18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul17 °C
  • Ankara8 °C
  • İzmir19 °C
  • Konya12 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya19 °C
  • Diyarbakır18 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri7 °C
  • Kocaeli8 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep16 °C
  • İçel23 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Terörü Nasıl Yeneriz?
25 Şubat 2008 15:58
Yine eski günlere döndük. Terör, şehit, baskın, sınır ötesi, sinir ötesi tartışmalar. PKK, Türkiye'nin elini zayıflatmak ve Türkiye'yi, çevresine karşı kontrol altında tutmak için kullanılan bir taşeron örgüttür. ABD başta olmak üzere Türkiye ve bölge ülkeleri üzerinde emelleri olan bazı ülkelerin, gizli servisleri tarafından oluşturulan, ülke içindeki işbirlikçilerden de ciddi destek sağlayan bir terör örgütüdür. PKK, Marksist, Leninist ve Ateist bir yönetim yapısına sahiptir. Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını istismar etmekte ve kendi hedefi için kullanmaktadır. PKK bu sorunların çözümünü de katiyen istememektedir. Çünkü sorunlar çözüldüğü takdirde, PKK, kullandığı malzemeleri kaybedecektir. PKK sorunu çözmek için değil taşeronu olduğu gizli servislerin amaçları için bu sorunu istismar etmek için çalışmaktadır.

Türkiye, Kürt Sorununu çözüm yöntemi ile, PKK'lı teröristlere karşı mücadeleyi birbirinden ayrı tutmalıdır. Kürt sorununu çözerek bataklığı kurutmalı, başka yöntemlerle de bu bataklıkta üreyen teröristleri, devre dışı bırakmalıdır.

PKK'yı kim yönlendiriyor?
Türkiye'nin çözmesi ve deşifre etmesi gereken en önemli konulardan biri de PKK'yı yönetenlerden çok PKK'yı yönlendirenleri deşifre etmektir. Sorumluluğu sadece ABD ve dış güçlere atıp kendimizi, tamamen temize çıkarma kolaycılığından artık kurtulmalıyız. Ülke içindeki kirli-hain ilişkileri ve yabancı gizli servislerin işbirlikçilerini ortaya çıkarıp milletin gözü önünde cezalandırmadan terörü bitiremeyiz. Terör kaynaklarını dışarıda aradığımız kadar içerde, hatta çok içerde de aramalıyız.

Teşhis ve tedavi sorunları:
Terör meselesine sadece gez-göz-arpacık noktasından bakan kısır yaklaşımı terk etmeliyiz. Devletimiz artık kendi hatalarını ve ihmallerini de sorgulama cesareti gösterebilmelidir. Şu ana kadar süren yaklaşımla ihmaller sorunu, sorun da ihmali tetikleyerek, beslemiş ve konu, kısır döngüye dönüşmüştür. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da, hadiseye sadece rejim ve güvenlik açısından bakan devletimiz, ne yazık ki problemi sadece askere havale edip kenara çekilmiş, hükümetler, sosyal çözümler üretme konusunda, elle tutulur ve sonuç getirir bir proje, ortaya koyamamışlardır. Zamanla hadise, terör konusuna indirgenmiş ve askerin tatbikat alanı haline hapsedilmiştir. Bu mesele yıllarca, terör, şehit, operasyon, olağanüstü hal gibi birkaç kelime etrafında konuşulmuş, özüne bir türlü neşter vurulmamıştır.

Hatalarımız:
Devletimiz şimdiye kadar çocuklara ve gençlere yeterli eğitim verememiş, Türkçe'yi bile öğretememiş, ama Kürtçe konuşmayı yasaklamıştır. Devletin resmi dilini öğrenemeyen bir insana, ana dilini konuşmayı bile yasaklama siyaseti, insanlara dışlanmışlık duygusu vermiştir.

ABD yaklaşık 160 bin askerle Irak'ı işgal etmişti. Biz, İçerdeki bin beş yüz, dışarıdaki üç bin beş yüz teröriste karşı bir buçuk seneden beri Güneydoğu sınırında 200 binden fazla asker tutuyoruz. Yatıp kalkıp operasyon, sınır ötesi operasyondan dem vuruyoruz. Terör artarak devam ediyor.

Devlet olarak abartılı ve orantısız güç gösterisi yaparak, bir terör örgütüne karşı savaş ilan etmiş görüntüsü verirseniz terör örgütünü de olduğundan büyük gösterirsiniz. Bir de bu gösteriyi sık sık yapıp bir sonuç da alamazsanız bir süre sonra terör örgütü de başkaları da sizinle ve devletinizle dalga geçmeye başlar.

Çözümü yanlış yerde aradık:
Sorunu inkar ederek, görmezden gelerek, adını değiştirerek, örterek, bekleyerek, sadece silahlı güçlere havale ederek, veya yasaklayarak çözemeyiz. Paraysa, şimdiye kadar milyarlarca Dolar para harcandı. Silahsa, binlerce ton mermi kullanıldı. En modern silahlar alındı. Yatırımsa, küçümsenmeyecek kadar yatırım da yapıldı. Ama problem devam ediyor. Demek ki başka bir şey var. Ve biz evvela onu teşhis etmeliyiz. Sonra da uygun çözümleri.

Neler yapmalıyız?
*İlk önce karşıdakinin insan olduğunu kabul ederek başlamak gerekir. İnsanın da akıl ve kalp sahibi, muhakeme eden, duygusal bir varlık olduğunu hatırlamalıyız. Bundan sonra da tüm reçeteler, akıl ve kalbe hitap eden bir doktor tarafından yazılmalı. Reçeteleri uygulayacak olan devlet görevlileri de, aklını ve kalbini dengeli şekilde kullananlardan seçilmeli. Bundan sonrası hiç de zor olmayacaktır.

*Tüm Kürtlerin, bölücü olmadığını, bölücü niyetler taşıyanların, aslında son derece küçük bir kesim olduğunu görmeliyiz.

*Devlet etnik kimlikleri inkar yoluna gitmemeli. Ancak birileri de etnik milliyetçilik yaparak ülkenin birliğine dinamit koymamalı. Etnik Türk milliyetçiliği söylemlerinin, etnik Kürtçülüğü tetikleyeceği gerçeğinin, farkında olmalıyız.

*Mikro milliyetçiliğin, Türklere de Kürtlere de yarar getirmeyeceği, bunun, sadece Türklerin de, Kürtlerin de ortak düşmanlarının işine yarayacağı, iyi anlatılmalı. Bu gün, Irak'ta, Lübnan'da ve Filistin'de yaşananların kimin yararına, kimin zararına olduğu iyi düşünülmeli.

*İnancımızdan, tarihimizden, kültürümüzden gelen ortak değerlerimiz öne çıkarılmalıdır. Ortak değerlerimiz ortaya döküldüğünde müşterek yönlerimiz yanında, farklılıklarımızın, çok küçük olduğu ve bunun da aslında bir zenginlik teşkil ettiği gerçeğiyle yüzleşmiş olacağız.

*Eğitim sistemi, gözden geçirilerek, eksikler giderilmeli, bazı konular çocuklara ve gençlere, daha etkin şekilde anlatılabilmeli.

*Televizyonlar ve basın-yayın kurumları, çözümü hızlandıracak, yarayı iyileştirecek müspet roller üstlenmeliler.

*Güvenilir sivil toplum kuruluşları, bu alanda rol almalı, devlet de bunların önünü açmalı.

*Maneviyat ve inanç yönüyle güçlü olan bölge halkının bilinçlendirilmesi, doğruların ve yanlışların daha iyi anlatılabilmesi için, din adamlarından destek alınmalı. İyi yetişmiş din adamları ile camiler, önemli bir hizmet ifa edebilirler. Aynı zamanda devletimiz, bölgenin ileri gelen, sözü dinlenen insanlarından uygun şekilde yararlanabilmelidir.

*Suça bulaşanları sadece cezalandırarak, dışlayarak, hain damgası vurarak, amacımıza ne kadar ulaşabiliriz? Suça bulaşan, uçlara kayan insanlarımızı, tekrar merkeze nasıl çekebiliriz, bunları nasıl kazanabiliriz arayışı içinde olmalıyız. Dışladığımız her insanın, zararlı kesimlere havale edilme, ve onların kucağına düşme potansiyeli taşıyacağı unutulmamalıdır.

*Devletimiz, Kürt sorununun çözümü ile ondan beslenen Terör sorununun çözümünü, farklı planlamalı. Teröriste karşı mücadele, birkaç aylık askeri eğitim altında, yat, kalk, rahat, hazır ol provası yapan, vatan görevindeki Mehmetçikle başarılamaz ve zaten başarılamadı. Teröristle mücadele için, ya ordunun içinde, profesyonel özel birlikler kurulmalı, ya da tamamen profesyonel ayrı bir özel birim oluşturulmalı. Zavallı acemi çocuklarımız teröre kurban verilmemelidir.

*Ceza evleri, sadece bir ceza mekanizması olmamalı. Islah ve rehabilite amacı taşımalı. Adi suçlu girenlerin bile terörist olarak çıktığı cezaevi sistemini sorgulamalıyız.

*Ayrıca cezaevine girenlerin, yakınlarını da cezalandırmayacak bir çözüm üretmeliyiz. Öte yandan, cezaevine düşenlerin yakınlarını örgütün etkisinden korumalıyız.

*Çocuğunu örgüte kaptıran ailelere, terörist muamelesi yapmamalı, çocuklarını kurtarabilmeleri için onlara yardımcı olmalıyız. Unutmayalım ki, hiçbir ana ve baba, evladının dağlarda terörist olmasını arzu etmez.

*Siyasi partileri ve siyasetçileri yasaklayarak, sonuç alamayacağımızı, aksine muhatabı kışkırtarak büyütmüş olacağımızı artık iyi öğrenmeliyiz. Bunun en bariz örneği, Refah Partisi çizgisidir. Defalarca partileri kapatılmış olmasına rağmen netice ortadadır. Ve kimsenin izahına ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.

*Ülkesini seven, gerçek vatansever ve gerçek milliyetçilerin, etnik milliyetçiliği kaşımadan, milli çıkarları ve hassasiyetleri parti siyasetine alet etmeden daha dikkatli davranmaları ve çözümü kolaylaştırmaları gerekir. 22 Temmuz seçiminden sonra Sayın Devlet Bahçeli'nin ve MHP'nin, Meclisteki yemin töreni sırasındaki yaklaşımı ve sorumluluk jesti son derece takdire şayandır.

*Kürtler adına siyaset yaptığını düşünenlerin davranışları ise, işin püf noktasını oluşturuyor. Onlar, gerçekten Kürtleri düşünüyorlarsa, provakatif söylem ve davranışlarla, bu pozitif atmosferi bozmamalı, kendilerine uzatılan elin kıymetini iyi bilmeliler.

*Aklıselim Kürt aydınların da bu olumlu sürecin devamı ve meselenin ortak akılla çözümü için, çaba harcamaları gerekiyor.

Halis niyetle hareket edilirse, bu ülkede çözülemeyecek sorun yoktur.

Alper Tan

24.10.2007
Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.