YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ergenekon: 28 Şubat ve Özal Davasına Açılan Kapı
07 Ağustos 2013 11:06

Medyadaki havaya bakıp karamsar olanlar var.

“Ergenekon davasından çıkan kararlar toplumda karamsarlığa yol açtı” diyorlar.

Toplum gerilmiş ve ikiye bölünmüş.

17 bin 500 faili meçhulün yaşandığı dönemde toplum ne olmuştu?

28 Şubat sürecinde toplum gerilmemiş, bölünmemiş; şimdi mi bölünmüş?

17 bin 500 faili meçhulün yaşandığı dönemde sesini çıkaramayanlar, ölümleri sıradan vaka olarak kabul edenler toplam 250 kişinin mahkumiyeti karşısında toplumun bölündüğünden nasıl oluyor da söz edebiliyorlar?

Ergenekon Davası, türünün ilk örneğidir.

Türk yargısı, Türk toplumu, Türk siyaseti, Türk medyası böyle bir dava ile ilk kez karşılaşıyor.

Devlet içinde örgütlenmiş, devletin imkanlarını kendi çıkarları için kullanan dar bir grup, ülkeyi istedikleri gibi yönetmişler; seçilmiş sivilleri kendi istekleri doğrultusunda davranmak mecburiyetinde bırakmışlar.

Onlar üzerinde her türlü tahakkümü kurmuşlar.

Üstelik bunu 1950’lili yıllardan bu yana sürdürmüşler.

Bugüne kadar bizim önümüze sadece asker, polis ve istihbaratçıyı koymuşlar.

“Onlar silah zoruyla ülkeyi istedikleri gibi yönetiyorlar” demişler...

Ergenekon Davası, bunun bir yalan olduğunu bize gösterdi.

Askerlerin, polislerin ve istihbaratçıların arkasında, onlara emir veren bir başka grubun olduğunu kanıtladı.

Bu öyle bir yapı ki...

İçinde iş adamları var...

Politikacılar var...

Bürokratlar var...

Üniversite var...

Yargı var...

Medya var...

En önemlisi onların bağlı olduğu uluslararası güçler var.

Bu örgüt yerli ve yabancı güçlerden oluşuyor...

Asıl hakimiyet yabancıların elinde.

Onlar kontrol ediyorlar ve istedikleri gibi yönlendiriyorlar.

Ergenekon Davası bu devasa yapıya dair bir fotoğrafı önümüze koydu.

Bu bile korku salmaya yetti.

Bu bile milletin rahat bir nefes almasına sebep oldu.

Devlete çöreklenmiş adına Ergenekon denilen bu yapı kendi karşıtını da içinde barındırıyor.

Tezi ve karşı tezi birlikte kontrol ediyor.

O yüzden birbiri ile kavgalı isimlerin aynı örgüt içinde yargılanması insanları ilk başta yadırgattı.

Ancak bu şaşkınlık kısa sürdü.

Örgütün her kılığa girdiği, her renge büründüğü anlaşıldı.

Bunu ispatlayan Mahkeme oldu.

Davanın büyüklüğü, türünün ilk örneği olması elbette bazı hataları, eksiklikleri beraberinde getirdi.

Mesela Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un durumu; Mahkeme açısından en dramatik hatalardan biridir.

Ama ona rağmen Mahkeme büyük başarı elde etti.

Sanıkların, sanık avukatlarının, medyanın, CHP’nin ve dışarıda kalan örgütün tüm unsurlarının mahkemeyi yok sayma, savunma yapmama, kararı baştan yok hükmünde ilan etmesine, her türlü kampanyasına rağmen mahkeme davayı yürütmüş ve sonuçlandırmıştır.

Bu Türk yargı sistemi ve demokrasisi açısından bir başarıdır.

Elbette her dava ve mahkumiyet kendi içinde bir dramdır.

İnsanların mahkum olması, geride kalan aileleri açısından acıdır; kabul edilmesi zor bir durumdur.

Ama öte yandan yıllardır Türk demokrasisine indirilen bir darbe var.

Yıllardır sürdürülen bir zulüm var.

Ortada 17 bin 500 faili meçhul var.

Binlerce şehit var.

On binlerce ölüm var.

Ortada bu tabloyu yaratan bir üst yapı, bir örgüt var.

Onun bir parçası ortaya çıkartılıyor.

Mekanizmanın nasıl çalıştığına, örgütün ne şekilde inşa edildiğine dair ortada somut bir durum var.

Ergenekon Davasının en büyük kazancı Türkiye’yi yıllardır cenderesi altına almış örgütün varlığının ortaya çıkmış olmasıdır.

Mahkeme Ergenekon diye bir örgütün var olduğunu kabul etti.

Bundan sonrası kolay olacaktır.

28 Şubat, Özal’ın zehirlenmesi, Ecevit’in öldürülmek istenmesi...

Daha çabuk ve hızla gündeme gelecektir.

Ergenekon Davası ile açılan bu kapıdır.

 

Celal KAZDAĞLI

Yazarın Önceki Yazıları
Tartışılan konu: FETÖ’nün siyasi ayağı! 24.05.2017Başarmak için Erdoğan’ın önünde hiç bir engel yok 22.05.2017Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 98. yılında Türkiye 19.05.2017Türkiye... yeni bir yolculuğa yelken açıyor... 17.05.2017Türkiye ABD’yi neden ikna etmek durumunda olsun ki 12.05.2017Erdoğan-Trump görüşmesinin bir önemi kaldı mı? 10.05.2017CHP’nin Fikri Sağlar kararı kurultay davetiyesi gibi 08.05.2017ABD’nin “çatışmasız bölge” çalımı: PKK’ya verilen 22 tır silah 05.05.2017Üye olduğu gün o fezleke Meclis’e gönderildi 03.05.2017Erdoğan AK Parti’ye dönerken CHP’de ne oluyor? 01.05.2017Ringde dayak yiyen boksör görüntüsü 28.04.2017Yeniden sahaya çıkan Türkiye kimin oyun planını bozuyor? 26.04.2017“En birinci Reisçi benim!..” kavgası 24.04.2017CHP provokasyonun eşiğinden nasıl döndü 21.04.2017Kılıçdaroğlu’nun tek çıkışı: O karardan vazgeçmek 19.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
22:08
 // MEYAN ŞERBETİ
Çok insan tanırım, meyan şerbeti sevmeyip de, sonradan tiryakisi olanı...
Ne mi alakası var? Alaka olmasa da benzerlik var. Hayatında Demokrasi nedir hiç görmemiş duymamışlar, ''bu Demokrasi de ne oluyormuş, bizim eski düzen daha hoş'' diyebilirler. Ama şu Demokrasiyi bir tadın hele, bakın nasılmış. Şimdiye kadar, çiğ soğan yediğinizin farkına varın. Ne diyorlardı literatür de buna?; edinilmiş hayat tarzı sendromu diye bir şey vardı. İşte hali ahvalimiz böyle....
08 Ağustos 2013 22:08