YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
"Yeni Ankara"nın dünya vizyonu
09 Ağustos 2008 14:03

Türkiye bir taraftan içerde ülkeyi içine kapatmaya, dünyadan koparmaya çalışanlara karşı mücadele ederken diğer taraftan da “Yeni Ankara’nın” Dünya vizyonuna şekil vermeye çalışıyor. Daha açık ifade etmek gerekirse MİT Müsteşarı Emre Taner’in 2007’nin Ocak ayında açıkladığı “Yeni Türkiye Vizyonu” somutlaşmaya başlıyor.


Ankara-Bağdat hattında yeni dönem:
Daha düne kadar yasakçı statükonun adam yerine koymadığı, “aşiret lideri,” “peşmerge,” “çapulcu,” sıfatlarıyla tahkir etiği, görüşmek bile istemediği Irak yönetimi ile görüşmenin ve ziyaretin ötesinde değişimler yaşanıyor. Statükonun bir ezberi daha bozuluyor.


2003 yılında Irak’ın işgalinden bu yana ilk defa bir devlet veya hükümet başkanı, havaalanında Irak başbakanı tarafından askeri tören ve kırmızı halılar serilerek karşılandı. Bu karşılama George Bush, Tony Blair ve Mahmut Ahmed-i Necad dahil hiçbir lidere yapılmamıştı. Tabi bu sembolik bir önem taşıyor. Ama esas önemli olan Türk ve Irak başbakanlarının imzaladıkları belgeler.  İki başbakan "Yüksek Stratejik İttifak Belgesi" imzaladılar. Bundan sonra diplomasi, savunma, ekonomi ve enerji gibi çok önemli konularda Türkiye ve Irak ortak politikalar oluşturmaya çalışacaklar.


En az yılda bir kez başbakanlar düzeyinde, üç kez de bakanlar düzeyinde bir araya gelinecek. İlk toplantı Bağdat’ta iki başbakanın eşbaşkanlığı ile yapıldı bile. Bu konseyin oluşması ve faaliyete geçmesiyle birlikte; kritik bakanlıklar tek bir ekip olarak çalışacak ve iki ülkenin geleceği için birlikte hareket edilecek.


Türkiye, cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa bir komşusu ile bu denli derinlikli bir belge imzalamış oldu. Kuzey Irak’la Türkiye arasında 2012’ye kadar hiç beklenmeyen ve tahmin bile edilemeyen müspet gelişmelere şahit olabiliriz. Öyle ki bu belgenin imzalanması, sınırların kalkmasına kadar sıkı münasebetlerin oluşmasına götürebilir bizleri.


Diyeceksiniz ki işgalci Birleşik Devletler, Irak-Türkiye yakınlaşmasına müsaade eder mi? İki ülkenin de bunu eskisi kadar önemsediklerini sanmıyorum. Ayrıca ABD engellemek istese bile buna güç yetirebilir mi? İzleyip göreceğiz.
 
Görüşmede, Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin terörle mücadelesi konusunda verdiği destekten dolayı Irak başbakanına teşekkür etti. Ama burada en dikkat çekici husus PKK’ya karşı Türkiye’ye verdiği destekten dolayı Erdoğan’ın Kuzey Irak Yönetimine de teşekkür etmesi idi. Uzun zamandan beri Kuzey Irak Yönetiminin PKK konusunda Türkiye’ye destek verdiğine dair haberlerimiz de böylece en üst düzeyden teyit edilmiş oldu. Bu da Irak ziyaretinin ortaya koyduğu çok önemli bir konu. Demek ki meseleler yasaklayarak, hakaret ederek, görüşmeyerek, düşmanlık ederek değil iyi niyet ve diyalogla çözülebiliyor.


Stratejik derinlik:
Son yapılan D-8 zirvesinde, organizasyonun genel sekreterliğinin İstanbul’a taşınmasına karar verildi. Bu da dikkat çeken bir gelişme. Ayrıca Ekmelettin İhsanoğlu yönetimindeki İslam Konferansı Teşkilatı çok aktif bir çaba içerisinde.


Stratejik derinlik, somutlaşmaya ve anlam kazanmaya başlıyor. Şu an yaşamakta olduğumuz tüm karanlık ve olumsuz gelişmelere rağmen Ağustos ayı içinde müspet manada çok şaşırtıcı olaylara şahit olabiliriz. Bu manada Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve Ergenekon davası dikkatle takip edilmeli.


Çok önemli diğer bir konu ise emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede dikkat çektiği bir konu. Özkök, bu görüşmede hükümeti AB reformlarını yavaşlatmakla eleştiriyor ve AB reformları devam etseydi kapatma davasının da Ergenekon meselesinin de bu şekilde olmayacağını söylüyor. Bu, haklı bir eleştiriydi.


Görüldüğü gibi içerdeki karanlık özlemcilerinin provakasyonlarına rağmen Ankara’da ve dış politikada çok önemli açılımlar sağlanabiliyor. Şunu tüm vatandaşlarımız iyi görmeli. Türkiye’deki değişim o kadar derinleşti ki; ne Ergenekoncular ne de yasakçılar! Bu değişimi hiç kimse durduramaz. Saydığım tüm gelişmeler, bunlara yani Ergenekonculara ve onların uzantıları yasakçılara rağmen yapılmaktadır.


Suriye-İsrail sorununda barış umudu:
Ankara’nın uluslararası girişimleri Irak’la sınırlı değil. Türkiye, uzunca bir süredir Suriye–İsrail arasındaki problemlerin çözümü için arabuluculuk yapıyor. Gösterilen gayretlerin somutlaşan sonuçlar vermeye başladığı anlaşılıyor. Temmuz ayında, “Akdeniz İçin Birlik Toplantısı” vesilesiyle Paris’e giden Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in verdiği resim iki ülke arasında önemli bir yakınlaşmanın var olduğunun göstergesi. Bu resim Türkiye aracılığı ile başlayan İstanbul görüşmelerinden kaynaklanıyor. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat'ın, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Başbakan Erdoğan'a, işgal altındaki Golan'dan tamamen çekilmeye hazır olduğunu bildirmesi, Türkiye'nin arabuluculuğunu resmileştirdi. Suriye-İsrail dördüncü tur görüşmeleri yakında yine İstanbul'da yapılacak.


İsrail-Lübnan krizinde Ankara devrede:
Türkiye, sadece Suriye-İsrail arasında değil, İsrail-Lübnan arasındaki sorunların çözümü konusunda da inisiyatif alıyor.


Bu doğrultuda İsrail ile Hizbullah arasında varılan uzlaşma, Ortadoğu barışı açısından hatırı sayılır bir adım. Hizbullah ile İsrail arasında sağlanan uzlaşma uyarınca 16 Temmuz 2008’de esir değişimi gerçekleştirildi. İsrail 5 Lübnanlı mahkum ile, aralarında Filistinlilerin de bulunduğu 200 kadar cesedi Hizbullah’a, Hizbullah da 2 İsrailli askerin cesedini İsrail’e teslim etti. Esir değişimi anlaşması uyarınca yapılan takas sonucunda, İsrail hapishanelerinde Hizbullah üyesi kalmadı.  Filistin’de Gazze’nin yönetimini elinde bulunduran Hamas, İsrail ile Hizbullah arasındaki esir değişimi anlaşmasını, direniş için bir zafer olarak nitelendirdi. Başbakan Erdoğan ise Lübnan'da varılan uzlaşmada Türkiye'nin büyük rol oynadığını ifade ediyor.


Türkiye, ABD-İran geriliminde de arabulucu:
Ankara, diğer yandan bölgenin en gerilimli konularından biri olan ve Dünyayı felakete sürükleyen Neocon politikalarının ürünü İran geriliminde de aktif şekilde devrede. ABD ile İran arasında devam eden gerilimde Washington, Türkiye’nin kilit bir aktör olabileceğine inanıyor. Geçen ay, ABD Başkanı Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephan Hadley Ankara’da çeşitli temaslarda bulundu. İran Dışişleri Bakanı Muttaki de Ankara’daydı. Bush’un kendi görev süresi dolmadan İran’ı vurma hamlesi Ankara engeline takılıyor. İran’la ABD arasındaki ilk açık, resmi görüşmeler Ankara’da yapıldı. Burada önemli adımlar atıldı. ABD ve İran geriliminin tatlıya bağlandığını ve artık saldırı riskinin ortadan kalktığını söylersek abartmış olmayız. İran konusunda, AB ve ABD şu an Türkiye’den medet bekler durumdalar. Neoconların İran’a saldırmaları konusunda hiç kuşkusuz en büyük engel “Yeni Ankara.” Türkiye, her seferinde İran’a saldırı konusunda hiçbir şartta Washington’a destek olmayacağını ve buna müsaade etmeyeceğini açıkça ifade ediyordu. Şimdi bunun sonuçları alınıyor.


Paris’in ayak oyunları:
Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için olmadık bahaneler ileri süren ülkelerin başında Fransa geliyor. AB Dönem Başkanlığı yanında, Dünya Masonlar Birliği’nin dönem başkanlığını da şu sıralar uhdesinde bulunduran Fransa bir yandan Türkiye’nin önünü kesecek girişimler içinde yoğun şekilde çalışırken diğer taraftan da Ankara’nın yeni uluslar arası vizyonu karşısında nasıl çözüm bulacağının arayışı içinde. Elize Sarayı’nı Türkiye konusunda endişeli bir telaş sarmış durumda.


Ankara-Afrika ilişkileri:
Dışişleri Bakanı Ali Babacan Mayıs ve Haziran aylarında mesaisinin önemli bir kısmını Afrika ülkeleri ile ilgilenerek geçirdi. Yine Cumhuriyet boyunca Türkiye ilk defa Afrika Birliği içinde yer alıyor. Belki bazıları küçümseyebilir ama bu da gelecek açısından çok önemli. Dış politika açısından önemli başka bir gelişme de bu Ağustos ayında İstanbul'da yapılacak olan Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi. Afrika ülkeleri ile çok yönlü ilişkilere önem veren Ankara için bu da ciddi bir ilerleme.


“Yeni Ankara”nın  küresel vizyonu:
Türkiye, son yıllarda bölgesel uyuşmazlıkların çözümüne yönelik diplomatik faaliyetler bakımından bir “merkez” haline geldi. Geçen ay yapılan büyükelçiler toplantısında da ifade edildiği gibi, artık sadece Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan değil, 5 kıtayla aynı anda ilişki kuran medeniyetleri buluşturan, çatışmalara, gerginliklere, sorunlara çözüm arayan bir Türkiye var.


Hatırlayacağınız üzere Türkiye’nin 103 ülkede görev yapan büyükelçilik ve daimi temsilcilikte görevli misyon şefleri ile merkezdeki büyükelçileri, cumhuriyet tarihinde ilk kez, hep beraber bir konferansta Ankara’da buluştu. 150’den fazla büyükelçiyi bir araya getiren ve 15 Temmuz’da başlayan konferansın, her sene devam edecek bir geleneğe dönüşmesi planlanıyor.  Diğer yandan önümüzdeki dönemde Afrika'da 15, Güney Amerika'da 2 büyükelçilik açılması planlanıyor.


Eski Dışişleri Müsteşarı Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal, Büyükelçiler Konferansı'nın kendisi ve diğer büyükelçiler için ''son derece önemli, olumlu ve öğretici'' olduğunu belirtiyor.


Ak Parti’nin kapanması  Güvenlik Konseyi üyeliği hayalini bitirir:
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği konusundaki oylama önümüzdeki Ekim ayında yapılacak. Türkiye Güvenlik Konseyi üyesi olmak istiyor. Buna çok önem veriyor. Şimdiye kadar gösterilen ciddi çabalar sayesinde Türkiye'nin adaylığına ciddi oranda destek sağlandı. BM Güvenlik Konseyi üyeliğine uzun yıllardır bir türlü seçilemeyen Türkiye, 47 yıllık serüveninde bu kez farklı bir yöntem seçti. BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için üye ülke sayısının üçte iki oranına tekabül eden en az 128 ülkenin oyunu toplamak zorunda olan Türkiye, daha önce diplomatik ilişki kurmadığı ülkeleri de listesine katarak, oy toplama çalışmalarını sürdürüyor.


AK Parti'ye açılan kapatma davası İzmir için çok önemli olan EXPO'yu olumsuz etkiledi. Anayasa Mahkemesi 30 Temmuz 2008 tarihinde bu konudaki kararını verdi ve partinin kapanmadığını açıkladı. Aksi olsaydı, Ak Parti’nin kapanması, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği hayalini suya düşürecek bir durum oludu. Çünkü hükümet İslam ülkelerinden çok önemli destek sağladı. Partinin kapanması mevcut güven ortamını olumsuz etkiler ve Güvenlik Konseyi üyeliğimiz de yatabilirdi.


Ergenekon koalisyonu dağılacak:
Sözün özü şudur. Bir taraftan Ergenekon operasyonları diğer taraftan kapatma davası ile havası bulanmış olan Türkiye’de her şeye rağmen devam eden hızlı ve etkili bir süreç yaşanıyor. Yaklaşık sekiz ay önce düğmesine basılan harekatla ülkenin baş belası PKK bitme noktasına sürüklendi. Ergenekon’un en mühim taşeronu olan PKK, aynı zamanda  Ergenekoncuların en büyük finans kaynağı idi. PKK çökme noktasına getirilerek öncelikle Ergenekon’un mali kaynakları da azaltılmış oldu. Şimdi örgüt, Ergenekon çatlağı sayesinde iç hesaplaşmaya da başladı. PKK’nın silahlı kanadının başı olan Fehman Hüseyin TSK’nın operasyonunda etkisiz hale getirildi. PKK ile olan ilişkilerini inkar etmeyen DTP ise yapılan Ergenekon operasyonunda tarafsız gibi görünerek örtülü bir Ergenekoncu siyaset izliyor.


Ergenekon’da iç hesaplaşmalar başlayacak:
PKK başta olmak üzere, Ergenekon koalisyonu üyesi Hizbullah, İbda C, DHKP-C, TİT ve isimleri devam eden diğer, sağcı-solcu, bölücü, dinci vs örgütler, mafya yapılanmaları ile devlet organlarına bulaşmış entegre yapılar, iç hesaplaşmalara başlayacaklar.


DTP’nin Ergenekon’dan çıkışı:
Bir tarafta Ergenekon Terör Örgütü’nün faili meçhul eylemlerinin kurbanı binlerce Kürt vatandaşımız varken, kendini Kürtlerin temsilcisi göstermeye çalışan DTP’nin Ergenekon hamiliğini bütün Kürt vatandaşlarımızın dikkatle irdelemesi gerekir. Burada yeni başkan Ahmet Türk’ün Kürt seçmenin oylarını çekmeye dönük olumlu gibi görünen bireysel çıkışları DTP’nin bünyesini sarmış olan Ergenekon marazını tedavi veya telafi etmeye yetmez. Bu mevcut gelişmeler karşısında zaten Ahmet Türk’ün de o başkanlık koltuğunda uzun süre kalması pek mümkün görünmüyor.


Binaenaleyh, Ankara artık eski Ankara değil. Şimdi yeni bir vizyon ve yeni bir irade var. Bu irade hükümeti merkeze alan bir irade falan da değil. Ülkenin en önemli kurumlarına mal olmuş ortak bir irade söz konusu. Bu irade, bu ülkenin insanını rahatsız eden “habis ur”ların temizlenmesi için kurumlar olarak fikir birliği içinde. Bunun dış politikaya yansımaları olduğu gibi iç politikaya da yansımaları oluyor ve olacak. Denizaşırı patronlara güvenerek, onlar adına taşeronluk edenler iyi hesap etmeliler. Bu Küçük taşeronların küçük hesapları “Yeni Ankara”yı yıldırmayacaktır. Artık her şey halkın gözü önünde cereyan ediyor. O Ergenekoncular ve Ergenekon sevdalıları bilmeliler ki Ortadoğu’da düştüğü bataktan kurtulmak için patronları da “Yeni Ankara”dan medet bekliyor.


Son söz:
Bütün bu gelişmeler ışığında bakıldığında, yapılan, siyasi, kanuni, sosyal ekonomik ve diğer kirli saldırılar, Türkiye’nin değişim sürecini kısa süreli sarsıntıya uğratacak olsa bile ilerlemesini durduramayacaktır.


Bundan kimsenin endişesi olmamalı. Yolda karşılaşılacak olan çeşitli müdahaleler, engellemeler, bizi sarsmamalı, sadece daha fazla çalışma ve süreci daha da hızlandırma azmimizi tahrik etmeli, enerjimizi arttırmalı.


Zaman zaman işlerin neden ters gittiğini anlamak için, hadisenin kader boyutunu da düşünüp, belki biraz aynaya bakmamız da gerekebilir!
25.07.2008

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.