YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İdam Sehpasından Mikrofona Uzanan Değişim
07 Mayıs 2013 09:15

Diyarbakır yayını bir yıldönümüne denk düştü. Gerçi bu coğrafyada anlamı olmayan bir gün neredeyse kalmamış.

6 Mayıs, Şeyh Sait ve arkadaşlarının idam edildiği gün. Biz de aynı gün onların idam edildiği Dağkapı meydanında “Çözüm İçin Sen de Konuş” dedik Diyarbakır’a.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını da Şeyh Sait ve 70 arkadaşının idam edildiği meydanda andık.

Dün idam sehpasının kurulduğu meydanda bugün yayın yapmış olmamız bile Diyarbakır’da nelerin değiştiğini gösteriyor.

Diyarbakır’da siyasi bilinç çok yüksek. Şehirde yaşayan herkesin sözel bir tarih belleği var. Size sosyolojik ve siyasal analiz yapabiliyorlar.

Diyarbakır’ın Taksim’i diyebileceğimiz Ofis’te Galatasaray’ın şampiyonluğunu coşkuyla kutlayan kalabalıklar arasında dolaşırken sohbet ettiğimiz bir Diyarbakırlı, yaşananları nasıl gördüğünü bize bir çırpıda özetleyiverdi:

“Çelik-çomak oynayanlar, burayı futbol sahasına çevirdiler. ABD, İngiltere, Almanya, İsrail... Hepsi bu oyunun arkasında olan ülkelerdir. Bu şehrin üzerinden geçmeyen kalmadı. Çelik-çomak oynamak isteyenler bir yeri karıştırmaya karar verdiklerinde ne yaparlar biliyor musunuz? İşe medyanın yüzde 51’ini satın almakla başlarlar. İşleri bitince de satıp giderler. Bölgede bizim dengimiz bir ülke yok. Kimse bizim karşımıza çıkamaz.”

Tek başına bu izah bile halkın pek çok şeyin farkında olduğunu gösteriyor.

Belki de o yüzden barışı bu kadar çok istiyor Diyarbakırlı. Dünü değil yarını konuşmayı tercih ediyor.

Başka şehirlerden farklı olarak Diyarbakır Dicle Üniversitesi kendini şehre tümüyle kapatmış değil. Yaşananları kendi konusu olarak gören çalışma yapanlar var. Onlardan biri olan Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rüstem Erkan barışı, değişen sosyolojinin bir sonucu olarak görüyor.

Sürecin tamamlanması ile yeni bir dönemin başlayacağını, asıl önemli olan şeyin geleceği doğru bir şekilde planlamak olduğunu belirtiyor.

Diyarbakır 80’den sonrasını baskı altında ve çatışma ortamında yaşayan bir şehir. 30 yıldır insanlar bir yerden bir başka yere savrulmuş durmuş. Onlar için doğru dürüst bir çalışma ortamı hiç olmamış.

Doğru dürüst işi olmayan, çalışma alışkanlığı bulunmayan kalabalık bir nüfus var. Hep başkalarından bekleyen o nüfusun bir dinamizme dönüştürülmesi gerekiyor.

Diyarbakır Ticaret Odası Başkanlığı’na yeniden aday olan Mehmet Kaya, ilk bakışta dezavantaj gibi görünen bu durumun fırsata dönüştürülebileceğine inanıyor.

İyi planlandığı ve yönetildiği zaman Diyarbakır’ın bölgenin ekonomik, siyasi ve kültürel merkezi olacağını söylüyor. Bölge denince aklına Irak Kürdistan’ından Şam’a kadar uzanan Mezopotamya coğrafyası geliyor.

Özgür Haber gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Naci Sapan, şehirde çok dilli Mezopotamya üniversitesini kurmak için harekete geçildiğini anlattı. Kürtçe ve Türkçe eğitime başlayacak, daha sonra Farsça ve Arapça dillerine de yer verecek.

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi gibi kuruluşların varlığı, yeni bir üniversite arayışı şehrin bir süreden beri kendini geleceğe hazırladığının göstergeleri.

DİTAM’ın yöneticisi Sedat Yurttaş, Azadi İnisiyatifi Koordinatör Yardımcısı Av. Muhammed Akar hem yarını düşünüyorlar hem de Batı’ya konuşabiliyorlar. Sürecin ayrılık değil, birleşme yönünde olduğunu söylüyorlar. Türkiye’nin yarınına olan inançları çok büyük ve onlar için de coğrafya sınırlardan ibaret değil.

Ermenilerin hikayesini anlatan “Gittiler” romanının yazarı Şehmuz Diken ise bize Diyarbakır’da var olan güçlü edebiyat akımının gelecekte oynayabileceği rolü anlattı.

Programı eski bir söz olan “Yedi yıl açlık olsun yeter ki bir yıl düşmanlık olmasın” umuduyla kapattık.

Tam Dağkapı’dan ayrılmaya hazırlanırken genç bir hanım geldi. Derin bir acı yaşadığı her halinden belli olan genç kadın kendini “ben öğretmenim” diye tanıttı.

Kardeşi 16 yaşındayken kaybolmuş. Dağa çıktığına dair bir bilgi gelmiş. Ama 11 aydır kendisinden haber alamamışlar.

Bizden kardeşi gibi 18 yaşından küçük çocukların eve dönüşlerine izin verilmesini istedi.

Talebi çok netti:

“Bundan sonra nerede yaşayacakları onların iradesine bırakılmamalı, küçükler; onların nasıl iradesi olabilir ki. Doğrusu derhal ailelerine gönderilmeleridir.”

Bazen basit jestler, büyük adımların önüne geçebilir.

 

Celal KAZDAĞLI

7 Mayıs 2013

Yazarın Önceki Yazıları
“FETÖ tu kaka” deyip ümidini Trump’a bağlayanlar! 20.01.2017İslam Ordusu’na ilk davet Irak’tan geldi 18.01.2017Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Sonucu kim belirleyecek: Liderler mi sahadaki örgütler mi? 16.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.