YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yalnızca 1 Kasım değil hedef; daha fazlası
12 Ekim 2015 10:33

Biz bilmiyorduk; o ana kadar en kanlı eylem olan 1 Mayıs 1977 katliamının 12 Eylül Darbesi’nin ilk adımı olduğunu...

5 Haziran 1977’de seçim vardı; dönemin CHP’si yükselişteydi. Ülke siyasal olarak “Demokratik Cephe”, “Milliyetçi Cephe” diye ikiye bölünmüştü. Süleyman Demirel-Bülent Ecevit kavgasında Ecevit öndeydi.

Taksim’de toplananlar Ecevit’e destek veriyorlardı.

İlk bakışta katliam seçim sonuçlarını etkilemek içindi. CHP tek başına iktidarı kıl payı kaçırdı.

1 Mayıs’ı sağ-sol; ülkücü-devrimci çatışması izledi. Ardından suikastlar dönemi geldi. Savcı Doğan Öz, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Kemal Türkler gibi toplumun önde gelen pek çok ismi sağdan ve soldan öldürüldü.

Maraş ve Çorum katliamları ile Alevi-Sünni çatışmasına oynandı.

Sonunda 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi geldi. 

Öncesi ve sonrası kaybeden Türkiye oldu. Gençliğini, demokrasisini, ekonomisini, hukukunu, geleceğe güvenini, inancını yitirdi.

O dönem sağda solda vuruşan, 12 Eylül zindanlarında ömür tüketen gençler yolda, belde, ofiste, Meclis’te karşılaştıklarında, konuşabildiklerinde nasıl oyuna getirildiklerini anlattılar birbirlerine... Pişmanlık duydular kullanılmış olduklarından...

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde yaşanan katliam 1 Mayıs 1977’ye benziyor.

Çoğumuz 1 Kasım seçimlerini etkilemeye yönelik bir katliam zannediyor ve birbirimizi suçluyoruz...

Önümüzdeki tehlike askeri darbeler değil. Askeri darbeleri yapabilecek NATO’ya bağlı Gladio düzeni yok artık.

Hedeflenen başka bir şey...

Siyasal partiler, liderler değil yalnızca...

Bu coğrafyada yaşayan her şey, herkes, her kurum, bizatihi devletin kendisi hedef...

Karşımızda devletler üstü bir organizasyon var. Biz buna şimdilik “küresel sistem”, “küreselciler” diyebiliriz.

Devletleri zayıf kılmak, kontrol altında tutmak ve istediklerini yaptırmak...

O yüzden karşılarında güçlü devlet olsun istemezler.

Her yerde, her devletin her kurumunda adamlar var onlar için çalışan...

Şöyle etrafımıza baktığımızda ne görüyoruz?

Afganistan bir devletti. Şimdi bir Afgan Devleti’nden söz edebilir miyiz? 

Irak Allah aşkına bir devlet midir? Şekle bakarsak evet.

Libya, Cezayir, Lübnan, Ürdün, Suriye diye ortalıkta bildiğimiz türden bir devlet var mı?

Filistin devlet bile olamadı..

Hepsi karışıklık içinde. Birileri bunu “Ortadoğu bataklığı” diye tanımlıyor, bir başkası “suikastlar, katliamlar, ölmeler, öldürmeler bir Ortadoğu geleneğidir” diyor.

Hiç birinin aklına Ortadoğu Küresel Sistem’in ürünüdür demek gelmiyor.

Avrupa’nın geçmişinde ne kadar savaş var idiyse Ortadoğu’nun geçmişinde de o kadar vardır. 

Fazla olanı küresel sistemin devletleri zayıflatma, küçük düşürme, kendi iç işleri ile oyalama planı ve uygulamasıdır.

Yunanistan’ı nasıl açıklayacağız?

Ekonomik kriz çıkartılarak bütün hava ve deniz limanlarına el kondu... Turizm adına neyi varsa elinden alınıyor...

Bir Yunanistan devletinden söz etmek giderek zorlaşıyor. 

Devlet kavramının ilk çıktığı yerlerden biridir eski Yunan.

Şimdi hesap Türkiye üzerine yapılıyor.

Gezi ile başladı Devlet’in yönetilemez hale getirilmesi... 17-25 ile sürdü.

7 Haziran sonrası siyaset birleşmek yerine ayrışmayı tercih edince yeniden atağa geçti Küresel Sistem.

20 Temmuz Suruç katliamı ile sahne aldılar... İzlerini kaybettirmek için sahneyi PKK’ya bıraktılar...

Onlar bitap düşüp “sahneden çekiliyoruz” dedikleri sırada 10 Ekim ile sahneye belli ki IŞİD’i sürdüler.

Paralel, PKK, IŞİD Küresel Sistemin kullandığı araçlar. 

10 Ekim’in hedefi 1 Kasım değil yalnızca; daha fazlası...

Türkler, Kürtler, İslamcılar, kurumların hepsi, siyasal partilerin tümü, liderlerin tamamı...

“Ortadoğu bataklığı” Türkiye’ye gelmiyor... Türkiye devletsiz bırakılmak isteniyor...

Unutmayalım. Ankara Garı Cumhuriyet’in, eldeki son devletin kuruluşunu simgeler. Mustafa Kemal Milli Mücadele’yi oradan yönetmiş, Ankara’da Meclis kurulurken o Tren Garı’nda kalmıştı.

Tam da o sembol üzerinden vuruyorlar.

Gelir mi Türkiye bu oyuna?

Birbirimizi düşman görürsek; evet, gelir.

Düşman Kürt, Türk, İslamcı, sen, ben değil. Düşman o parti bu parti değil. Düşman o lider, bu lider değil.

Düşman dışarda. Bizi birbirimize düşürerek ilerliyor.

Durabilirsek yan yana, tek tip olmadan, o çoğulculuğumuz, o farklılığımız ile...

Belki de o ilk Meclis’teki gibi...

Başarabiliriz.

Yazarın Önceki Yazıları
Kerkük: Çoban bizim, koyun bizim, kurt bizim... 16.10.2017Kimmiş bu ABD ile Türkiye’nin ortak düşmanı? 13.10.2017Gürültüsü bir gün bile sürmeyen vize yasağı! 11.10.2017Vaktidir... İncirlik ABD’ye kapatılmalıdır! 09.10.2017AK PARTİ: Yanlış giden şeyler mi var? 06.10.2017Kemal Kılıçdaroğlu o adımı atar mı? 04.10.2017ABD Suriye ve Irak’ta Barzani ve PKK ile kazanır mı? 29.09.2017Barzani, “Ankara-Bağdat-Tahran gürler ama Erbil’e yağmaz” diyor! 27.09.2017ABD “Şah” dedi; Türkiye, Irak, İran “Mat” yapabilir 25.09.2017Sorun Barzani mi; ABD ve kara gücü PKK mı? 22.09.2017Erdoğan masaya ilk kez bu kadar güçlü oturuyor 20.09.2017PKK ABD’nin esas oğlanıyken çözümü Washington’da aramak 18.09.2017Yanı başımızda yeni harita çizmeye kalkan adam: Brett McGurk 15.09.2017Erbil’den Akdeniz’e PKK-Barzani Devleti 13.09.2017Allah sormayacak mı; bilimde niye geri kaldın diye? 11.09.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.