YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Farklı Bir Kuşak
13 Mayıs 2014 12:40

Düzce’de üniversitenin bahar şenliğinde bir fotoğraf karesi dikkat çekti.

Türbanlı genç kızlar, erkek arkadaşlarının omuzlarında eğleniyorlardı.

Fotoğraf ve görüntüler medyada yer alınca ilk tepki AK Partili bir milletvekilinden geldi.

Doğrudan türbanlı kız öğrencileri hedef alan bir eleştiriydi bu.

Sadece Düzce’de üniversitenin bahar şenliğinde görmüyoruz biz bu kareyi.

Anneler günü sabahın saat 9’unda eşimle birlikte Kuzguncuk’taydık.

Son dönem gelin ve damatların fotoğraf çektirmek için tercih ettiği bir yer Kuzguncuk.

Yine bir grup insan vardı anı fotoğrafı çektirmek için o sabah.

Açık, mini etek giymiş kızlarla, türbanlı kızlar yan yanaydılar. Aynı fotoğraf karesine girip anı fotoğrafı çektiriyorlardı.

İkindi vakti Fatih Camii’ndeydim. Star yazarı Cemil Ertem eşini kaybetmişti. Onun cenaze törenine katıldım.

Cami avlusunda türbanlı ve başı açık kadınlar kol kolaydı.

Sadece genç kızlar arasında gözlediğim bir durum değil bu. Genç erkekler de benzer tutum içindeler.

Dünya görüşleri, siyaset anlayışları farklı ama yan yanalar.

50’liler; 60’lar; 70’ler Geride mi Kaldı?

Tek parti dönemini bir kenera bırakırsak soğuk savaşın inşa ettiği 50’liler sonrasının dünyası geride kalıyor galiba.

50’lilerde Demirkırat ve Halkçı diye kahvelerin, camilerin ayrıldığı dönem vardı. Tam da NATO’nun, GLADİO’nun Türkiye’ye yerleştiği yıllar.

O zaman bir düşmana ihtiyaç vardı “bir dost”un gelip sizi kurtarması için.

Düşman komünistlerdi… Dost Okyanus ötesinden gelip Komünizmle Mücadele derneklerini kurduruverenler…

Bu iş sonra sağ-sol çatışmasına, ardından ülkücü-devrimci boğazlaşmasına dönüştü.

Darbeler bu ayrılmalar, kutuplaşmalar ve çatışmalar üzerine geldi.

Yetmeyince Kürt-Türk kavgası gündeme getirildi. Eksik kalan Alevi-Sünni ayrımıyla tamamlanmak istendi.

Olmayınca iş Laiklik-Şeriatçılık kavgasına kadar götürüldü.

O kuşakların insanları bir araya gelmezlerdi. Kavga ederler, çatışırlar, birbirlerini öldürürlerdi.

İçlerinde durumun traji komik halini anlayanlar sonradan bir birleriyle konuşmaya başladı.

O buluşmalar, konuşmalar ne yazık ki dostluğa dönüşmedi. Bireyler çay ocağında, kahvede, ofiste bir araya geldi ama aileler buluşup kaynaşmadı.

Değişen Sosyoloji

80’den sonra doğanlar, ama asıl 90’la birlikte doğanlar öncekilerden farklı özellikler gösteriyorlar.

Onlar farklı görüşe, inanca, anlayışa, siyasal davranışa sahip olsalar da birlikte olabiliyorlar.

Aynı şeylere gülüp, benzer şeylerden üzüntü duyuyorlar.

Dünyaları ayrıymış gibi görünse de birlikte yaşıyorlar. Birbirlerinin evlerine gidip geliyorlar; zamanlarının çoğunu birlikte geçiriyorlar.

Sadece kendileri değil, eşleri, nişanlıları, arkadaşları ile biraraya gelip konuşabiliyorlar.

Bu farklı ve yeni bir sosyoloji.

Değişen başka bir şey daha var.

Türkiye’nin kent nüfusu kır nüfusunu çoktan aştı. Kentli gibi davranma köylü alışkanlığının önüne geçmiş durumda.

Karşımızda kentli gibi davranan bir 30 yaş nüfus var.

Onları anlamadan Türkiye’yi anlamak zor olur.

Bu iş türbanlı genç kızı erkeğin omuzunda görünce feryat etmekle, parmağını uzatıp “olamaz” demekle yönetilebilecek bir mesele değil.

Siyaset sadece Metin Feyzioğlu’na ders vermekle sonuç alınan bir iş olmaktan çıkmış görünüyor.

Aşağıda, derinde değişen ve klasik yüzde 70-30 dengesini alt üst eden bir dalga olduğunu görmek gerekiyor.

Farklı bir kuşak geliyor.. Hem de genel geçer siyaset anlayışını her an alt üst edebilecek bir potansiyelle.

 

Celal KAZDAĞLI

Yazarın Önceki Yazıları
“FETÖ tu kaka” deyip ümidini Trump’a bağlayanlar! 20.01.2017İslam Ordusu’na ilk davet Irak’tan geldi 18.01.2017Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Sonucu kim belirleyecek: Liderler mi sahadaki örgütler mi? 16.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
21:09
 // ÇAKMAK TAŞI
Eğer yayınlanırsa aşağıdaki yorumuma açıklık getirmek istiyorum. Kardeşim, ben; altında dapdar bir kot ile türbanlı bir kız görmek istemiyorum. Tesettür ve setr'in de bir adabı ve usulü vardır. Ben sırf barış içinde yaşamak için, camide alkol festivali yapılmasına müsade edemem. Bu İlahi kanuna aykırıdır. Allah gülü neden amber toprağıyla değil de, pis kokulu bir tezekten mis kokulu bir gül haline getiriyor... İşte bu, tezek ile gül arasındaki çatışmanın zafer elde eden gülün ganimetidir. Asıl dayanışma burdan gelir....
13 Mayıs 2014 21:09
20:55
 // HAREKET VE BEREKET
Olaya sosyolojik bakımdan ve birazda haddimi aşarak yorumda bulunacam.
Tabiat, durağanlık ve çatışmazsızlığı kabul etmez. Mutlaka farklılaşım olmalıdır. Düşünün bir kere... Dünyada savaşlar olmazsa, kötü ile iyi arasında bir akım veya elektrik olmaz ise, dünya ne işe yarardı. Oldu olacak; türbanlı kızlar, kaslı çıplak erkeklerle kucak kucağa poz versin...(!) Hayır. Ben bu durumu kabullenemem. Sulh için bazı değer ve inançlarımdan taviz veremem. Tabiat veya evren, her zerresi ile bir çatışma içindedir. İşte bu çatışma ile tabiat diri kalıyor. Bir jeneratör, durağan halde asla elektrik üretemez. Mıknatısın (+) ve (-) gurupları biribirileri ile olan mücadelesi elektrik üretir. Yeterki çarkı döndüren su, adalet olsun....
13 Mayıs 2014 20:55