YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Türkiye niçin ABD'nin hedefinde?
25 Şubat 2008 14:51
Düşünce Dergisi’nde geçen ay yayınlanan “Derin devlet işte bu” başlıklı yazımızda 1944 yılından bu yana ülkemizde hüküm süren ABD’nin hangi yöntemleri kullanarak devleti ve toplumu kontrol altında tuttuğunu özet olarak anlatmaya çalışmıştık. Sosyal olaylar, siyasi oyunlar, darbeler, muhtıralar, etnik ayrıştırma ve vuruşturma çabaları, Terör örgütleri, siyasi cinayetlerle ülkenin karıştırılması, mali ve ekonomik kriz tuzakları, toplumsal provakasyonlar, uluslar arası alanda ülkeyi sıkıntıya sokacak girişimler. Bütün bunların çoğunun altında, gizli NATO-ABD damgası var.

1944’ten 2006’ya:

1944 yılı ortalarından bu yana ülkenin kaderine hükmeden ABD, son yirmi yıldır yoğunlaştırdığı faaliyet ve gayretlere rağmen istediği sonuca ulaşamadı. ABD taşeronu olan gizli derin yapı (üst yapı), 1 Mart 2003 tezkeresinin Meclis tarafından kabul edilmemesi üzerine iflas etti. Detaylarını zamanla herkesin öğreneceği 15 Mayıs 2006 harekatı ile de bütün atar ve toplar damarları tıkandı.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi ABD Dimyat’a pirince (BOP’a) giderken evdeki bulgurdan (yani Türkiye’den) olmuştu. Afganistan ve Irak’taki direniş nedeniyle devşirilmeye çalışılan pirinç ABD’nin boğazını tıkarken midedeki bulgur da şişkinlik ve gaz yapmaya başladı. Türkiye’nin değişen ve güçlenen pozisyonu ABD yönetiminde sindirim sorunlarına yol açtı.

Türkiye bölgesini çok etkiliyor:

ABD kontrolünden büyük ölçüde çıkan Türkiye, kendisinin kontrolden çıkması bir yana öteden beri ABD ve Batı müttefiki olan en azından ABD’ye boyun eğmiş durumda bulunan bölge ülkelerine de öncülük ederek, yol göstererek onların da ABD yörüngesinden uzaklaşıp kendi kimliğine dönme sürecinin başlatılmasına yol açtı. Üstelik bu faaliyetleri yaparken Türkiye ABD ve Batı ile ilişkilerinin bozulmamasına da özen gösterdi. Hatta zaman zaman “BOP’ta ABD ile ortağız” açıklamaları bile yaptı. Lakin ABD’nin BOP hedefleri ile Türkiye’nin bu konudaki faaliyetleri aynı istikamette değildi. Tamamen farklı yönlerde gelişiyordu.

Şimdi Türkiye, bölgesinin en önemli aktörü olmak, bu kritik süreçte ABD hedeflerinin önüne geçmek, bölge ülkelerini etkileyerek ciddi bir blok oluşturmak istiyor. Bu sayede Dünya’da da sözü geçen, küresel politikaları etkileyen pozitif bir güce ulaşmak istiyor. Çeşitli konularda yaşanan bir çok olumsuzluklara rağmen bu konuda bölgenin genel atmosferi son derece müsait bir imkan sunuyor. Zaman bu tür tarihi fırsatları ülkelere çok nadir olarak sunar. Türkiye bu zemini olumlu yönde değerlendirmek istiyor.

Gelişen olaylar, Çin’in batı sınırlarından Afrika’nın batı sahillerine, Rusya içlerinden Afrika’nın güneyine kadar geniş bir coğrafyada Türkiye’nin gücünü ve etkisini eski günlerde olduğu gibi yeniden pekiştirmeye başlarken ABD açısından bu süreç tam tersine işliyor. O nedenle ABD açısından, Türkiye’nin yeniden kontrol altına alınarak sınırları dahiline sıkıştırılması, sınırları içinde de istikrarsızlaştırılması gerekiyor. Veya tersinden bir harekatla içerde istikrarsızlaştırılarak, dışarı ile ilgilenmesinin önüne geçilmesi planlanıyor. Onlar açısından en ideal Türkiye çökmeyecek kadar hasta, kalkmayacak kadar da sağlıklı olması gerekiyor. Yani kontrol edilebilir bir nitelikte olması düşünülüyor.

Kontrolden çıkan Türkiye’yi dizginleme arayışları:

Son dönemlere kadar bu kontrolü ABD emrindeki derin yapı sağlıyordu. Şimdi öyle bütüncül bir yapı yok artık. O nedenle Türkiye kolay kontrol edilemiyor. Fakat kuzey Irak’ta, ABD kontrolünde bir bölgesel yönetim var. Öte yandan, ABD, Avrupa ve başka çeşitli ülkelerden destek alan, kuzey Irak’tan da beslenen bir terör örgütü mevcut. Bu örgütün, Türkiye içinde de derin bağlantıları ve destek üniteleri söz konusu.

PKK terör örgütünü içerde bir manivela gibi kullanan ABD ve iç uzantıları ülke üzerindeki varlıklarını ve güçlerini devam ettirebilmek için çırpınıyorlar. Kan dökmekten, can yakmaktan zevk alan, bu uğurda bebekleri bile katletmekten çekinmeyen bazı vampir ruhlu derin çeteler varlık mücadelesi veriyorlar.

ABD, Kuzey Irak, PKK ve iç kargaşa ile Türkiye’ye ne yapmak istiyor :

*Lider mi olalım figüran mı?

ABD, MİT müsteşarının açıkladığı Türkiye vizyonu istikametinde bizim ayağa kalkarak gözümüzü içerden dışarı çevirip bölgemizde güçlü bir aktör olmamızı istemiyor. Aksine öteden beri olduğu gibi ABD figüranı olarak bize biçilen rolün gereğini yapmamız arzu ediliyor.

*Figüran olursak!

Bize biçilen rolü oynadığımız takdirde geniş bir coğrafyada Türkiye’nin gözünün içine bakmaya başlayan ülkeler, ABD telkinlerine daha açık hale gelecekler.

*”Son kale” kaygısı:

Kaynama noktasına gelen cumhurbaşkanlığı tartışmaları ise diğer bir boyut. Ülke içinde marjinal, tutucu, statükocu, halk tabanı olmayan, halktan korkan, halkı hor gören, dışlayan etkin bir grup, yeniden hortlatmak istedikleri terör ve şiddet olayları sayesinde kitlesel olarak halkın içine korku salarak ülkedeki sivilleşme ve özgürleşme sürecini geri çevirmek istiyor.

*Irak tuzağı:

Kuzey Irak’ta taammüden beslenen PKK terörüne ilave olarak buradaki liderlere gizli destek verilerek yaptırılan kışkırtıcı açıklamalarla Türkiye’nin sinir uçları tahrik ediliyor. Bu sayede Türkiye, Irak’ta sinsi bir tuzağın içine doğru çekilerek komşularıyla ilişkilerinin bozulması istikametinde planlar yapılıyor.

*Türk-Kürt çatışması tezgahlanmak isteniyor:

Kuzey Irak’tan gelen sorumsuz açıklamalara, Türkiye içinden gelen provakatif çıkışlar da eklenerek sinsi bir senaryo alttan alta yürütülüyor. Bir yandan Kürt milliyetçiliği söylemi pompalanırken diğer yandan Türk milliyetçiliğinin yükselen değer olduğu ısrarla gündemde tutularak, Türkçülük-Kürtçülük kavgası körükleniyor. 1980 öncesi sağ-sol çatışmaları, daha sonra laik-anti laik kavgaları üretilen ülkemizde, çeyrek asırdır PKK terörüne rağmen başarılı olamadıkları Türk-Kürt çatışmasını gerçekleştirmek istiyorlar.

*Provakasyon zehiri:

Ocak ayından itibaren Hrant Dink cinayeti ile ilk aşaması sahneye konulan ve bir çok aşamadan oluşmasına rağmen çoğu deşifre edilen ve başarılamayan provakasyonların diğer aşamaları ne zaman sahnelenecek takip ediyoruz. 8 Mart kadınlar günü nedeniyle güneydoğuda 11 ilde yapılmaya çalışılan planlar tutmadı. Abdullah Öcalan’ın zehirlenme senaryosu boşa çıktı. Kürt vatandaşlarımıza zoraki lider olarak uygun gördükleri Öcalan üzerinden yapacakları provakasyonların Kürtleri ayaklandıracağını sanıyorlar. Kürt vatandaşlarımız 2006 yılının Eylül ayında yayılan “Apo öldü” testi karşısında bile kılını kıpırdatmadı. Neden? Çünkü Apo Kürt vatandaşlarımızın lideri olamaz. Olsa olsa ABD ve onun içerdeki işbirlikçilerinin lideri olabilir.

*Sezer ve TSK sorumluluğu:

Bu dönemde en önemli sorumluluk, cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne düşüyor. Sezer ve TSK’nın oynanan oyunların bilincinde olarak demokrasiye, hukuka ve milli iradeye saygı göstermesi ve bunu içine sindirmesi gerekir. Bunun dışında hukuk dışı veya hukukun ve demokrasinin sınırlarını zorlayan tutum ve davranışlar, kişileri ve kurumları çok yıpratabilir.

*Dikkat!

Ülkede karışıklık çıkararak cumhurbaşkanlığı seçimlerini erteletip sınır dışı telkinler doğrultusunda bazı emellere ulaşmak isteyenler varsa bunlar da hadlerini bilmeli, milletin tokadına maruz kalmadan kendine çeki düzen vermeliler.

Bu millet uzak olmayan bir gelecekte kaderine hükmeden, onu hak etmediği bir muameleye tabi tutanları çok ciddi sorgulayacaktır. O sorgulamada yüzünün kızarmasını istemeyenler şimdiden ona göre hareket etmeliler. Bu millete hak etmediği muameleyi reva görenlerse hak ettikleri muameleyi göreceklerdir.

ABD planı neydi?

ABD’nin bölgemizdeki politikalarının ve silahlı gücünün takipçisi ve uygulayıcısı olarak demokratik Türkiye’nin kullanılması planlanmıştı. Ülkemizdeki ABD güdümlü derin devletle yapılan planlama buydu.

1 Mart tezkeresinin engellenmesiyle, milli güçler tarafından bu plana müthiş bir gol atılmıştır. Sonuçta 2006 yılı ortalarında ABD güdümlü derin devlet yapılanmasının iflası sağlanmıştır. Bu dönemden itibaren ülke yönetimine hakim olan yerli milli güçlerin ABD siyasetine yüzde yüz ters istikamette iç ve dış politika üretmesi, süper gücü çok zor duruma düşürmüştür.

ABD, hem kendi gücünü hem de NATO’nun kurumsal gücünü kullanarak Türk siyasetini, Türk askerini, bölgesel politikalardan uzaklaştırmak istemektedir. Türk devleti ve kurumları üzerindeki etkinliği iyice azaldıkça buna paralel olarak Türk milletinin % 94’ünün kin ve nefretini kazanınca ABD’nin Ortadoğu ve İslam dünyası üzerindeki politikaları iflasın eşiğine gelmiştir. Türkiye ise son iki üç yıllık süre içerisinde kendi geliştirdiği bölgesel politikalar ve dış ilişkilerle şu önemli mesafeleri almıştır:

1) İslam ülkelerinde Türkiye görünümü:

Türkiye, İslam ülkelerinin lideri konumuna gelebilecek yeni bir enerji ve güç kazanmıştır.

a) Humeyni devriminden sonra İran cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan’ı ilk defa resmen ziyaret etmek istemiş, kral Abdullah bu zamansız misafiri kabul edip etmemeyi Türkiye’ye danışma gereği duymuştur.

b) Filistin’deki milli birlik hükümetinin oluşumunu sağlayan Mekke zirvesinin oluşumunu sağlayan baş mimarlardan biri Türkiye olmuştur.

c) d)Türkiye, Pakistan’da yapılan yedi İslam ülkesinin proje geliştirme toplantısının öncülüğünü üstlenmiştir. Yani Pakistan devlet başkanı Pervez Müşerref’in “önemli İslam ülkeleri bir araya gelerek inisiyatif alıp Ortadoğu’daki kriz bölgelerine el atsın, bu konuda Türkiye ile görüş birliği içerisindeyiz” sözleriyle dile getirdiği girişimin ardında Türkiye yer almaktadır. İran, Suriye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Malezya, Endonezya, Ürdün gibi ülkelerle, tek ses, tek politikaya giden bir süreç başlatılmıştır.

d) İKÖ genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İK֒nün vizyonunu ve rolünü yeniden şekillendiriyor. İslam ülkelerindeki yardım kuruluşlarının tek çatı altında toplanması için girişim başlatıldı. Ayrıca çok önemli bir proje başlatılıyor. “İslam barış gücü” veya “İslam Ordusu” diye adlandırabileceğimiz yeni bir adım. Bu, Pervez Mişerref’in ifadelerine de somut anlam kazandıracak bir yapı. Müslüman dünyadaki problemli bölgelerde görev yapacak olan bu güç, Irak’taki tablo, Lübnan’daki problem, Filistin meselesi, Afganistan ve Etiyopya’daki sıkıntılar konusunda etkin görevler yapabilir. Bu gelişme İslam ülkelerinin problemler karşısında çözümü dışarıda değil içerde aramaları konusunda da ciddi bir işaret olacaktır.

e) Tarihinde ilk defa bir Türk genel sekreterin liderlik ettiği İslam Konferansı Teşkilatı, “devletleşme” statüsüne doğru ekonomik, askeri, siyasi mekanizmalar oluşturmaya çalışmaktadır. İslam ülkelerinin daha iyi organize olabilmesi için bu son derece önemli bir adımdır.

f) Arap Birliği toplantısına ilk defa Türk dışişleri bakanı “misafir” statüsüyde katılmış, ve Türkiye ile Arap Birliği arasındaki ilişkileri daha ileri götürmek için Suudi Arabistan ve Mısır’ın önerisi doğrultusunda bir ortak forum oluşturulmasına karar verilmiş, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğine de tam destek sözü alınmıştır. Bu gelişme ve toplantıda alınan kararlar Arap uzmanlarca son derece önemli bulundu. Arap uzmanlar, “Türkiye, Arap ülkelerini cezp ediyor” şeklinde değerlendirmeler yaptılar, bu gelişme “yıllardır bir birini unutan iki milletin yeniden buluşması olarak” yorumlandı.

g) Türkiye, İran’a karşı ABD’nin ve NATO’nun yapabileceği bir saldırıya kesinlikle izin vermeyeceğini açıkça ve yüksek sesle dünya kamuoyuna duyurmuştur.

h) Suudi Arabistan kralı Abdullah’ın Türkiye ziyareti sırasında bu ülkenin kutsal mekanlarının ve yapılacak her hangi bir saldırıda devletin korunması için ön anlaşmalar imzalanmıştır. Bu da çok önemli bir adımdır.

ı) Hatırlanacağı üzere daha önce de İslam dünyası, İslam Konferansı Teşkilatı aracılığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini “Kıbrıs Türk Devleti” olarak kabul etmiştir.

2) Hayalleri süsleyen “Birlik”

Türk dünyası ve Orta Asya ülkeleri ile oluşturulacak bir “birlik” kurma çalışmaları son aşamaya gelmiştir. Türkiye’nin öncülüğünde Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ve KKTC arasında birlik oluşturulacaktır. Bu birlik ilk aşamada siyasi ve ekonomik bir birlik olarak planlanmaktadır.

a) Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de ilk defa “Türk Diasporası” oluşturulmuştur.
b) Türkmenistan’ın yeni cumhurbaşkanı Berdi Muhammedov, “Biz, Oğuz Kaan soyundan gelen kardeşleriz” diyerek Anadolu’ya kucak açmıştır.

3) “Milliler”, “ulusalcılarla” mücadele ediyor:

Ülke içerisinde ABD’ye karşı keskin mücadele eden milli (ulusalcı değil) güçler, devlet kurumlarının tamamına hakim olmaya doğru adım adım gitmeye başlamıştır. Ülkedeki ABD yanlısı ulusalcıların cumhurbaşkanlığı feryatları da bu kurumun teslim edilmesine karşı çıkma gayretine dayanmaktadır.

İşte saydığımız bu gerçeklerden dolayı ABD’nin bu bölgedeki ve İslam dünyasındaki projeleri yürütülememektedir. ABD’ye rağmen Suudi Arabistan kralı, İran cumhurbaşkanı Ahmed-i Necat’ı kabul edebilmiştir. Türkiye’nin bu gücünü kırmak maksadıyla ABD ve onun ulusalcı işbirlikçileri, ülkeyi içerde istikrarsızlaştırabilmek için her türlü çabayı sarf etmektedirler. Bunun için ne gerekirse, nereler yıkılırsa, nereler yanarsa, ne kadar kan akarsa onlar için hiç bir önemi yoktur.

İran eski Savunma Bakan Yardımcısı Ali Rıza Asgeri’nin İstanbul’da bir operasyonla teslim alınması İran ve Türkiye’nin arasını açmaya yöneliktir. Asgeri, Şam üzerinden Türkiye’ye geçmişti. ABD isteseydi Şam’da da teslim alabilirdi. Ancak Şam’ı değil İstanbul’u tercih etti.

Bölge asırlık uykudan uyanıyor Amerikan efsunu dağılıyor:

Türkiye’de uluslar arası ilişkiler konusunda son yıllarda baş döndürücü bir trafik yaşanıyor. Bu konuda Ankara bölgenin en yoğun başkenti. Ankara’nın yoğunluğunun bir mislini de Türkiye’nin dış temasları oluşturuyor.

Ortalama bir asırdan bu yana tam bir uyuşukluk ve teslimiyet içinde olan İslam ülkeleri yönetimleri nazarında son yıllara kadar dost olarak görünen ABD’nin ani bir manevra ile bu ülkeleri hedef alan politika ve icraatlara başlaması gözlerin açılmasını sağladı. Dünyanın tek süper gücü bilinen Amerikan yönetiminin Afganistan ve Irak’ta yaptığı vahim hatalar ve hezimetler ABD’nin aslında büyük devlet olmadığı gerçeğini gözler önüne serdi. “ABD süper güç” miti yıkılmaya başladı.

Şimdiye kadar hep birilerine sırtını dayayarak ayakta kalmaya alışmış olan Ortadoğu ülkeleri, ABD’ye olan güvenin yıkılması üzerine son zamanlarda kendilerini sahipsiz ve çaresiz hissediyorlar. Tam bu noktada yeniden yükselmeye başlayan Türkiye yıldızı beliriyor. Tarihte yüzyıllarca üç kıtadaki geniş topraklara vaziyet etmiş olan Türkler yeniden umut olmaya başladılar. Osmanlı mirası farklı şekillerde yeniden canlanabilir. ABD’nin bölgede ve dünyada yaptığı hatalar aslında bu işi olduğundan daha da kolaylaştırıyor. Amerikan yangınından kaçmaya, kurtulmaya çalışan ülkeler ve halklar, kendileri için güvenli sahiller arıyorlar. Bu sahil neden Türkiye sahilleri olmasın? Türkiye tarihi tecrübesi, manevi-kültürel mirası, ve Osmanlı’nın bu coğrafyada bıraktığı pozitif imajla bunu fazlasıyla hak ediyor. Bu gerçeği görebilmek için sadece dikkatle bakmak gerekiyor.

Birilerinin her türlü çabasına ve engellemeye çalışmasına rağmen Türkiye büyük devlet olacak. Üstelik uzun zaman geçmeden. Herkes buna hazır olmalı. En başta da ABD.


Alper TAN
14.03.2007
Düşünce dergisinin Nisan 2007 sayısında yayınlanmıştır.
Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.