YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Vesayetçi Müslümanlarla imtihanımız - Mısır ve Türkiye
28 Aralık 2013 14:38

Altı ay önce Mısır’da bir askeri darbe oldu. Olaydan iki gün sonra darbenin arka planına dair detaylarıMısır’da pısırık Müslümanlığın sonu başlığı ile yayınlamıştık. Şimdi lütfen o yazının ilk bölümünü hatırlayalım. Şu günlerde Türkiye’de yaşananlarla ne kadar paralel olduğunu göreceksiniz. O gün şunları yazmıştık:

Mısır’ın resmi nüfusu 84 milyon. Ancak gerçek nüfusun 90 milyon civarında olduğu belirtiliyor. Nüfusun yaklaşık 85 milyonu Müslüman, gerisi gayri Müslimlerden oluşuyor. 

“25 Ocak Devrimi” diye tarihe geçen süreçte, 2011 yılında 32 yıllık Hüsnü Mübarek diktatörü devrildi ama diktatörlüğün kurumları neredeyse olduğu gibi ayakta kaldı. Çünkü Mübarek’i devirenler, yeni yapıyı henüz kurmadan taht ve iktidar kavgasına tutuştular. Bölündüler, geriye çekildiler. Devrimi yaptılar ama devrime yeterince sahip çıkmadılar. Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’ye yeterince şans ve zaman vermeden acımasızca eleştirmeye ve yıpratmaya başladılar. Mursi’den sanki bir mucize beklediler. Sabırlı, ferasetli ve akılcı davranmadılar. Devrim yapan halk, belli bir süre sonra devrilen zihniyetin temsilcileriyle aynı safta yer almaya başladı.

Arap baharına başından itibaren karşı olan ülkelerin gizli servislerinin faaliyetlerinin de tesiriyle Mursi’nin arkasındaki destek günden güne zayıfladı. Bu arada ülkedeki egemen vesayet sistemi de boş durmuyordu. Ordusu, yargısı, medyası, polisi ve bürokrasisi de Mursi’nin altının boşaltılması için elinden geleni yaptı.

Devrimi yapan çoğunluk devrime gereği gibi sahip çıkmazken, devrilen zihniyetin savunucuları ipin ucunu hiç bırakmadılar. Olanca güçleriyle mücadele ettiler. 3 Temmuz’daki askeri darbe öncesi Mursi’yi devirmek için ülkenin çeşitli yerlerinde meydanları dolduran kalabalık 16-17 milyonu bulmuştu. Acı olan durum ise, Mursi’nin devrilmesi için meydanları dolduran kalabalıkların yaklaşık 11 milyonunun, aslında neye hizmet ettiğinin hiç farkında olmayan, bilinçsiz şekilde dolduruşa getirilmiş, Selefiler ve Müslüman Kardeşler’in tabanı olmasıydı. Geri kalanlar ise gayri Müslimler ve laik kesimlerdi. Mursi’yi devirmek için meydanları dolduran kalabalıkların çok büyük bir çoğunluğu aslında İsrail’in ve ABD’nin Neoconlar’ının değirmenine su taşımak için yönlendirildiklerinin farkında bile değillerdi.

Darbeci General Sisi, Mısır darbesini açıkladığı sırada Kahire’de akşam ezanları okunuyordu. Tahrir Meydanı ile bağlantılı sokak ve caddeleri dolduran yaklaşık 6,5 milyon Mursi karşıtının yaklaşık yarısı o saatte akşam namazı kıldılar. Bir taraftan da aynı meydanda, maytaplarla ve havai fişeklerle oyun oynayarak, çığlık atarak, coşku ve neşeyle askeri darbeyi kutlayanlar vardı.

Peki darbenin hemen ardından ne oldu? Darbenin açıklandığı sırada Tahrir meydanında akşam namazı kılan Müslümanların desteklediği darbeciler, Sahabe Amr Bin As tarafından 642’de Müslümanların idaresine geçmesinden bu yana Mısır’ın başına ilk defa bir Hıristiyan’ı devlet başkanı yaptılar. Müslümanların en dehşetli düşmanı İsrail’i sevindirdiler. Afganistan’da, Irak’ta milyonlarca Müslüman’ı katleden, milyonlarca Müslümanın göçmen, sakat, dul, öksüz ve yetim kalmasına neden olan Neoconlar’ın projelerine apaçık alet oldular. Müslüman bir yönetimi düşürdüler. Bu şuursuz kalabalıkların, alet olarak getirdikleri darbeci askerler, ilk icraat olarak İsrail’i memnun etmek için Gazze’deki masumların yardım yolu olan Gazze kapılarını kapattılar. Bu şuursuz kalabalıklar, darbeci generallerin Müslüman avına çıkmasına kapı araladılar. Müslüman Kardeşler’in yüzlerce yöneticisi tutuklandı. Mısır halkının oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı hapse atıldı. Darbeciler sandıkta yüzde 52 oy alan Muhammed Mursi’yi gayrimeşru sayarken sandıkta yüzde 1 bile alamayan Baradei’yi darbe hükümetine ortak ettiler. Yüzde 52 oy alan Müslüman Kardeşler’i ise ezmeye başladılar.

Mısır darbesinde en cahilce tutumlardan biri El Ezher Şeyhinin de darbecilerle kol kola hareket etmesiydi. Darbeciler Müslüman Mısır’ın başına Hıristiyan bir devlet başkanı atadılar. Güle oynaya, şuursuzca darbecilere destek olan Müslümanlar birkaç hafta içinde ne kadar büyük bir hata yaptıklarını daha iyi anlayacak ve bu defa destek olarak getirdikleri darbecileri indirmek için yeniden Tahrir’i dolduracaklar.

……..

General Sisi darbesinden sadece iki gün sonra 05 Temmuz 2013 tarihinde bunları yazmıştık. Şimdi bu yazıda Mısır yerine Türkiye kelimesi yazın diğer aktörlerin yerine de Türkiye’deki bazı aktörleri koyun. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Burada, o yazıda bulunmayan bir şeyi daha duyuralım. Mısır’da demokrasiye karşı 3 Temmuz askeri darbesini yapan Abdülfettah Sisi de çocukluğundan beri 5 vakit namazını aksatmayan bir vesayetçidir. Birileri, filanca, Müslüman adamdır, mütedeyyindir, dini liderdir yanlış yapmaz diye savunmasın. Darbeci Sisi, bugüne kadar 6 ay içinde 6 bin 500 civarında Müslümanı katletti. El Ezher Şeyhi Ahmed et Tayyib de Mısır’daki Selefiler de dindardı, önderdi! Bugün Pakistan’da ABD ile iş birliği içinde Pakistan halkına ihanet edenlerin önemli bir kısmı, ülkenin, milletin çile ve ıstırap çekmesine vesile olanlar da dini cemaat ve çevrelerdir. 

Darbeci, vesayetçi zihniyeti cübbenin, sarığın altına saklamak suçun ve günahın örtülmesini sağlamaz. Haziran ayında sahnelenen Gezi numarasıyla Türkiye’de ve eşzamanlı olarak Mısır’da darbe süreçleri başlatılmıştı. Türkiye’de başaramadılar. Mısır’da darbeyi başardılar. Temmuz ayında Mısır’da ne yapıldı ise bugün aynı şeyler başka kisveler altında, farklı ama benzer aktörlerle Türkiye’de sergileniyor. Bu artık gizli değil, çırılçıplak bir gerçek olarak ortada.

Bu operasyonlar, Gülen cemaatine izafe ediliyor. Cemaat yönetimi bunu reddediyor. Ancak cemaatin medyası ve cemaat adına konuşanlar operasyon yapanların sonuna kadar arkasında duruyorlar. Bu refleks, yaklaşık 40 yıldır tanıdığımız bu cemaatin geleneksel reflekslerine hiç benzemiyor. Bu tavır, cemaatin yararına da görünmüyor. O halde cemaat, operasyoncuları neden bu denli sahipleniyor?

Açık açık söyleyelim. Bu operasyonun arkasında cemaatin boyunu çok çok aşan küresel bir iradenin olduğu gün gibi ortada. Hiç kimse bize bu operasyonun, bir yolsuzlukla mücadele olduğunu anlatmaya çalışmasın. 6 ay önce Mısır’da yapılan darbe, şimdi Türkiye’de tezgahlanmaya çalışılıyor. Allah korusun, bu darbe eğer amacına ulaşırsa tıpkı Mısır’da olduğu gibi ilk tekmeyi yiyecek olan bu cemaatin masum tabanı ve taraftarları olacaktır.

“Yukarıdakiler”in her söylediğine sorgusuz bir bağlılıkla ve “bir hikmet veya keramet” atfederek bu vahim yanlışa alet olan veya olmaya müheyya tüm dost ve kardeşlere duyurmak isteriz. Yukarıdakiler, bir noktadan sonra kendilerini kurtarabilseler bile sırf Allah rızası ve bu ülke için çalışan tabandaki insanlarımız “yukarıdakilerin” hatalarının bedelini ödemek zorunda kalabilirler. Operasyonların arkasındaki gerçekler iyice ortaya çıktığında kendi vicdanlarında izah edemeyecekleri hatalara alet olmak, ömür boyu sürecek ve telafisi mümkün olmayan bir pişmanlığa yol açacaktır. O sebeple, bütün bu yanlışları apaçık gördüğümüz halde “yukarıdakine” körü körüne bağlılık yerine, aklımızı kullanarak “EN YUKARIDAKİNİN” rızasını gözetmeliyiz.

Şu an hedefte görünen iktidar partisine oy verirsiniz veya vermezsiniz. Mesele o değil. Bu operasyonun namlusunun ucundaki gerçek hedef “Yeni Türkiye”nin büyük projeleri ve Türkiye’nin geleceğidir. Bu gerçeği her geçen gün herkes daha net görecek. Belgeleriyle delilleriyle görecek. Oylarımızla getirdiğimiz iktidarı oylarımızla götürmek elimizde. Ama destekleyerek getirdiğimiz diktatörleri veya vesayet düzenlerini indirmek bizim elimizde olmaz. Hüsnü Mübarek 32 sene, Muammer Kaddafi 42 sene ülkelerinin kaderine hükmettiler. Acısını o ülkelerdeki Müslümanlar çektiler.

Yolsuzlukla mücadele ettiğini iddia edenlerin en başta demokrasiye saygı göstermeleri ve öncelikle kendilerinin temiz olmaları gerekir. Çünkü yolsuzluğun en fazla yapıldığı yönetimler antidemokratik vesayet yönetimlerdir. Gırtlağına kadar bataklığa saplanmış olanlar temizlik operasyonu yapamazlar.

Alper TAN

26.12.2013

AŞAĞIDAKİ YAZILAR DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

MISIR'DA PISIRIK MÜSLÜMANLIĞIN SONU

KÜRESEL PROJELERE KÜRESEL DARBE

HAK ETTİN BUNU ERDOĞAN

TAKSİM DEREBEYLİĞİ'Nİ KİM KURDU?

PERES “İRAN İSRAİL’İN DÜŞMANI DEĞİL”

DERS ALMA ZAMANI

YENİ TÜRKİYE VE DİYARBAKIR

MESUT BARZANİ NİÇİN “GELECEK”

GENÇLİĞİ TEHDİT EDEN KORKUNÇ TABLO

NE DEĞİŞTİ?

ABD ANKARA’DAN SONRA RİYAD’I DA KAYBETTİ

BİRLİĞİN GÜCÜ VE DÜŞMANIN KORKUSU

EYVAAH. “MİT TÜRKİYE’Yİ KOLLUYOR!”

Yazarın Önceki Yazıları
Kanal A ve Veda 31.10.2017Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
01:41
 // ŞAKA MAKA, KEMALİSTLERİN TÜRKİYE'DEN YOK OLMASI
Sahi bir aralar, hırlayıp gürleyen Kemalistler vardı, ne oldu onlara? Ölü toprağı serpilmiş gibi yok oldular. Yok yani, sokakta arıyorum, yine yoklar. Gazetelere, tv'lere, medya'ya bakıyorum, sırra kadem basmışlar. Eskiden bunlarla, atışır eğlenirdik. La yoksa bunlar, takke giymiş olmasın? Olum, kemalistler, nerdeyseniz çıkın ortaya! Lan, laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor diyorum, çıt yok. Nerdesiniz? Geçen, birini gördüm, abi hidayete erdim namaza başladım dedi, bir diğeri; zaman okuyor, ötekine baktım, bre kafir! Bu mübarek cuma saatinde, alış veriş mi yapıyorsun? Dedi. Tam birini buldum dedim; kemalist senin babandır dedi. Yok yok yok!...
29 Aralık 2013 01:41