YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gurur: Koç’un Boynunda Esaret mi; Göğsünde Madalya mı?
24 Eylül 2013 11:42

Doksanlı yılların başıydı.

Ankara’nın Sıhhıye semtinde Anadolu Ajansı’nın eski merkezine yakın beş yıldızlı bir yeni otel açılmıştı.

Önemli toplantılar, kokteyller orada yapılıyordu.

TUSİAD geleneksel hale getirdiği Ankara buluşmalarından birini orada gerçekleştirdi.

Yeni yılın başlangıcı olmalı. Ankara’nın o bildik kış günlerinden biriydi.

Ben gazetecilikte onuncu yılımı tamamlamak üzereydim. Ankara’da TBMM dahil izlemediğim bir alan, gitmediğim siyasi parti, devlet dairesi hemen hemen yoktu.

Siyasetinden bürokrasisine, Genelkurmay’dan yüksek yargı kuruluşlarına, güvenlik bürokrasisinin hemen her kademesinden diplomatik misyona kadar her kapıyı çalmışlığım vardı.

Siyasi partilerin eksiksiz tamamı ile işçi sendikalarının tümünün genel kurullarını izlemiş genç bir gazeteciydim.

Bilmediğim tek alan iş dünyasıydı.

Onları tanımıyordum.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin genel kurullarını da izlemiştim ama nedense onları iş dünyasının temsilcileri olarak görmüyordum.

TOBB benim için o zamanlar herhangi bir kitle örgütünden öte bir anlam ifade etmiyordu. Bir tür bürokratik yapı olarak görüyordum onları.

TUSİAD çok farklıydı. Gerçek iş dünyası onlardı benim için.

Kokteyl henüz başlamadan oradaydım.

Sakıp Sabancı’yı ilk kez orada gördüm; el sıkışıp sohbet ettim.

Erken gitmenin avantajı ile başka pek çok iş adamı ile de konuştum.

Salon bürokratlar, siyasiler, bakanlar ve iş adamları ile epey doluydu.

Rahmi Koç salon demini aldığı sırada belki de en son konuk olarak geldi.

Doğrusu ben de onu bekliyordum.

Kapıdan girdiği andan itibaren sadece Onu izledim.

İçeriye girdi, karşılayanlardan sonra otelin garsonları büyük bir dikkat ile ikram için yaklaştılar; biri yol açtı diğeri tepsiyi uzattı.

Ben garsonun hemen yanındaydım.

Rahmi Koç “patlamış mısır var mı” diye sordu.

O an garsonun afalladığını fark ettim.

Ağzından yarım yamalak bir “yok efendim” sözü çıktı.

Rahmi Koç arkasına döndü kendi adamına bir işaret yaptı.

Hepimiz daha bir dikkat kesildik.

Rahmi Koç’un bir başka adamı garsonları uzaklaştırdı.

Adamı kadehte viski getirip Rahmi Koç’a ikram etti. Yanında duran bir başkasının elinde ise patlamış mısırla dolu bir kap vardı.

Rahmi Koç viskisinden yudumluyor, kimi zaman da bakmadan elini uzatıyor patlamış mısır alıp yiyordu.

Benim için kokteyl o andan itibaren Rahmi Koç’u izlemekti.

Bazen yanı başında, bazen karşısında kimi zaman uzaktan bütün dikkatimle Rahmi Koç’u izledim.

Ne el sıkmak içimden geldi, ne gidip bir soru sormak.

Sanki başkaları da öyleymiş gibi bir izlenime kapıldım.

O gece hiç kimse Rahmi Koç ile doğru dürüst sohbet edemedi.

Salonda soğuk bir hava varmış gibi geldi bana.

Çok kalmadı o toplantıda Rahmi Koç.

Hani ordu evlerinde düğün olur ya...

Komutan bir bahane ile erken çıkar gider...

O gidince herkes bir rahatlar...

Düğün ondan sonra başlar...

İşte ona benzer bir şey oldu.

Rahmi Koç o kokteylden ayrıldıktan sonra salon rahatladı, yeniden aşina olduğumuz o Ankara havasına büründü.

O olaydan birkaç yıl sonra Vehbi Koç ile bir araya geldik.

Reha Muhtar ile TRT’de Ateş Hattı programını yapıyorduk. Nüfus planlaması ile ilgili bir programda Vehbi Koç konuğumuzdu. Programı biz Ankara’da yapıyorduk. Vehbi Koç nedeniyle o çekim İstanbul’da yapıldı.

Ulus’ta TRT’de karşıladığımız, uzun süre sohbet ettiğimiz Vehbi Koç başka biriydi. Rahmi Koç’un Ankara’da bende bıraktığı izlenimin tam tersiydi.

Sonraki yıllar en az 10 defa Rahmi Koç ile aynı salonda, aynı toplantılarda bulundum. Gazeteci olarak çok yakınına kadar gittim.

Her seferinde soru sorabilir, elini sıkabilirdim.

Ama ne elini sıktım, ne soru sordum.

Üzerinde çok düşündüm; bu durum benden mi kaynaklanıyor diye.

Oysa ben Vehbi Koç’un bütün kitaplarını, demeçlerini dikkatle okumuş, belgesellerini izlemiş biriydim.

Sadece Vehbi Bey değil, Koç Ailesi’ne karşı aynı ilgiyi gösterdim.

Yalnızca izleyip okumadım, çok kişi ile de Koç Ailesi’ni konuştum. Onları tanıyanların değerlendirmelerini, anekdotlarını dinledim.

Bayiliğini üstlenmiş kişilerle özel olarak tanıştım. Aile ve Grup ile olan ilişkileri üzerine sohbet ettim.

Merak ettiğim soru hep şuydu:

“Koç Ailesi Türk toplumunu, Anadolu’yu nasıl izliyor, onları tanımak, ne düşündüklerini anlamak için ne yapıyor?”

Vehbi Koç’un bayileri dolaştığı, onları dinlediği, beklemedikleri bir anda arayıp kendilerine herhangi bir konuda görüş sorduğuna dair çok şey dinledim.

O insanların “Vehbi Bey nabız tutardı. Ne halde olduğumuzu bilirdi” dediklerini hatırlıyorum.

Rahmi Bey’i soğuk bir Ankara akşamında gördüğüm o tarihten sonra Koç Ailesi hakkında böyle şeyler duymaz oldum.

Otelin o sıcak salonunda Rahmi Koç’un estirdiği soğuk rüzgarların esintilerini hissettirdi dinlediklerim.

O fotoğrafı gördükten sonra bir kez daha düşündüm.

Anadolu’da bir zamanlar Koç’un bayisi olmak göğse takılan bir gurur madalyası gibiydi.

Şimdilerde ise o gurur, Koç Ailesi’ni esarete götüren bir yaftaya dönüşmüş görünüyor.

Koç ve Anadolu şimdi ayrı şeyler gibi duruyor.

Sanki “gönülden gönüle giden bir yol” yok aralarında.

 

Celal KAZDAĞLI

Yazarın Önceki Yazıları
Sorun Barzani mi; ABD ve kara gücü PKK mı? 22.09.2017Erdoğan masaya ilk kez bu kadar güçlü oturuyor 20.09.2017PKK ABD’nin esas oğlanıyken çözümü Washington’da aramak 18.09.2017Yanı başımızda yeni harita çizmeye kalkan adam: Brett McGurk 15.09.2017Erbil’den Akdeniz’e PKK-Barzani Devleti 13.09.2017Allah sormayacak mı; bilimde niye geri kaldın diye? 11.09.2017ABD’nin hamlesi Zafer Çağlayan; Ankara’nın cevabı ne? 08.09.2017Güneyden kuşatılan ülke: Türkiye 06.09.2017Gayri Nizami Harp yapan ABD ile dostluk nasıl olacak? 28.08.2017Devlet emperyalizme karşı savaşla kurulur işbirliğiyle değil 23.08.2017Kapanan camiler kurulan ABD üsleri 21.08.2017Dengeleri değiştiren Ankara ziyareti 18.08.2017Enternasyonal bir dayanışma değil Hibrit savaşı 16.08.201716. Yılında AK Parti: Yoluna devam ediyor 14.08.2017Türk milletinin sınıra çekilen duvarla imtihanı 11.08.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
15:49
 // Oktay D Gezer
DİA(Denize İşeyen Adam)'ın medyaya yansıyan o hareketi de bir nevi cemiyete/dünyaya meydan okuma değil midir?Anlasiliyor ki huyu alcakgonullu dedesine degil de mağrur babasına çekmiş,ne diyelim:"mağrur olma Padişahım senden büyük Allah var"!!!...
24 Eylül 2013 15:49