YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hasan Cemal’i Kandil’e Götüren Gazetecilik Aşkı mı?
27 Mart 2013 09:04

Lozan sonrası kaldırılıp rafa konan Misak-ı Milli, 90 yıl sonra Diyarbakır’da meydana inince, Türkiye’nin gündemi değişmekle kalmadı, bölge de o günden sonra yeni bir döneme girdi.

Misak-ı Milli Cumhuriyet’in değil Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın kabul ettiği bir kavram. Devletin çekilebileceği son sınırları anlatıyor.

Ankara Meclisi bu umdeyi aynen benimsedi ve bu hedefi gerçekleştirmek için mücadele etti.

İstanbul’un ilan ettiği, Ankara’nın uğruna savaştığı, Misak-ı Milli’ye Diyarbakır’dan bakınca ortaya bambaşka bir tablo çıktı.

Diyarbakır o gün Halep’i de içine alan Musul Vilayeti ile Anadolu coğrafyasını birleştiriverdi.

Önümüze koyduğu ufuk silah bırakmak, barışmak kavramlarının çok ötesine geçti.

Eskinin yerini yeni bir paradigma aldı.

Çözümün pek çok şeyi değiştireceği anlaşıldı.

Durumu en erken gören ve gereğini yapan İsrail oldu.

Türkiye’den özür diledi.

Arka arkaya yaşanan bu iki olayı Doğan Grubun domine ettiği medya önemsizleştirme çabasına girdi.

Hürriyet ertesi gün Yazı İşleri Masası’nı Diyarbakır’a kurdu. Silah bırakma çağrısının Diyarbakır’ı rahatlattığını anlattı. Olayı bir şehir ve BDP ile sınırladı.

Nevruz’un ve çağrının ifade ettiği asıl önemi örttü.

Nevruz’dan iki gün sonra ise Ertuğrul Özkök “Diyarbakır’a huzur geldi acaba öteki mahallelerde neler oluyor” diye sordu ve “Türklerin yüzde 45’i Kürtlerin sabun olmasını istiyor” deyiverdi.

Bu deli saçması ile hem çözüm sürecine bir bomba attı, hem de İsrail’i özür dileten Türkiye’nin başarı öyküsünü gündemden düşürdü.

Nevruz ile rahatlayan Türkiye özrün coşkusunu bile yaşayamadan sabun hikayesi ile meşgul oldu.

Arkasından aynı gün yapılan iki ayrı röportaj ile Türkiye bu gelişmelerin öznesi ve motoru olmaktan çıkarıldı.

Hürriyet Cansu Çamlıbel’i Tel Aviv’e gönderdi, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile bir röportaj yaptı.

İsrail tezlerinin aktarıldığı röportaj ile Tel Aviv’in özür dileyerek Ankara’ya ne büyük iyilik yaptığı anlatılmaya çalışıldı.

Şimon Peres’e vakti zamanında “One minute” çeken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adı bile yoktu sayfalarda.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mikrofon uzatmayı nedense unutmuşlardı.

Ahmet Davutoğlu diye biri zaten yoktu.

Logonun altında yer alan “Türkiye Türklerindir” yazısının dışında Türkiye o gazetenin birinci sayfasının dışına çıkarılmıştı.

İkinci Röportaj Hasan Cemal tarafından Kandil’de Murat Karayılan ile yapıldı.

Derya Sazak’ın “işine son verirken patronuna bile bilgi verme gereği bile duymadığı” Hasan Cemal, röportajını t24 sitesine verdi oradan bütün medya alıp kullandı.

Öcalan’ın “silahlı güçler en kısa zamanda dışarı çıksın” mesajını verdiğinin ikinci günü Hasan Cemal “Hayır, sonbahar’dan önce çıkmayacaklar” diye yazdı.

Murat Karayılan ile Habur ve Oslo sürecinden sonra iki röportaj yapan “bilge” Hasan Cemal, şimdi yine barışın gerçekleşmeyeceğini vaaz etti.

Hem Türkiye’yi hem Öcalan’ı özne olmaktan çıkardı.

Hemen herkes Hasan Cemal’in gazetecilik aşkından söz etti. Köşesini elinden alsalar bile onun gazetecilik yaptığını anlattılar.

“Köşesi elinden alınan bir gazeteciye bütün gazetelerin birinci sayfasını açan kim?” diye soran olmadı.

 

Celal KAZDAĞLI

27 Mart 2013

Yazarın Önceki Yazıları
Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Sonucu kim belirleyecek: Liderler mi sahadaki örgütler mi? 16.12.2016Ne güzel bir slogan: “Ordu Halep’e!..” 14.12.2016Artık adını koyalım: Bu iş; Terör değil, Savaş 12.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.