YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Erdoğan; Diz mi Çökecek; Mücadele mi Edecek?
05 Haziran 2013 12:44

Ne dedi Gezi Parkı protestosunun 7. gününde Prof. Dr. Ahmet İnsel?

“Başbakan bu eli kaybetti” dedi.

“Artık Türkiye’yi Erdoğan temsil etmiyor” diye yazdı Ertuğrul Özkök.

BBC hedefin ağaçlar değil Erdoğan olduğunu açıkça söyledi, Financial Times’ın başyazısını aktarırken:

“Türkler şimdi ağaçların kesilmesini önlemek için tekrar sokağa çıktılar. Ama aslında modern Sultan Erdoğan’a karşı öfkeliler.”

Mehmet Ali Alabora da tweet’ten duyurmuştu meselenin üç-beş ağaç olmadığını.

Meselenin doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğu bugün daha net anlaşılıyor.

Gezi Parkı’nı korumak için ortaya çıkanlar kentin orta sınıfı diyebileceğimiz bir kesim.

Son derece masum ve demokratik bir talep için ortaya çıktılar.

Ama onların bu talebi hızla başka bir yere taşındı. Ağaca sahip çıkanlar birden kendilerini Başbakan’ı protesto ederken buldular.

Kentine sahip çıkma dışında bir derdi olmayan bu kitle nasıl oldu da birden siyasi bir hesaplaşmanın parçası haline geldi?

Arka planda aylardır çalışan ve fırsat kollayan pek çok benzemezin oluşturduğu ittifak anlaşılmadan bu soruya cevap verilemez.

O ittifakın dış unsurları Obama’ya da karşı çıkan ABD’nin Neoconları, İsrail’in Esed ile iş tutan kesimleri, İran’ın Baas Rejimine destek veren unsurları, Batı dünyasının giderek zayıflayan İngiltere, Fransa ve Almanya’sından oluşuyor.

Yeni Şafak’ın manşet haberine göre 750 kadar ajan provokatör onlar adına günlerce o meydanda görev yaptı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi planlanmış toplantılarını o yüzden iptal etti ve Türkiye’de kaldı.

Onları içerdeki eski üst yapının arta kalan tüm unsurları, yaşlı kurtlar, medya, iş dünyası ve polis içinde intikam peşinde koşan bir grup destek verdi.

Olayların başladığı ilk gün polis sabahın beşinde saldırdı. Çadırları yaktı, insanların gözüne gaz sıktı. Kırık Türkçe konuşan ajan provokatörler kitleyi yönlendirdi. Medya ilk gün hiçbir yayın yapmadı. Adeta sansür var havası verdiler. Buna karşılık sosyal medya üzerinden direniş nasıl örgütlenir bize onu gösterdiler.

Türk medyası yayın yapmaz iken BBC ve Fransız kanalı canlı yayın yapıyordu.

Polisin şiddeti, medyanın kendine sansür uygulaması, medyacıların sosyal medya üzerinden olayları kışkırtması, onlarca yalan bilgiyi aktarmaları ile ağaç talebi yerini Erdoğan’a tepkiye bıraktırıldı.

Ajan provokatörler aynı sertlik ile polise cevap verip, İstanbul’da Başbakanlık Ofisi, Ankara’da Başbakanlık binası saldırıya uğrayınca medya devreye girdi.

Okurlara tepkinin Başbakan Erdoğan’a olduğunu anlatmaya başladılar.

23 Mayıs’ta mahkemeye verilen 28 Şubat İddianamesini birinci sayfalarında haber yapmayan, köşelerinde yazmayan, sosyal medyada yer vermeyenler birden demokrat kesiliverdi. Başbakan Erdoğan da otoriter oldu.

28 Şubat darbesinde medya nasıl manşet attıysa benzeri manşet, haber ve fotoğraflarla gazeteler saldırıya geçti. Televizyonlar canlı yayınlara başladılar.

Başbakan’a, “otoritersin”, “ben yaptım demekle olmaz”, “Padişah yetkilerine sahipsin”, “insanlara hayat tarzı dayatıyorsun”, “demokrasi sadece sandık değil” diyerek yüklendikçe yüklendiler.

Başbakan’a nasıl davranacağına dair görüş dikte etmeye başladılar. “Öyle değil, böyle yapmalısın” diye akıl öğrettiler.

“Artık Yeni Türkiye’yi sen temsil etmiyorsun” dediler.

“Bu eli kaybettin” diye seslendiler.

Her şeyi dediler ama bir şey demediler.

Başbakan’ı ne istifaya çağırdılar ne de seçim çağrısı yaptılar.

Seçim istemediklerine, Başbakan’ın istifasını talep etmediklerine göre Başbakan’dan ne istiyorlar?

Erdoğan’ın önlerinde diz çökmesini istiyorlar.

“Ergenekon ile uzlaş” diyorlar. “28 Şubat davasının medya ve iş adamı ayağını durdur” çağrısı yapıyorlar.

28 Şubat davasının iddianamesini birinci sayfasında haber yapmayanlar Başbakan Erdoğan’ın karşısına kentli orta sınıfı dikerek kendilerini demokrat, Başbakan’ı otoriter ilan ediyorlar.

Bir de dönüp “Bak senin yakın çevren bizimle” deyip, tehdidin boyutunu arttırıyorlar.

Bunu ne zaman yapıyorlar?

Türkiye Kürtlerle bir büyük barışı gerçekleştirmek üzereyken.

Ne zaman yapıyorlar?

Yatırımların alabildiğine arttığı, dış ticaretin 400 milyar dolara tırmandığı, IMF’ye borcun sıfırlandığı, turizmin arttığı, yabancı kredi şirketlerinin Türkiye’nin notunu arttırdığı bir sırada çıkıp “façanı bozarım” diyorlar.

Ne zaman yapıyorlar?

Suriye konusunda Türkiye sona yaklaşırken yapıyorlar.

Ne istiyorlar?

Başbakan’a “Önümüzde diz çök” diyorlar.

Erdoğan; diz mi çökecek, mücadele mi edecek?

Göreceğiz.

 

Celal KAZDAĞLI

05 Mayıs 2013

 

 

Yazarın Önceki Yazıları
Silahı var, petrolü var, dayısı var... Devlet olmak için eksiği ne? 29.05.2017Türkiye-AB “İlişkiye” bir şans daha veriyor... 26.05.2017Tartışılan konu: FETÖ’nün siyasi ayağı! 24.05.2017Başarmak için Erdoğan’ın önünde hiç bir engel yok 22.05.2017Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 98. yılında Türkiye 19.05.2017Türkiye... yeni bir yolculuğa yelken açıyor... 17.05.2017Türkiye ABD’yi neden ikna etmek durumunda olsun ki 12.05.2017Erdoğan-Trump görüşmesinin bir önemi kaldı mı? 10.05.2017CHP’nin Fikri Sağlar kararı kurultay davetiyesi gibi 08.05.2017ABD’nin “çatışmasız bölge” çalımı: PKK’ya verilen 22 tır silah 05.05.2017Üye olduğu gün o fezleke Meclis’e gönderildi 03.05.2017Erdoğan AK Parti’ye dönerken CHP’de ne oluyor? 01.05.2017Ringde dayak yiyen boksör görüntüsü 28.04.2017Yeniden sahaya çıkan Türkiye kimin oyun planını bozuyor? 26.04.2017“En birinci Reisçi benim!..” kavgası 24.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.