YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
YAŞ öncesi sinsi tuzak
21 Haziran 2008 19:09

Ankara merkezli yüksek gerilim her alanda artıyor. Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde başörtüsü yasağının devamını direten, TBMM’yi fiilen devre dışı bırakan, millet iradesini yok sayan 5 Haziran kararı ile millet gerildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, % 47 oyla hükümet kuran Ak Parti’ye kapatma davası açılarak ve dava Anayasa Mahkemesince kabul edilerek siyaset ve toplum zaten gerilmişti. Bütün bu gerilimler reel sektörü durma noktasına getirdi. Ekonomi, belirsiz bir girdaba doğru çekilmeye çalışılıyor.  


“Kontrollü kaos” arayışı ve beyhude çabalar


TBMM’de eğitimde özgürlük ve fırsat eşitliği için el kaldıran milletvekillerine “411 el kaosa kalktı” diyerek ülkede “kontrollü bir kaos” oluşturmaya çalışan cenah görev başında. Uygulanan hukuk dışı ve gayr-i meşru yöntemlerle siyasette boşluk meydana getirmeye çalışanlar ve bunlara alet olanlar çalışıyorlar. Bunlar, oluşturduklarını zannettikleri sanal siyasi boşlukları, güdümlü, uzaktan kumandalı ve aynı zamanda son kullanma tarihi geçmiş isimleri kullanarak, suni, bildik yöntemlerle doldurma gayreti içindeler.


“Anayasa Konvansiyonu” kılıflı “kurtarıcı DERVİŞ” ayakları fena halde kokuyor. Bence bu tutmadı bir an önce ve zaman kaybetmeden yedektekini devreye sokmaları gerekir. Mesela Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin kaderine hükmettiği bu günlerde, memleketimizin medar- iftiharı olan bu üyeleri atayan ve aynı zamanda çok iyi Anayasa kitapçığı fırlattığını Şubat 2001 ekonomik çöküntüsünden gayet iyi tanıdığımız Ahmet Necdet Sezer, eski Derviş’e göre çok daha laik ve çok daha kamusal bir siyasi lider olabilir. Ve onun sayesinde Türk siyasetinin makus talihi gönençli günlere dönüşebilir. Eğer o olmazsa büyük hukuk dahisi, her şeye uygun anayasal kılıf bulabilen ve aynı zamanda görüntüsü ve bakışlarıyla Türk milletinin içini açan ulu savcı Sabih Kanadoğlu, statükomuzun onulmaz derdine ilaç olabilir.


Mütedeyyin kesimi ve TSK’yı kışkırtma hamleleri


Diğer bir gerilim de toplum ve TSK’yı karşı karşıya getirmek için üretiliyor.
Son günlerin tanıdık oyunlarından biri de TSK’yı mütedeyyin kesime, mütedeyyin kesimi de TSK’ya karşı kışkırtma numaralarıdır. 2002 yılında emekliye ayrılan eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu göreve gelmeden önce aleyhinde olumsuz haberler yayılmıştı. Nasıl bir genelkurmay başkanlığı yaptığı, demokrasiye ve millet iradesine saygısı şimdi herkes tarafından takdirle ifade ediliyor. Org. Yaşar Büyükanıt, göreve gelmeden önce aleyhinde bir yığın yıpratıcı kampanya düzenlendi. Neredeyse demedik laf bırakılmadı. Öte yandan Büyükanıt’a kenardan taktik vermeye çalışanlar, vuracak, kıracak “kodu mu oturtacak” diye kışkırtıcılık yapanlar da oldu. Onun dönemi de Ağustos’ta tamamlanıyor. O da tercihini demokrasiden ve milletten yana yaptı. Kafasını kin ve şiddetle bozmuş olan küçük, hastalıklı bir zümre dışında toplum Büyükanıt’ı da takdirle karşılıyor. Onu geride kalan dönem içinde antidemokratik müdahalelere ortak etmeye çalışanlar hedeflerine ulaşamadılar.


Hilmi Özkök’ü ve Yaşar Büyükanıt’ı demokrasi dışı oyunlarına alet edemeyenler bu defa umutlarını Org. İlker Başbuğ’a bağlamış görünüyorlar. Şimdi ise, önümüzdeki Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura’da genelkurmay başkanı olması beklenen İlker Başbuğ’la ilgili kampanyanın açılışı yapıldı.


Şu konuda hem komutanların hem de mütedeyyin kesimin çok dikkatli olması gerekiyor. Bunlar, Türkiye’nin iyi bildiği organize işler. İlker Başbuğ’a yönelik olarak yapılanlar, Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt’a yapılanlardan farklı değil. Bu kampanyalarla, ülkedeki mütedeyyin kesimlerin TSK’dan soğutulması hedeflenirken, aynı zamanda Genelkurmay Başkanı ve diğer komutanlar da mütedeyyin kesimlere karşı öfkelendirilmiş olunuyor. Yeni Genelkurmay başkanı öfkelendirilerek mütedeyyin kesimin ezdirilmesi hedefleniyor. Böylece TSK ile toplumun arasını açmak ve ülkede kontrollü “kaos için” ortam hazırlamak, bu sayede de bulanık suda balık avlanmak isteniyor.


Burada çok sinsi ve çok kötü bir tuzak var. Komutanlarla ilgili olumsuz ifşaatların etkili olmasının en önemli sebebi ise, toplumun bakışına göre genel olarak komuta kademesinin İslami hassasiyetlerden uzak görünmesidir. Bu görüntü düzeltilemediği müddetçe yapılan ifşaatlar, komutanların yıpranmasına yönelik olarak belli ölçüde etkili olabilir. Bu tuzağa Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt’ın düşmediği gibi Ağustos ayında Genelkurmay Başkanı olması beklenen Org. İlker Başbuğ’un da düşmemesi gerekir. Tabi aynı zamanda mütedeyyin kesimlerin de bu sinsi tuzaktan uzak durarak askerle milletin arasını açmayı hedefleyen fitneye alet olmaması icap ediyor.


Niçin VAKİT?


Öte yandan dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, bazı operasyonların VAKİT gazetesi üzerinden yürütülmesidir. Sizce mütedeyyin kesimle müstakbel Genelkurmay Başkanının arasını açmak için yürütülen kampanyada neden bu gazete seçilmiştir?


Not: Genelkurmay başkanlarına yönelik yıpratma faaliyetleriyle ilgili ayrıntılı bilgiyi kanalahaber.com sitesinin editörü ve yazarı Ahmet Ünal'ın "komutanlar niçin yıpratılır" başlıklı yazısından okuyabilirsiniz.


21.06.2008

Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.