YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yeni Ankara'ya eski sınav
03 Ağustos 2012 14:42

Arap ülkelerinde geçen yıl başlayan halk hareketleri, sıçradığı Suriye’de Şam yönetimini sallamaya devam ediyor. Devlet Başkanı Beşşar Esad, halkla Baas yapısı arasına sıkışmış durumda. Tercihini Baas’tan yana koyduğu ve her gün yüzlerce vatandaşını kendi askerleri ve polisleri eliyle öldürttüğü için dünyada tüm meşruiyetini kaybetti.

22 Haziran 2012 tarihinde Türk uçağını düşürmüş olmakla da Esad Ankara’nın gazabını iyice üzerine çekti. İlişkiler kopmuş durumda. 18 Temmuz 2012’de Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi’ne yapılan saldırıda Türk uçağını düşürme emrini veren bakanlar da dahil Şam, güvenlikle ilgili en üst düzey 21 yetkilisini kaybetti. Baas’ın kolu kanadı kırık vaziyette. Şimdi Suriye’de kan gövdeyi götürüyor. Dökülen kanda Baas’ın boğulmasının uzun zaman almayacağını tahmin etmek zor değil artık. Suriye rejiminin başlayan halk hareketi karşısında bir buçuk seneye yakın direnebilmiş olması sadece Baas’ın gücünden kaynaklanmıyor. Şu sıralar Beşşar Esad yönetimine dost görünen İran, Rusya, Çin gibi ülkelerin açık destekleri yanında Şam’a düşman görünen birçok devlet de gizlice destekliyor. Bunların başında Telaviv var. Ebedi hasım gibi görünen İsrail ve Suriye yönetimi alttan alta gizlice paslaşıyorlar.

Türk savaş uçağının düşürülmesi olayında Rusya ve İsrail Şam’a destek oldular. Başbakan Erdoğan 18 Temmuz günü Moskova’ya yaptığı ziyarette muhatabı Putin’e gerekli cevabı ilettiği anlaşılıyor. Uçağımızın düşürülmeden önce iletişim ve elektronik sistemlerinin devre dışı kalmış olması göz önüne alındığında bu saldırı olayında Türkiye içinden işbirlikçilerin olabileceği ihtimalini de unutmamak gerekiyor.

Türkiye içinde Ak Parti hükümetlerine verdikleri destekle ülkedeki demokratikleşme ve değişim hareketine katkıda bulunmuş bazı kesimlerin şu sıralar yeni çarpık-karanlık ilişkilere ve ittifaklara yönelmiş olmaları gibi Ortadoğu’da da benzer çarpık ilişkiler ve ittifaklar oluşuyor. Mesela Suriye halkının başkaldırmış olmasına rağmen Baas yönetimine destek veren İran, ebedi düşmanı olarak gördüğü İsrail ve ABD’nin derin kanatları ile örtülü bir ittifak halindeler. Tunus, Libya ve Mısır’da halk hareketlerini despot yönetimlere karşı desteklemiş olan İran, aynı durum Suriye’de başladığında bu defa Baas’ın diktatör yönetimini tercih etti.

İslam Dünyasında yönetimler yeniden oluşuyor. Halk yeni yönetimlere damgasını vuruyor. Bölgedeki kukla yönetimler art arda devriliyor. Devrilen yönetimlerle birlikte işbirlikçi veya sömürgeci Batının menfaat kapıları da kapanıyor. Ortadoğu’da bir asırdan beri hüküm süren Batı egemenliği artık sona eriyor. Dolayısıyla buralarda değişim süreci devam edecek ama çok da kolay olmayacak.

Bu noktada Yeni Türkiye de çetin bir imtihanla karşı karşıya bulunuyor. Türkiye’de esen değişim rüzgarının hız kesmeden devam etmesi gerekiyor. Değişim ve demokratikleşmenin sekteye uğraması İslam coğrafyasındaki değişim hareketlerini de etkiler. Çünkü bölgedeki değişim hareketlerinin en büyük ilham kaynağı Yeni Ankara’dır. Ankara’daki değişim durursa bölgedeki hareketler geriye gidebilir.

O sebepledir ki son bir sene içinde Türkiye’ye yönelik bel altı saldırılar hız kazanmış durumda. Silvan saldırısı, Oslo görüşmelerinin sızdırılması, Uludere’de uçaklarla kaçakçıların vurulması, 19 Haziran’daki yeni Dağlıca saldırısı ve 22 Haziran’da savaş uçağımızın uluslararası sularda düşürülmüş olması gibi olaylar sıradan olaylar değildir. Göründüğünün çok ötesinde anlamlar ve bağlantılar taşıyor. Kısacası Yeni Türkiye bir süre daha bunlar gibi çeşitli testlere tabi tutulacak. Bu görünüyor. Yeni Ankara’nın gücü ve kuvvetinin sınırları ve derinliği belirlenmeye çalışılacak. Bu durum anlaşıldıktan sonra da “dostluklar” veya “düşmanlıklar” ona göre formatlanacak.

Ankara bu güne kadar karşılaştığı testleri büyük ölçüde başarıyla geçti. Bundan sonrakileri geçme konusunda da zorlanacağını zannetmiyorum. Ancak bütün bunların az ya da çok faturası olacaktır. Umarım fazla olmaz.

Suriye’nin kuzey kısmında PYD denilen ve PKK’nın Suriye uzantısı olarak ifade edilen bir örgütün bölgede bazı yerleşim yerlerinin yönetimini ele geçirerek kendi bayrağını dalgalandırmaya başladığından hareketle, tıpkı “Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de bir Kürt yönetimi kuruldu” yaygarası yapılıyor. Eşzamanlı olarak da PKK’lı teröristler Şemdinli’yi ele geçirerek Türkiye içinde bir yeri zaptederek sözümona bayrağını dalgalandırmak için harekete geçiyor. Ama cevabını alıyor. Operasyon bölgesinden gelen resmi olmayan haberler, bu güne kadar 200’ün üzerinde teröristin imha edildiği yönünde. PKK konusunu sonraki bir yazıda daha geniş yazmak istiyorum. Son Şemdinli saldırısının Suriye’li Fehman Hüseyin tarafından planlandığı belirtiliyor. Saldırı için 600’den fazla terörist görevlendirilmiş. Teröristler ölümüne direniyorlar.

Son Şemdinli saldırısı Suriye’deki PYD ve bununla ilintili gelişmelerin dışında başka bir amaç da taşıyor. PKK’nın yönetim konseyinin, 21 Mayıs’ta yaptığı ve “silah bırakmanın” uzun uzadıya tartışıldığı toplantıda ciddi bir görüş ayrılığı belirmişti. PKK yönetimi birbirine düşmüş durumda. Yani örgüt içinde şu sıralar kıran kırana bir liderlik yarışı sürüyor.

Bu açıdan Şemdinli saldırısının en önemli püf noktalarından birisi şudur: Eğer Fehman Hüseyin’in emriyle gerçekleşen bu saldırıda ilçe merkezi bir süreliğine de olsa ele geçirilip “bayrak” dikmiş olsalardı, Fehman Hüseyin örgütteki rakipsiz liderliğini de ilan etmiş olacaktı. Bu da PKK’nın silah bırakma niyetinde olan kanatlarının temayülünü olumsuz etkileyebilirdi.

Gelelim Barzani konusuna.. Bu konuyu da daha geniş anlatmak gerekir. Ancak kısaca şunu söylemek isterim. Son yıllarda Türkiye’nin Barzani ile hiçbir sıkıntısı yok. Son derece olumlu ilişkiler var. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erbil ziyareti ise görünenin ötesinde anlamlar taşıyor. Barzani, Türkiye’ye rağmen veya Türkiye karşıtı bir şey yapmıyor. Ama ülke içinde bazı kesimler, Türkiye ile son derece pozitif ilişkiler içinde olan Barzani’nin bu tutumundan rahatsız oldukları için ilişkileri ısrarla baltalamaya çalışıyorlar. Yenilmiş olsa da direnmeyi sürdüren statüko döküntülerinin yanısıra değişim sürecinde karanlık ilişkiler kurarak saf değiştiren kesimlerin kirli propagandalarına karşı dikkatli olunması gerekiyor. Şeytanın sağdan yaklaşması daha tehlikelidir.

Ama merak etmeyin. Türkiye bu oyunları da rahatlıkla boşa çıkaracaktır.   

Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
özledik
 // mehmet pekmez
kalemine kuvet uçak konusundaki analiziniz uludere benzerligine dikat içimizdeki bascılar ve işbirlikçileri heran herşeyi yapabilirler.iki ricam olacakbiri yeni yorumlarınızı dahasıklıkla beklerken küçükcekmecede normal antenle kanal a yine boozuldu saygılar...
03 Ağustos 2012 15:26