sağlam bir kurtulma değil. Muhafazakâr Parti, sadece 6 üye fazlasıyla çoğunluğu sağlayabildi. Bu 6 üyenin, bir anlaşmazlık anında istifa etmesi durumunda yine koalisyon zorunlu olacaktır.

Parlamenter rejimin en iyi işlediği İngiltere de bile durum bıçak sırtı vaziyettedir. Her an bir kriz patlayabilir. 

Sonuç olarak dar bölge seçim sistemi tam olarak sorunu çözmüyor. Ancak koalisyon ihtimaline göre ehven-i şer oluyor.

Türkiye sağlam adımlarla yoluna devam etmek istiyorsa sistemini yarım yamalak değil büsbütün değiştirmelidir. Ancak olur ya, başkanlık sistemine geçmek gecikirse, en azından seçim sistemimiz revize edilmelidir…

Yazarın Önceki Yazıları
AB’nin Çöküş, İB’nin Doğuş Sancıları 20.03.2017Şehit Ahmet Özsoy: 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a 02.03.2017CHP−Ordu−AYM=İktidarsızlık 27.02.2017Trump’ın Yeltsin Olmasını Kimler Önledi? 14.02.2017Yeni Türkiye’nin Resmi: Nuri Pakdil 01.02.2017CHP’nin Sefaleti 17.01.20172016: Hacet Kapıları Yeniden Açıldı 31.12.2016FETÖ Yazıcıoğlu’nu Neden Öldürdü? 27.12.2016Siyasi Cinayetlere ve İran’a Dikkat 19.12.2016Zulüm Kemale Erdi: Zafer Yakındır 16.12.2016Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi 11.12.2016İsmet Sezgin Bir Darbeciydi 08.12.2016M. Kemal ve Castro Anti-emperyalist değildi 06.12.2016Haçlıların FETÖ ve İran Destekli Son Seferi 01.12.2016Bahçeli Kapıyı Neden Araladı? 24.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // Ersan TUNA
Hocam elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş ve çok güzel bir analiz olmuş. Dediğiniz gibi koalisyon dönemlerinde Türkiye her zaman bir adım geriden devam etmiş enflasyon oranı yükselmiş cari açık artmış borsa değer kaybetmiş kısacası siyasi istikrarsızlığa mahkum olmuş hale gelmiştir. Siyasi istikrar için başkanlık sistemi şart ......
13 Mayıs 2015 14:51