YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ya Hudson planı ya halkın planı
25 Şubat 2008 15:35
Son üç ay içinde meydana gelen gelişmeler ülkemizin hal-i pür melalini bir kez daha gözler önüne serdi. Üstelik öyle gelişmeler oldu ki kapalı kapılar ardında değil televizyonlardan naklen yayınlarla, herkesin gözleri önünde gerçekleşti. Neler mi oldu. Bildiğiniz şeyleri kısaca hatırlatalım.

İstemezük mitingleri:
Birkaç defa darbe planları hazırladığını eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinden öğrendiğimiz, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur tarafından yönetilen Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) öncülüğünde cumhurbaşkanını bu meclise seçtirmemek için, “İSTEMEZÜK” mitingleri yapıldı.

9’a iki 367 kararı:
Daha önce üç cumhurbaşkanı seçmiş olan Anayasa, Ak Parti’li birinin köşke çıkma durumu hasıl olunca en olmayacak biçimde yorumlanarak üyeleri hangi cumhurbaşkanının atadığına bağlı olarak Anayasa Mahkemesi tarafından karar verildi. Özal’ın atadığı üyeler 367 şart değil derken Demirel ve Sezer’in atadığı üyeler 367 gerekli dedi. 367 sayısının gerekliliğini, yaptığı tek oturumda kararlaştıran Anayasa Mahkemesi, kararının gerekçesini geçen iki buçuk aya rağmen açıklayamadı. Öyle anlaşılıyor ki bu karar hukuka göre değil üyeleri atayan cumhurbaşkanlarının dünya görüşlerine göre verildi. Çünkü neticeden bu görüntü çıkıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin, 367’yi şart olarak kabul ettiği karara uygun olarak seçilmemiş olan Ahmet Necdet Sezer ise 16 Mayıs 2007 tarihinde görev süresi dolmuş olmasına rağmen görevine devam edeceğini açıkladı.

Halka rağmen Halk Partisi:
Halk kelimesini kuruluşundan bu yana isminin içinde taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi, cumhurbaşkanını halkın seçmesi teklifine rejim krizi çıkaracağı gerekçesiyle karşı çıkarak halka olan güvensizliğini güçlü biçimde ortaya koydu. Böylece anladık ki rejim halk için değil halk rejim için varmış. Aynı CHP,TBMM’den geçen ve cumhurbaşkanını halkın seçmesini düzenleyen Anayasa değişiklik paketinin bozulması için yine mahkemeye müracaat etti. Cumhurbaşkanı Sezer de kendinden bekleneni yaptı ve aynı paketi o da Anayasa Mahkemesine taşıdı. Gerekçe ise şu;“Kamu düzenine aykırı.” Ne demekse bu “kamu düzeni.” “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi doğrultusunda, kamuyu temsil eden Meclis bir değişiklik yapıyor. Ama kamu ile ilişkisi marketten alış veriş yapmaktan ibaret olan Sezer, kamuya rağmen kamu adına inisiyatif kullanıyor.

Kur’an ve ilahi okuyan çocuklar nedeniyle 27 Nisan gecesi internet sitelerinde sanal muhtıra yayınlanırken ülkeyi yönetme sorumluluğunun siyasi iradede olduğunu akıllarına getirmek istemeyenler, sınır ötesi operasyon yapma konusunda çok çabuk siyasi iradeyi hatırlayıveriyorlar.

Hudson planı:
ABD düşünce kuruluşlarından Hudson Enstitüsü Türkiye üzerine hain planlar yaparak 22 Temmuz seçimi öncesi tuzaklar hazırlıyor. bu planların yapıldığı tartışmalara Türkiye’den iki general de katılıyor. Genelkurmayın stratejik araştırmalar merkezi SAREM’in başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri ile Washington elçiliğimizdeki savunma ataşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu bu toplantıda tartışmalara katılıyor. Peki aynı salonda başka kimler var? Türk yetkililerin ısrarla tanımadığı, küçümsediği ve “Kabile Reisi” diye sıfatlandırdığı Kuzey Irak Kürt yönetiminin ABD temsilcisi Kubat Talabani de generallerimizle aynı masada. Cumhurbaşkanı Sezer, yaptığı açıklamalar nedeniyle Irak’ın meşru devlet başkanı Celal Talabani’yi bile kabul etmezken, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt teröre destek verdiği gerekçesiyle Mesut Barzani’yi suçlayıp, PKK terörüne karşı Kuzey Irak’a operasyonun gerekliliğinden bahsederken, görev başındaki generallerin
Kubat Barzani’nin de bulunduğu masa etrafında, üstelik Türkiye’ye yönelik terör ve suikast planları ve senaryolarını tartışmaları TSK tarafından nasıl izah edilebilir? Ayrıca toplantıda PKK’nın bazı üst düzey adamlarının ABD tarafından Türkiye’ye teslimi planı konuşulduğunda, bu durumun Ak Parti hükümetine yarayacağı gerekçesiyle Türk katılımcıların buna karşı çıkmaları ise insanın kanını donduracak cinsten.

Son zamanlarda neredeyse her gün gelen şehit cenazelerinden nasıl bir siyaset çıkarıldığı, “Mehmet”in kanı üzerinden nelerin hedeflendiği konusunda da ibret ve dehşet verici bir durum.

Generallerimiz Kubat Talabani ile aynı masada:
Kamuoyunca Genelkurmay Başkanlığı’ndan bu konuya dair bir açıklama ve hatta soruşturma beklenirken, gelen ilk açıklamada “Senaryonun TSK ile ilişkilendirilmesini ibretle izliyoruz” denildi. Geçen yıl İtalya’daki NATO kolejinde Türk subayların önüne bölünmüş Türkiye haritası konulduğunda buradaki Türk subaylarımız, salonu terk ederek bunu yapan Amerikan subaylarını protesto etmişti. Ama şimdi generallerimiz önünde Türkiye üzerine terör planları tartışılıyor. Generallerimiz buna bir tepki koymuyor. Bunun eleştirilmesi ise Genelkurmayımız tarafından hayretle karşılanıyor. Şimdi sormak gerekiyor. Hudson’da olan hadise NATO Koleji’nde olandan daha mı hafif?

Ak Parti’li biri Hudson toplantısında olsaydı?:
Burada bir küçük soru daha. Acaba söz konusu Hudson toplantısına katılanlar arasında bizim generallerimiz değil de mesela başbakanın danışmanı Cüneyt Zapsu veya her hangi sıradan bir Ak Parti’li olsa idi, buna TSK veya ulusalcı camiamız nasıl bir tepki verirdi?

OYAK’ı Hollanda’ya satmak memleketi satmak mıdır?
Hatırlar mısınız Erdemir’i satın almadan önce OYAK Grub’u 7 Eylül 2005 tarihinde Antalya’da bir toplantı ile şov yapmış OYAK yöneticileri ve yaklaşık 1700 personel Türk bayrağını sembolize eden kırmızı-beyaz tişörtler giyerek ulusalcılık gösterisi ile Erdemir’in yerli şirket olduğunu ve yabancı şirketlere satılmasının yanlış olacağını savunmuşlardı. Peki ne oldu? Bu şovun üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti ve bırakın Erdemir’i, bu şovu yapan OYAK’ın kendisinin tamamı 2 milyar 673 milyon dolara Hollanda menşeli ING Grubu’na yani bir yabancı ülkeye satıldı. Hani milli değerler yabancılara satılmamalıydı. Hani özelleştirmeyi arttıran hükümet memleketi pazarlıyordu. Şimdi OYAK’ı satmak da memleketi satmak mıdır? Acaba şov yaparken mi hata yapıyordunuz, yoksa şimdi mi?

Çeteler, hukuk ve adalet:
Nerdeyse her hafta yeni bir çete ortaya çıkıyor. Devletin en gizli belgeleri bu çetelere ait mekanlarda bulunuyor. TSK’ya ait silah ve mühimmatlar buralarda yakalanıyor. Çete veya terör suçlamasıyla bir kişi hakkında yıllarca bazen on yıllarca ceza talep eden aynı savcı birkaç duruşma sonra sanığın beraatını isteyebiliyor. Yücel Aşkın davasına bakmak için ikinci savcı olarak görevlendirilen Sezgin Kanmaz, kendisine teslim edilen 50 klasör yaklaşık 25 000 (yirmi beş bin) sayfa belgeyi bir gecede, yanlış okumadınız bir gecede inceliyor(!) ve bir suç unsuruna rastlamadığını belirterek tüm sanıkların beraatını istiyor. Aynı savcı Şemdinli davasından yaklaşık 40’ar yıl hüküm giyen astsubayların davasını temyize göndererek de dikkat çekmişti.

Sezer’in adaleti:
Şu andaki parlamentonun yıprandığını ve temsil niteliğini kaybettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Sezer Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nda yapılan seçimde 146 oy alan Ersan Ülker’i değil de 95 oy alan Abdurrahman Yalçınkaya’yı seçiyor. Aynı Sezer rektör atamalarında da aynı çifte standardı devam ettiriyor. Yakın örneklerinden biri Kastamonu Üniversitesi’ne yaptığı atama. Sezer bu üniversitenin rektörlüğüne, akademisyenler tarafından kullanılan 50 oydan (kendisi dışında) sadece birini alan Bahri Gökçebayır’ı seçti. Sezer, cumhurbaşkanını halkın seçmesini düzenleyen Anayasa değişiklik paketini veto gerekçesinde “Değişiklikler, temsilde adaletin olmadığı meclis tarafından yapılamaz” demişti. Sezer’in adalet anlayışının ne olduğu yaptığı atamalardaki kriterlerden anlaşılabiliyor.

İstismar edilen kavramlar:
Ülkemizde bazı odakların millet iradesi, demokrasi, insan hakları, hukuk ve aslına uygun bir laiklik istemediği ortada. Laiklik kostümünü kullananlar da, cumhuriyet kostümünü kullananlar da, hukuk kostümünü kullananlar da kostümleri çıkarıp ne yapmak istediklerini ortaya koymalılar. Biz de yaşananların hemen hepsinin bir iktidar mücadelesi olduğunu, vatan, millet, rejim, hukuk, laiklik, ulusalcılık, güvenlik, şehit kavramlarının sadece bir siyasi malzeme olarak kullanıldığını anlatmak için feryat etmeyelim.

Kimin planı tutacak?
En önemlisi ise 22 Temmuz Pazar günü sandık başına gittiğimizde temiz toplum, temiz devlet, açık toplum, şeffaf devlet, demokrasi, hukuk, liyakat, adalet, insan hakları, sivilleşme, özgürlük, bağımsızlık ve kalkınma için; bu kavramların evrensel statüde yerleşmesi için adım atmalıyız. Kişisel çıkarlarımız, duygusal reflekslerimiz ve bize pompalanan propagandaların yönlendirmesiyle değil, vicdanımızın sesini dinleyerek, ülkemizin geleceğini düşünerek karar vermeliyiz.

Türkiye 22 Temmuz’da seçimini iyi yapmalı. Çünkü bu seçimden ya Hudson planı çıkacak ya da halkın planı. Halkın planı çıkmalı.
Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
hudson
 // Serpil Nogaylaroğlu
ALPER BEY TABII YAZIYORSUNUZ AMA TANIMADIGINIZ ICIN GUNAH OLUYOR,SIZ NOGAYLAROĞLU GIBI BIR GENERALIN O TOPLANTIDA TURKIYE ALEYHINE KIMSENIN ASLA TEK BIRBIR KELLIME LAF SOYLEYEMEYECEGINI,,SAVUNMASINDA DEDIGI GIBI ORAYI BASLARINA YIKACAAGINI HERKES BILIR.AMA SIZ BILMIYORSUNUZ.BIRAZ TANIYANALARA SORSAYDINIZ OGRENIRDINIZ YAZIK DEGILMI? BOYLE BIR INSANA IFTIRA ATMAK NE ACI,HANI BIRAZ VICDAN OLSA ,,KESKE O NU TANISAYDINIZVE BIR TOPLANTIDA ONUN YANINDA OLSAYDINIZ...
04 Kasım 2012 17:06