YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bir Mirası Tüketen Kent
01 Mayıs 2013 09:45

Adana bize biraz, atadan kalma konağını satarak eski hayatını sürdürmeye çalışan asilzadelerin durumunu hatırlattı.

Bir döneme damgasını vuran, Çukurova’nın zenginliği üzerine oturan kent, o eski önder konumunu yitirmiş ama sanki hala öyleymiş gibi davranmaya çalışıyor izlenimi verdi bize.

Adana sanayideki üstünlüğünü büyük ölçüde Antep’e kaptırmış. Kentin ticari canlılığı ise Mersin’e kaymış.

Sinemaya, romana, edebiyata verdiği katkı ise şimdilerde yerini festivallere bırakmış durumda.

Yazan, çizen üreten şehir seyreden, tüketen bir kalabalığa dönüşmüş.

O güçlü yerel medya gücünü kaybetmiş. Ayakta durabilmesi bile yan destekler sayesinde oluyor.

Ama buna karşılık modern binalar yükselmiş. Sabancı’nın, Seyhan kenarında vardiya değişiminde önünde en az 50 aracın sıralandığı fabrikası, yerini çoktan Hilton oteline bırakmış.

Yenilenmiş, modernleşmiş pek çok bina var Adana’da ama buna karşın yoğun bir karmaşaya sahip. Kalabalıklar sokaklarda o sıcağın altında amaçsız öylesine dolaşıyor havası veriyor.

Ultra modern yapılmış Hilton’un karşısında Seyhan’ın yanı başındaki o büyük cami, şehre damgasını vurmuş durumda. Ama yapımı 35 yıl sürmüş Ulu Cami’nin insana huzur veren o havası yok.

Taşları deniz aşırı ülkelerden getirilerek 1500’lerde yapılan cami insanı sarıveriyor. İkindi namazına hazırlanan genç İmam iki cami arasındaki farkı anlatırken sanki eski Adana ile yeni Adana’yı da anlatıyordu:

“Burada camiye adımını attığınız andan itibaren kavuştuğunuz iç huzuru orada bulamazsınız. Kendinizi orada biraz garip ve yalnız hissedersiniz ama burası öyle değil.”

Doğrusu Ulu Cami ve çevresi bizi çekerken, yeni cami görkemi ve sliüeti ile Adana’ya damgasını vuruyordu.

O eski havasından uzaklaşmış, kimi özelliklerini Antep, Mersin ve Hatay’a kaptırmış içinden iki nehrin geçtiği Adana uzaktan hala muhteşem görünüyor. Ancak şehrin içine girdikçe o karmaşıklığı sürdürüyor ve sanki giderek de ayrışıyor.

“Çözüm İçin Sen de Konuş” programı için geldiğimiz Adana’da dağınık bir hava ile karşılaştık. Şehrin üst yönetimi parçalı, herkes başka bir hesabın peşine düşmüş. Sivil Toplum örgütleri de bundan nasibini almış.

Yerel medya alabildiğine parçalı, 20 günlük gazete var. Genel medyanın baskı merkezi olan Adana’da bölgesel ilaveler, diğerlerini gölgede bırakıyor. Genel medyanın kendisi de çıkardığı eklerin gölgesi altında kalmış.

Henüz şehre akil insanlar grubu gelmemiş. Belki de o yüzden kent çözüm sürecini havasına tam olarak girebilmiş değil.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın yaptığı ve daha çok bilgilendirdiği toplantıdan söz ediyor herkes. Karşı çıkanlar konuşturulmadıklarından dem vuruyor.

Konuşanlar daha çok endişelerden söz ediyor. Çözüm sürecini eleştirel yaklaşanların sesi çok çıkıyor. Çözüm sürecini destekleyenler ise biraz kendilerini mahalle baskısı altında hissediyorlar.

Konuşmaya başlarken işe savunma ile başlamak ve kendilerini anlatmak zorunda hissediyor.

En çok konuşan kesim MHP sözcüleri. Onlar kendi görüşlerini korkmadan, gür bir ses ile dile getirebiliyorlar.

CHP adına söz edebilenler ise “bize hiçbir şey söylenmiyor” havasındalar. Konuşmak, görüşünü ortaya koymak yerine kendi iç meseleleri ile uğraşmayı tercih ediyorlar. Onlar için şu aşamada uzatılan mikrofonun çok önemi yok. Yerel seçim öncesi parti içinde bir delegeyi yanına çekmek her şeyin önüne geçmiş.

Çözüm sürecini destekleyen, yöneten AK Parti’ye yakın isimler ise çözümü anlatma konusunda yetersiz kalıyorlar. AK Parti her haliyle “süreci anlatacak isim yok” izlenimi veriyor. İktidar olmalarına rağmen kendilerini hala azınlıkta görme psikolojisinden uzaklaşmış değiller. O coşku, geleceği temsil etme iddiası yerini mahallede baskı altında yaşamaya mecbur insan psikolojisine bırakmış. Bu hal çözüm süreci adına konuşacak diğerlerini de etkiliyor.

Şehrin nüfusunun önemli bir kesimini oluşturan Kürtler ise tartışma ortamlarında fazla görünmüyorlar. Tıpkı Arap kökenli yurttaşlar gibi tartışmayı kenardan izlemeyi tercih ediyorlar.

Adana uzaktan muhteşem görünüyor ama içine girdikçe insana bir mirası tüketiyormuş havası veriyor.

 

Celal KAZDAĞLI

1 Mayıs 2013

Yazarın Önceki Yazıları
“FETÖ tu kaka” deyip ümidini Trump’a bağlayanlar! 20.01.2017İslam Ordusu’na ilk davet Irak’tan geldi 18.01.2017Altı ay sonra masaya davet edilen ABD 16.01.2017Ya referandum ya seçim! Neden üçüncü yol değil? 13.01.2017Hiç olmazsa Filistin’e bir Büyükelçi atayalım 11.01.2017Meğer Ortadoğu’yu “bataklık” yapan ABD imiş 09.01.2017Büyükelçiliğin koyduğu o fotoğraf savaş ilanı mı? 06.01.2017ABD Reina’da neden imza bıraktı? 04.01.2017Suriye’de ateşkes, Reina’da katliam, Obama’dan gelen ses 02.01.2017Şimdi Erdoğan suçluyor: “DEAŞ’ı siz destekliyorsunuz!” 28.12.2016Millet Türkiye’nin kiminle savaştığını yeni anlıyor 26.12.2016Bu millet El Bab Şehitleri’ni unutmayacak 23.12.2016Suikast Rusya’yı Türkiye’ye yaklaştırdı ABD’yi uzaklaştırdı 21.12.2016Masalar artık “onlar” olmadan kuruluyor 19.12.2016Sonucu kim belirleyecek: Liderler mi sahadaki örgütler mi? 16.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.