YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yalnız, onurlu bir adamdı... Fikret Ertan
07 Şubat 2015 16:24

Ankara’da Güven Hastanesi’nde anjiyo olduğunda da hiç kimseyi istememişti yanına, kalp ameliyatı olduğunda da.

Bütün işlemleri kendisi takip etmiş, yardım kabul etmemişti.

Oysa yalnızdı. Bahçelievler’de gazete, dergi ve kitapla dolu evinde bir başına yaşardı. Eve kabul ettiği nadir misafirlerinden biriydim.

Zaman gazetesinin 6 kurucu isminden biriydi. Fehmi Koru, Nabi Avcı, Fikret Ertan, Adnan Tekşen, Mehmet Doğan ve Ali Bulaç. İslami kesimin sesi olsun, dünyada olup bitenlere farklı bir gözle baksın, en önemlisi de tarihe bir not düşülsün istemişlerdi.

Fikret Ertan 1986 yılının Kasım ayında Ankara Rüzgarlı Sokak Uçar Han’da yayına başlayan o gazetenin dış haberler editörüydü. Fehmi Koru genel yayın yönetmeni, Adnan Tekşen yazı işleri müdürüydü.

Gazetenin üç ayak üzerine oturan bir sermaye yapısı vardı. Sahibi Alaattin Kaya o ayaklardan biriydi ama gazete henüz Fethullah Gülen’in değildi.

Fikret Ertan’ı gazetenin çıkışından iki buçuk ay sonra tanıdım. Ocak ayında gazetede haber müdürü olarak çalışmaya başladım.

Fikret Ertan teknik servise yakın küçük bir odada neredeyse tek başına çalışıyordu.

Ben gazeteye haber müdürü olarak başladım ama daha üçüncü gün Zaman gazetesinin birinci sayfasını yapmaya başladım.

10 gün içinde sorumluluk bütünüyle benim olmuştu. İşte o zaman Fikret Ertan ile yakın çalışmaya başladım. Birinci sayfaya çıkacak dış haberleri birlikte seçiyorduk.

Öyle birinci sayfa için toplantı yapıldığını filan zannetmeyin, iş benimle sayfa sekreterinin üzerindeydi. Ben Fehmi Koru, Nabi Avcı, Fikret Ertan ve Adnan Tekşen arasında mekik dokuyarak birinci sayfayı yapardım. En büyük katkı daima odasında çalışır durumda olan Fikret Ertan’dan gelirdi.

Zaman kısa sürede Cumhuriyet’in muadili olmuş, ODTÜ gençliği iki gazeteyi birlikte okumaya başlamıştı. Gençler gazeteye çeviri, yazı, haber getiriyorlardı. Başörtü eylemi yapan gençlerin sesini duyurabildikleri yegane gazete Zaman’dı.

Beklenenin, düşünülenin ötesine geçmişti Zaman. Soldan, sağdan, her görüşten muhabir de çalışıyordu gazetede, her görüşün haberleri de yer alıyordu gazetenin sütunlarında. Gazete herkesin ilgiyle takip ettiği, farkına varılan bir yayın organı olmuştu.

Böyle bir hava yakaladığı sırada yaşadı o büyük kırılmayı Zaman.

Sermaye el değiştirdi, Fehmi Koru, Nabi Avcı, Adnan Tekşen, Mehmet Doğan gazeteyi terk etti. Bir süre sonra Koru’lar döndü.

Gazete bana, Fikret Ertan’a ve henüz mesleğin başında olan Tamer Korkmaz’a kalmıştı. Alaattin Kaya beni yazı işleri müdürü olarak atamış, Mehmet Durlu’yu da bir tür danışman olarak getirmişti.

İşte o süreçte Fikret Ertan ve Tamer Korkmaz ile yakın arkadaş olduk.

O yılın sonunda Zaman İstanbul’a taşındı. Tamer İstanbul’a gitti, ben Ankara temsilcisi oldum; Fikret Ertan ile devam ettim.

88 yazında ben gazeteden ayrıldım. Fikret Ertan ile ilişkim hep sürdü.

En kritik katkıyı Reha Muhtar ile Ateş Hattı programını yaparken tekrar Ankara’ya dönen Tamer Korkmaz ve Fikret Ertan verdi.

Dış politika ve güvenlik, savunma konularında yazıyordu. Kılı kırk yaran titiz bir araştırma, okuma alışkanlığı vardı. Yazıları çok iyi gidiyor, Ankara diplomatik çevrelerde etkili oluyordu. Yabancılar sıkça gelip görüş alırlardı kendisinden.

Onun yerinde başkası olsa çoktan farklı ilişkiler içine girer, pek çok kapının kendisine açılmasını sağlardı.

Fikret Ertan umursamadı bile. Yazarlığının en iyi olduğu anda bir gün bana “Eskişehir’e dönüyorum. Bu kadar” dedi.

Biliyordum; kendisinden çok ailesi için dönüyordu. “Ailemin bana ihtiyacı var” deyip gitti.

İçi biraz buruktu. Pekala Milliyet gazetesinde rahatlıkla yazabilecekken, Zaman’da üç kuruşa çalışıyordu. Buna itirazı yoktu. Kadere inanır, rızkına razı olurdu. Onu en çok üzen, uzman diye başkalarının görüşlerine yer verilmesi, kendisinin yok sayılmasıydı. Bilene saygısı büyüktü; bilmeden biliyor görünene öfke duyardı.

Ben İstanbul’a, O Eskişehir’e gitti.

Birkaç kez yanına ziyarete gittim. Yalnızdı; yine kitap, gazete dolu evde tek başına çalışıyordu.

Herkesin görmezden geldiği bir sırada Fikret Ertan’ı Eskişehir’de keşfeden Hülya Bostan oldu. İlk bana geldi “Fikret Ertan kitap yazar mı” diye.

Önce ben konuştum, sonra Hülya Bostan. Eski yazılarını derleyip toparladı; bir de önsöz yazdı. İki kitap Kızılelma Yayıncılık’tan çıktı.

Rusya’nın Dönüşümü (2001) ve Amerika’nın Dönüşümü (2003).

Fikret Ertan bir fikir emekçisiydi. Yalnız bir adamdı. Sadece Zaman’da yazdı; oysa Zaman onun kalibresinde değildi.

Dostlarından birer birer ayrıldı. Hiç birine ayrıldım demedi. Zaman’dan ayrılışı da öyleydi.

6 Mart 2014’te “yazılarıma hastalığım nedeniyle bir süre ara veriyorum” dedi ayrıldı.

Kardeşi Zeki’ye vasiyet etmiş; “cenazemi kimseye haber vermeden kaldırın” diye.

Hiç birimizin haberi olmadı.

Yalnız, onurlu insan Fikret Ertan öldü.

Mekanı cennet olsun inşallah.

 

Celal KAZDAĞLI

Yazarın Önceki Yazıları
Suriye için Türkiye, barış masası; ABD, askeri üs kuruyor 23.01.2017“FETÖ tu kaka” deyip ümidini Trump’a bağlayanlar! 20.01.2017İslam Ordusu’na ilk davet Irak’tan geldi 18.01.2017Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.