19 Ekim 2017 Perşembe
  • Altın151,204
  • BIST108.162
  • Dolar3,6561
  • Euro4,3295
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8221
  • İstanbul22 °C
  • Ankara21 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya21 °C
  • Adana31 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır24 °C
  • Bursa25 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli25 °C
  • Şanlıurfa27 °C
  • Gaziantep25 °C
  • İçel29 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Türklük ne zaman mutlu eder?
08 Nisan 2013 18:06

ABD’nin bir derin kurgusu olan meşhur 11 Eylül olayından sonra bu olayı bahane ederek ABD ve Avrupa Hıristiyan dünyası, Müslümanları hedefe alan saldırılara başlamıştı. Afganistan ve Irak bu bahane ile işgal edildi. Bütün İslam ülkeleri Hıristiyan Batı tarafından tehdit edilmeye başlandı. Bu duruma karşıymış gibi görünen Rusya ise olayları sadece seyretti.

Netice olarak Birinci ve ikinci Dünya Savaşları ile kurdukları dünya düzeninin denklemini yenilemek istediler. Ancak bu defa masa başı planlar tutmadı. Yapılan karşı planlarla Hıristiyan Batı’nın yeni “Haçlı seferi” hezimete uğradı. (Tabii burada Batı’nın ve İsrail’in en ağır yenilgilerini bile zafer olarak göstermeye çalışanlara diyecek bir sözümüz yok.)

ABD ve Avrupa bu yeni planında hezimete uğramakla kalmadı. İlave faturalar da ödemeye başladı. Ülkelerinin, Hıristiyan Batı’nın hedefinde olduğunu anlayan Müslüman milyarderler, yeşil Dolarları ve Euroları 2007’den itibaren ABD piyasalarından bir anda çekmeye başladılar. ABD merkezli krizin bidayetini oluşturan mortgage buhranının esas sebebi budur. Mortgage krizi ABD merkezli küresel finans krizine dönüştü. ABD bunalıma girdi. ABD piyasası üzerinde müessir olan Müslüman milyarderler bu defa hedef olarak Avrupa’ya yöneldiler. Avrupa piyasasındaki paralar da boşaltıldı. Şimdilerde Avrupa devletleri müthiş bir sancı çekiyorlar. Başlayan ekonomik krizler siyasi krizlere dönüşüyor. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi en çok etkilenen yerler. Ama bu kriz, Avrupa’nın en güçlü merkezi ülkelerini de tehdit ediyor. İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler de tehdit altındalar.

Bu finans operasyonu ülkelerin ekonomilerini tehdit etmekle kalmıyor. Batı’nın en büyük projesi Avrupa Birliği’ni de dağıtma veya en azından küçültme riski taşıyor. Daha da büyümeyi planlayan AB, şimdilerde mevcudu acaba koruyabilir miyiz veya Yunanları ve Rumları atsak kurtulur muyuz hesabını yapıyor.

Batı bu ve benzeri krizlerle uğraşmak zorunda kalırken, ABD Büyük Ortadoğu Projesi’ni rafa kaldırırken, İslam ülkeleri kendi projelerini sahneye koymaya başladılar. Türkiye’de olduğu gibi İslam ülkelerindeki sömürge düzenleri de art arda yıkılıyor ve yerli dinamiklerin kurduğu düzenler hayata geçiriliyor. Yani Hıristiyan Batı, klasik silahları kullanarak Afganistan’da, Irak’ta Müslümanlarla savaşırken, Müslümanlar, daha hassas bir silah olan finans silahıyla Batı’yı vurdular.

Türkiye’de başlayıp Arap coğrafyasına da yayılan mücadeleyle Ortadoğu’da eski düzenler yıkılıp yerine yeni düzenler inşa ediliyor. Ancak elbette bu düzen değişiklikleri çok kolay olmuyor. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de yaşananlar malum. Mısır’da yapılan devrimden rahatsız olanlar sokağa çıktılar. Hüsnü Mübarek diktatörlüğüne sesini çıkarmayan bu kesimler İslami hassasiyeti olan demokratik bir yönetimi devirmeye çalışıyorlar.

Mısır özelinde sokağa çıkan Muhammed Mursi karşıtlarının kimler olduğunu araştırdığınızda, bunların üçte ikisinin Hıristiyanlar, üçte birinin de laikçi Müslümanlar olduğu anlaşılıyor. Mısır’daki yeni devletten rahatsız olan ama açıktan cephe alamayanlar yeni devletle mücadelelerini Hıristiyan azınlığı ve laikçi Müslümanları kışkırtarak yapıyorlar. 

Müslüman halkların, Müslüman ülkelerin birbirleri ile dayanışmasından ve ittifakından rahatsız olanlar, kendi aralarında sıkı bir dayanışma içindeler. Vatikan’ın başına geçen yeni papa Ortodoks ve diğer Hıristiyanlarla bütünleşme çabasına girdi. Bin seneye yakın zamandan beri ilk defa bir Ortodoks patriği Katolik papanın göreve başlama törenine katıldı. Eğer yapabilirlerse Katoliklerle Ortodoksların birleşmesi projesi üzerinde çalışıyorlar. Bu konuda çeşitli pazarlıklar yapıldığı belirtiliyor. Sadece Ortodokslarla değil diğer Hıristiyan mezhepler üzerinde çalışıldığı da anlaşılıyor.

Hıristiyan dünyasının birleşme çabalarını eleştirmek için vurgulamıyoruz. Vurgulamaya çalıştığımız husus şu: Batılılar, kendi aralarında siyaseten zaten ortak hareket ettikleri ama farklı dinler olarak gördükleri kesimlerle bile dinen bütünleşme sürecine girerken bizlerin Türklük, Kürtlük, Araplık Acemlik, Sünnilik, Şiilik nifakına kapılmamız ne kadar mantıklı olabilir.

Dünyada önemli bir konuda karar alınacaksa bunun kararını BM Güvenlik Konseyi veriyor. 7 milyar nüfusu olan dünyada, 1.7 milyar Müslüman var. BM Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi olan 5 üyeden hiçbiri Müslüman ülke değil. Müslümanların kaderi bir bakıma bu 5 ülkenin iki dudağı arasında. Eğer dünyada Güvenlik Konseyi gibi bir sistem olacaksa nüfusa oranladığımızda üyelerden en az dörtte birinin Müslüman ülkeleri temsil etmesi gerekiyor. Ama Müslümanlar bu büyük denklemi değiştirmek için değil de nefislerini tatmin etmek için Türklük, Kürtlük, Araplık, Acemlik sevdasına kapıldıklarından dolayı bu çarpıklığı sorgulamıyorlar.

Artık bütün bu adaletsizliklerin sorgulanması ve düzeltilmesi gerekiyor. Dünyada bunun öncülüğünü ancak Türkiye yapabilir. Ama Türkiye’nin ayağındaki prangalardan derhal kurtarılması gerekiyor. En önemli iki engel var: 1) terör, 2) gerici darbe anayasası.

O sebeple çözüm sürecinin başarısı ve özgürlükçü yeni anayasa ülkemiz için ekmek kadar su kadar elzemdir.

İkinci Dünya Savaşı’nda birbirini yiyen yüzbinlerce ölüme sebebiyet veren Batı, kendi büyük hedefler uğruna yakın tarihteki hataları ile yüzleşip, oralara takılı kalmadan Avrupa Birliği gibi bir ortak projede birleştilerse bunun daha büyüğünü bizler neden yapmayalım.

Yeni anayasaya “Türklüğü” mutlaka yazmalıyız diye diretenlere bir hatırlatma yapalım. Bugün Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bahsederken Türklerin en büyük devletleri olarak söz ediliyor. Selçuklu’nun, Osmanlı’nın anayasalarında “Türklük” mü yazıyordu. Cumhuriyet dönemi anayasalarında hiç Kürtlükten söz edilmedi. Hatta “Kürt” diyen cezalandırıldı. Ama Kürtler yok edilebildi mi. Kürtlük asimile edilebildi mi?

Dağların yamaçlarına “Ne mutlu Türküm diyene” yazdığımız için Türk olmayan kaç kişi “mutluluk veriyor” diye Türklüğe geçti? Dağlarda “Ne mutlu Türküm diyene” yazdığı için kaç Türkü gerçekten mutlu ettik.

Bizim Türklüğümüzün bekası anayasadaki cümlede yazıp yazmamasına kaldı ise vay halimize.. Zaten bitmişiz demektir.

Siz öyle adil bir sistem kurun ki siz söylemeden başkaları Türk olmanın gurur verici bir şey olduğunu düşünsün. İşte mutluluk o zaman gelir..

Alper TAN

8 Nisan 2013

 

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
alternatif nedir?
 // ihsan
türklük ifadesi bir ırkı ve üstünlüğünü belirtse kaldıralım.bu söz konusu değil.Her devletin bir adı orada yaşayanların da bir adı olur.Tarih boyu bu hep böyle.şimdi Türklüğü kaldıralım TÜRKİYE CUMHURİYETİ ne ne diyeceğiz.TÜRKİYE CUMHURİYETİ nde yaşayanlara ne diyeceğiz.BDP bile Türkiye kelimesinin yerine birşey koyamıyor.bu tartışma suni gereksiz iyi niyetten de uzak.pratik hiç bir faydası da yok....
09 Nisan 2013 Salı 13:13