YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Türkiye'de yeni siyasi oluşum arayışları...
25 Şubat 2008 12:49

Türkiye’de yeni siyasi oluşum arayışları ve siyasetin geleceği

Türkiye’de geçtiğimiz yaz siyasi oluşum arayışları ön plana çıkmış ve haftalarca tartışma konusu olmuştu. Bu arayışların önümüzdeki dönemde de değişik şekillerde sürdürülmesi beklenmektedir. O nedenle siyasi arayışlar konusundaki düşüncelerimi sizlerle çok özet olarak paylaşmak istiyorum.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ortaya çıkan ve ülkenin kaderine hükmeden önemli siyasi hareketler, düzene, rejime, sisteme uygun olarak ve güdümlü şekilde planlanmıştır. Bu planlamanın gerçekleşmesinin zor olduğu anlarda veya kontrolden çıktığının düşünüldüğü zamanlarda da, darbelerle, hem partiler, hem de halk sindirilerek yeniden güdümlü siyasi oluşumlara fırsat verilmiştir.
Krizler ve siyaset:
Ülkemizde son on yılda yaşanan ekonomik, siyasi ve idari krizlerin tamamı da planlı, projeli ve güdümlüdür. Bu krizler belirli amaçlar için çıkarılmıştır. Bu krizlerden sonra ülkede nelerin değiştiğini, nelerin değişmediğini iyi düşünürseniz, kriz çıkaranların hedefinin neler olduğunu daha rahat anlayabilirsiniz. Konumuz bu olmadığı için detayına girmeden değinip geçmek istiyorum.
2001 krizinde Türkiye’nin önüne konulan Kemal Derviş ve İsmail Cem önderliğindeki siyasi oluşum nasıl ki tutmadı ise, 2006, 2007 içinde yapılmak istenen güdümlü siyasi oluşumlar da tutmadı ve tutmayacaktır. Sınır dışından gelen istek, arzu ve siparişlere göre, “rejim tehlikede” yalanları ve göz boyamaya yönelik provokatif eylemlerle zemin hazırlanmak istenen siyasi oluşumlar ve onlara önderlik eden siyasetçiler artık suçlu durumundadırlar.
Bu siyasi arayışların en önemli hedeflerinden biri, gelecek yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bunlar, son kale olarak gördükleri ve kendilerine BABA’larından miras olan Çankaya Köşkü'nü başkalarına kaptırmama iç güdüsüyle hareket ediyorlar. O sebeple bu amaçlarına ulaşmak için tüm imkanlarını seferber ederek ellerinden geleni bundan sonra da yapacaklardır.
Açıkça söylemeliyim ki 2007 Mayısında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek isteyenlerin toplum ve devlet bazında yer edinebilmeleri ve destek alabilmeleri mümkün değildir.
İthal siyaset isteyenlere karşı yerli liderlerin duruşu:
Devlet elitleri, sivil toplum, medya ve iş alemi gibi kesimlerle başlatılan 15 Mayıs 2006 bağımsızlık hareketinden sonra ülkemizdeki bazı ihtiyar aktörler yeniden sahneye çıkmışlardır. Atlantik ötesi beklentilere dayalı ve hiçbir yerinde yenilik bulunmadığı gibi her tarafında köhne düşünceler kokan siyasi manevralar yapılmıştır. Bu tabansız manevralara karşı Deniz Baykal, Mehmet Ağar, Devlet Bahçeli, Erkan Mumcu ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasi liderlerin duruşları ve tavırları son derece yerinde ve isabetli olmuştur.
Erken seçim çağrıları neden durdu?
Dikkat edilirse geçtiğimiz aylarda bazı partilerce gereksiz yere dillendirilen erken seçim söylemi de bırakılmıştır. Erken seçim taleplerinin bu gün, gündemden düşmüş olması, 15 Mayıs hareketinin tavrının sonucudur. Şartları olmadığı halde yapılacak bir erken seçim, ülkeye hiçbir fayda getirmeyeceği gibi bu halkın zamanının ve kaynaklarının heba olmasına yol açacaktır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ve öncesi:
Mayıs 2007’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine kadar geçecek sürede hem dış güçler, hem de dış aktörlerin içerdeki maşaları, katı sistemin savunucuları, el birliği ile siyaseti ve idareyi germeye ve halkı sindirmeye çalışacaklardır. Ama bu güdümlü kesimler ne yaparlarsa yapsınlar, 2007 Mayıs'ındaki seçimi bu Meclis yapacak, Türkiye’nin de parlamentonun da içine sinecek birini yine bu Meclis Çankaya Köşkü'ne oturtacaktır.
Gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra devletin kurumları, ülkenin bağımsızlığı noktasında daha da berraklaşacak ve dış güçlere karşı daha da direnebilir hale gelecektir.
Sezer ne demek istedi?
Sırası gelmişken ve gündemde iken şunu da belirtmek istiyorum. Cumhurbaşkanı Sezer’in İslamiyet, bazı okullar ve Kur’an Kursları ile ilgili açıklamasının Papa’nın sözlerinden sonra gelmesi bir tesadüf değildir. Aslında bu sözler en az Papa'nın sözleri kadar yaralayıcıdır. Bu sözler, Ahmet Necdet Sezer’in kişiliğine yakışmış olabilir, ama nüfusunun % 98’i Müslüman olan bir ülkenin devlet başkanına kesinlikle yakışmamıştır. Sık sık Türkiye aleyhtarı görüşler ve Ermeni soykırımı iddialarıyla gündeme gelen, halkı Hıristiyan olan Fransa’nın devlet başkanı bile sözlerinden ötürü papayı uyarırken Türkiye devlet başkanının bu sözleri sarf etmesi son derece manidar ve düşündürücüdür. Sezer bu sözleri, bilerek, isteyerek ve belli bir maksatla söylemiştir.
2007 Parlamento seçimi ve Ak Parti:
Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra 2007’nin en önemli gelişmesi milletvekili seçimleri olacaktır. Bu seçimler nedeniyle 2007 siyasetçiler için son derece hararetli geçecektir. 2002 Kasım seçimlerinde barajı aşmış olanlar en azından yerlerini muhafaza etmek isteyecek. Barajın altında kalanlar da en azından üste çıkmak için büyük çaba harcayacaklardır. Fakat bütün çabalara rağmen 2007’nin Kasım ayında yapılacak olan genel seçimler Ak Parti’yi yeniden iktidara getirecek gibi görünmektedir. Ama öyle zannediyorum ki Ak Parti’nin 2007 kadrosu, 2002 seçimleriyle gelen kadrolarından çok daha farklı olacaktır. Parti büyük bir değişime uğrayacaktır.
Beş yıl iktidar olmanın getirdiği yıpranmanın üzerine yeniden iktidara gelecek olan Ak Parti, ülkenin dönüşümü ve AB’ye hazırlık çalışmaları aşamasında muhtemelen ciddi yaralar alarak daha da yıpranacak ve ikinci beş yıllık iktidar süresini tamamlayamadan muhtemelen 2009 gibi hükümeti bırakmak zorunda kalacaktır düşüncesindeyim.
Siyasette yeni dönem:
2007 Kasım seçimi belki de lidere dayalı, lider karizmasıyla hareket eden siyasi partilerin sonunun başlangıcı olacaktır. Görünen o ki, bu dönemden sonra Türkiye’de artık lider partisi dönemi hızlıca kapanacak, Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi ciddi, güdümsüz, kurumsal partiler ve siyasi kadrolar ön plana çıkmaya başlayacaktır. Böylece ayakları yere basan siyasi hareketler ve söylemler önem kazanacaktır. Bu konu, mevcut devam eden süreçte ülke için kaçınılmaz bir hedef olmalıdır. 15 Mayıs hareketinin stratejisinde yer alan konulardan birisi de budur.
Siyasete ve siyasetçiye olan itimadını kaybetmiş olan Türk halkının, yeniden güven duyabilmesi ve düze çıkabilmesi için bu, çok hayırlı bir gelişme olabilir.
Alper TAN
20.09.2006
alpertan@kanala.com.tr
Yazarın Önceki Yazıları
Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Trump döneminde neler olacak? 10.11.2016Batı bu savaşı kaybedecek. Çünkü... 07.11.2016Haçlılar neden DAİŞ'i bitirmek istemez? 21.10.2016İşte gizli belge, ABD en tehlikeli terör örgütü 18.10.2016Cenk meydanı ısınıyor 13.10.2016ABD'nin korkusu ve Rusya'nın beklentisi ne? 11.10.2016Lozan'da ne kazandık ne kaybettik? 06.10.2016Sevr'i gösterip Lozan'a razı ettiler" 29.09.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.