YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Celal Kazdağlı
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Annemin Vedası
24 Nisan 2016 16:41

Mezarlıktan yeni dönmüştük; avlu, ev, sokak taziye için gelenlerle doluydu. Kur’an okunuyor, dualar ediliyor; aralarda gelenler hatıralarını anlatıyorlardı.

Bir ara orta yaşın hayli üstünde bir köylümüz herkesin duyabileceği bir sesle “burada, içimizde” dedi; kendisine dikkatle bakan yüzleri gözleriyle süzdükten sonra “Rahmetlinin, Gülşen Teyze’nin, yemeğini yemeyen var mı” diye sordu.

Kalabalık kendi arasında konuşurken düşündüm. O evde kendimi bildiğimden bu yana dışardan birinin gelmediği, kapıyı çalmadığı bir günü hatırlamıyordum.

Bir iki gün sonra yeğenim Ebru’nun Babamın ölümünden bir yıl önce Annemle birlikte o evde yaptığı röportajı videodan izledim.

Babam röportajında doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı evi anlatırken “Bu ev” diyordu “misafiri sever; misafir bu evi sever.”

O ev misafiri sevdi, misafirler o evi sevdi.

O evin en iyi iki misafiri Annem ve Babamdı.

İkisi de misafirliklerini tamamlayıp o evden, o ev tarafından uğurlandılar.

O eve Annem 1950’de komşu evden gelin geldiğinde 15 yaşındaydı. Yaşı 17 yapılarak evlendirilmişti.

Babam çalışkan ve zeki olmasına rağmen ilkokul sonrasına devam edememiş. Ortaokul ve lise duvarlarının kenarında okuyamadığı için çok ağladığını yıllar sonra söyledi bana. Anne ve Babasını erken yaşta kaybetmiş.

O yüzden geçimini dışarda aramış. Nazilli, Aydın Ovası, İzmir’de çalışmış. Amasya’da bir çiftlikte traktör sürmüş.

1946’da askere gitmeden önce Demokrat Parti’ye resmi olarak kaydını yaptırmış. Askerliğini İstanbul Küçükçekmece’de çavuş olarak yapmış. Son dönem Kalender Orduevi’nde çalışmış.

Askerlik sonrası İstanbul Tarabya Oteli’nde bir süre garsonluk yapmış.

Akalan’a döndüğünde Annemle evlenmiş.

"1950’de evlendiğimde bu köyde erik ve badem ağacından başka yeşil yoktu. Oysa dağın eteğinde kurulmuştu” diye anlatıyor Ebru’ya verdiği röportajda. 2012’de, ölümünden bir yıl önce, “su ideali ben de 1950’de evlendiğimiz yıl başladı” diyor.

Babam adeta köy için yaşıyordu. Köyün neresinde su olduğunu, o suyun nasıl çıkarılacağını bir su mühendisi kadar biliyordu.

Köye su için kim nereden hangi yetkiyle geldiyse onunla dağ bayır dolaşan adamdı Babam.

Devlet imkanıyla bir şey olmayacağını bildiği için, millete döndü her daim, onun gücüyle iş yaptı. Günlerce, aylarca, yıllarca insanlarla konuştu. Kendisi bir araya gelmeyen insanların parasını birleştirdi, emeğini harekete geçirdi.

Okul, Belediye Hizmet Binası, Sağlık Ocağı, Camii’nin yapımına önderlik etti.

Yol ve su için 200 bin DM toplayarak Almanya’dan iş makinelerini yükleyip bizzat getirdi.

Belediye Başkanı olduğu zaman o makineler ile köyün ova, bayır tüm yollarını yaptı. Su meselesini kökünden halletti.

Köy bugün yemyeşil, ovanın her yerinden su çıkıyor, her evde içme suyu akıyor.

Annem her zaman Babamın yanı başındaydı. 15 yaşında gelin geldiği evin düzenini kuran, o evi köyün merkezine dönüştüren, gelinip gidilmesini sağlayan Annemdi.

Babamın yükünü Annem taşıdı.

Köyde bizim eve “Beyaz Saray” derlerdi. Babam kahveye gitmezdi. Köy eve gelirdi. Her şey o evde konuşulurdu.

Bir ahenk, bir huzur vardı evde.

Onu sağlayan Annemdi.

Annem en az Babam kadar zekiydi. İlkokulu dereceyle bitirmiş, öğretmenin yalvarmasına rağmen Dedem okumaya göndermemişti.

Matematiği, hesabı, kitabı, ticareti Babamdan iyi bilirdi.

5 çocuk büyüttü, 10 torun sahibi oldu. Meral Ablam ilkokulu bitirdi. Hasan Abim Profesör oldu, ben gazeteci. Ayla liseyi bitirdi, Mehmet Elektrik Teknikeri oldu.

Daha ilkokuldayken abimle benim bir çalışma odamızın olması Babamdan daha çok Annemin eseriydi.

Babam ve Annem değerlerine sahip, köyüne aşık insanlardı. Lakin bir gözleri hep dışardaydı. İlçede, ilde, Türkiye’de, Dünyada ne olup bittiğine bakarlardı.

Değişime açıktılar.

Şimdi dönüp baktığımda 1950’lerden bu yana değişen o hayata hepimizin, sadece bizlerin değil, köyde, çevremizde yaşayan herkesin uyum sağlamasına ön ayak olmuşlardı.

Ölümünden hemen sonra İlhan Dayımın Abime verdiği fotoğrafa bakınca bunu çok daha iyi anladım. 

kazdagli-001.jpg

Fotoğraf 1939 yılında çekilmişti, Annemin Dedesinin köy evinde; Annem henüz 4 yaşındayken.

Koç Dede (Mehmet Koç) en küçük kızı Nurten’i (Ertürk), kucağına almış. Annem (Gülşen Kazdağlı) ise Annesinin (Gülizar Caner) kucağında.

Fotoğrafta görülen iki erkek çocuğun büyük olanı Nami (Caner) Dayım, küçük İlhan (Caner) Dayım.

Sandalyede oturan Koca Nine (Havana Caner) Annemin Babasının Annesi.

Arkada beyaz örtüleriyle ayakta duran üç kadından solda olan Havana Koç Dede’nin gelini, ortada olan Rahime Caner (Annemin Halasının kızı), sağda olan Anneannem Gülizar Caner. Kucağında Annem.

O fotoğraftan şimdi sadece iki kişi hayatta. Nurten Teyzem ve İlhan Dayım.

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde çekilen bu fotoğrafta, o kuşağın hayatı nasıl yaşadıklarının öyküsü var.

1940’lar, savaş döneminin kıtlık ve karne zamanları... Savaş sonrası Demokrat Parti’nin kuruluşu...

1950’liler, köyün, köylülerin, kasketlilerin tarih sahnesine çıkışı... Milletin şöyle bir kıpırdanıp, hareketlendiği zaman...

1960’lar “ne oluyoruz, yerinizde oturun; biz buradayız” ihtarı...

1970’ler milletin kabına sığmayan çocukları... Bir şeyler yapmak için hayatlarını ortaya koyan nesil... Birbirine kırdırılıp heba ve helak olan kuşağım...

1980’ler köyün kente aktığı, kentin şehre dönüştüğü yıllar... Kasketlilerin bin bir emekle yetiştirdikleri, Almanyalara gönderip çalıştırdığı, mektebe yollayıp okuttuğu çocukların sahne alışı... Milletin ticarette, sanayide, devlette, ilimde ilerlediği, kendi işini kurup ayağa kalktığı zamanlar...

1990’lar yeniden parmak sallamaya kalkanlara milletin “git işine” dediği yıllar. Güç, kuvvet biriktirilen zamanlar... Bir derlenme, toparlanma hali...

2000’ler milletin siyasetle sahneye çıkışı... Devleti; yıllardır tepe tepe kullananların elinden çekip aldıkları yıllar...

2010’lar Devleti elinden kaçıranların yeniden Devleti geri alma çabaları... Milletin Devletine sahiplenişi, müthiş bir direniş ve püskürtme harekatı...

Bu acaib değişim serüveni karşısında bu millet nasıl oldu da dağılmadı?

Teslim alınmış bir Devleti bu millet nasıl geri aldı?

Bir ayağı köye sabitlenmiş, öbür ayağı ile dünyayı dolaşan kuşak var ya işte onun feraseti, gayreti, değişmeden dönüşmeyi başarması sayesinde.

Babam ve Annem o kuşağın nazarların üzerine toplandığı iki insanıydı.

Benim de bir sabaha karşı dünyaya geldiğim o evi her daim var ettiler. Babam ve Annem o evin en yakışanıydılar, o evin yakıştığı en iyi iki insandılar.

O ev, o evler başardılar sessizce, görünmeden bu büyük dönüşümü.

Misafiri seven, misafirin sevdiği evlerdir bu milleti var eden.

Annem bir salı o evde vedalaştı bizle... bu dünya ile...

Mihneti ve zaferi... bize bırakıp gitti.

 Mekanı Cennet olsun.       

Yazarın Önceki Yazıları
Kerkük’e Barzani bayrağı asılıyor, Ankara referandumu bekliyor 29.03.2017Ankara’ya Rağmen ABD’nin Dayattığı PYD Planı 27.03.2017Pentagon ve CIA’ye verilen sınırsız operasyon izni 24.03.2017Terör koridorunu açamayanlar 100 binlik ordu kuruyor! 22.03.2017ABD durmuyor... Cami bombalıyor, YPG’ye helikopter veriyor 20.03.2017İki fotoğraf: Masada üç Komutan... Arabada bir Bakan 17.03.2017Türkiye elindeki “etkili silahı” ne zaman kullanmalı? 15.03.2017Osmanlı; Doğu’da kazanmadan Batı’da sefere çıkmazdı 13.03.2017Barzani ve Rojava Peşmergesinin önü açılıyor 10.03.2017Almanya ABD’nin yerine ne zaman Ankara’ya düşman oldu? 08.03.2017Erdoğan’ın Almanya tepkisine Bahçeli’den gelen destek 06.03.2017ABD askeri PKK/YPG için ölür zannedenler! 03.03.2017Menbiç’te “Hendek Kazan” 500 ABD Askeri 01.03.2017Mehmetçik El Bab’a girdi ABD her yere silah yığdı 27.02.2017AK Parti’nin “evet” sloganı “Geleceğe cüret et” 24.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // safa oktem
Amin.Rabbim onu ve tüm ecdadini da cenneti ile mukafatlandirsin....
27 Mayıs 2016 19:01
 // Alex
Yazılarınızı zevkalarak takip ediyorum celal abi başınız sağolsun annenizin mekanı cennet olsun iyiki sizingibi bir gazeteciyi dünyaya getirmiş siz olmasaydınız biz ne yapardık tekrar başınız sağolsun...
03 Mayıs 2016 00:03
 // Ramazan özer
Ben Acıpayamlıyım, cenazeye katılmak isterdim, gelemedim. Allah mekanını cennet etsin inşallah. Başınız sağolsun celal abi....
26 Nisan 2016 19:34