YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İki lider el ele vermez ise
20 Ocak 2015 07:59

Şayet eşi başörtülü olduğu için Abdullah Gül’e 2007’de “Cumhurbaşkanı olamazsın” denilmeseydi, bugün bu tartışmaların hiç biri olmayacaktı. Türkiye bambaşka bir gündemin içinde bulacaktı kendini.

2007’de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı gündeme geldiğinde birden Meclis’in önüne 367 şartı kondu.

AK Parti Anayasa Mahkemesi’nin desteklediği o şartı yerine getiremeyince Meclis Cumhurbaşkanı seçemedi.

“Cumhurbaşkanını halk seçsin” fikri işte o zaman hayata geçti.

Recep Tayyip Erdoğan halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Pek çok maddesi değiştiği için omurgası kalmayan bir Anayasamız var.

Böylesine bir anayasa ile bir sistemi sürdürmek mümkün değil.

Mevcut anayasa Cumhurbaşkanı’na Hükümeti toplama ve kabine toplantılarına katılma yetkisi veriyor.

Ancak icra yetkisi vermiyor.

Oysa Cumhurbaşkanı seçilebilmek için halka bazı sözler veriyor, yapacağı işleri anlatıyor ve o işleri yapmak üzere yetki istiyor.

Cumhurbaşkanı ikinci defa seçilme hakkına sahip. Eğer verdiği sözleri yerine getirmez ise halkın karşısına ikinci defa nasıl çıkacak?

Benzer durum Başbakan için de geçerli. Başbakan adayı halkın karşısına bir programla çıkıyor. Halk kendisine vaat edilen işlerin yapılması için oy veriyor.

Doğal olarak Başbakan seçilince programını uygulayacaktır.

Hem Cumhurbaşkanı kendi programını uygulayacak, hem Başbakan.

Oysa icra makamı tek: Bakanlar Kurulu.

Böyle bir sistem, çatışmaya ve kriz üretmeye aday.

Anayasa ve yasalar sorun çözmek için vardır. Öyle olmalıdır. Karşılaştığımız durum tam tersidir.

Şayet iki adam, Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu el ele vermezler ise kriz ve kaos kaçınılmazdır.

İki liderden birine “siz kenara çekilin” denemeyeceğine göre, ne yapılması gerekiyor?

İki liderin, anayasanın bu omurgasız hali karşısında sistemi çalıştırabilmesi için önlerindeki tek yol el ele vermektir. Ülkeyi birlikte yönetmekten başka bir yol yok önlerinde duran.

Çözüm süreci kritik bir aşamadan geçiyor. Paralel Yapı’ya karşı mücadele dönülmez akşamın ufkunda.

Suriye’de rejim halkını katletmeye devam ediyor. Biraz aşağıda Filistin’de işgal sürüyor.

En önemlisi de Batı İslam dünyasına savaş açmış; üstüne üstüne geliyor. Türkiye bütün mazlumların ve Müslümanların ümidi haline gelmiş. Sizden liderlik bekliyor.

Afrika, iç Asya, Balkanlar, Kafkasya yeni arayışında yanında seni görmek istiyor.

Böyle bir durumda ne yaparsınız?

Sırt sırta durmak, el ele vermekten başka bir yol var mı?

Tarihin, konjonktürün, sosyolojinin, fırsatların getirip önüne koyduğu bir mecburiyet ile karşı karşıyayız.

Başarmak için birlik olmak gerekiyor. Birlik olmak karşılıklı nezaket gösterisi, yan yana durmak değildir sadece.

Her olay, konu hakkında ortak tutum almaktır birliktelik. Yol haritası belirlemek ve o yolda yürümektir.

Onun için konuşmak, sorunları tartışmak gerekir.

“Neden bu kadar uzun sürdü”, diyorlar.

Her halde yemek yiyip, çay kahve içmek için toplanmadılar.

Bu ülkeyi, Türkiye’yi birlikte yönetmek için oradaydılar.

 

Yazarın Önceki Yazıları
“FETÖ tu kaka” deyip ümidini Trump’a bağlayanlar! 20.01.2017İslam Ordusu’na ilk davet Irak’tan geldi 18.01.2017Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Sonucu kim belirleyecek: Liderler mi sahadaki örgütler mi? 16.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.