YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı Olmayacak. Çünkü...
25 Şubat 2008 13:39
Her siyasetçi eğer imkanlar elverişli ise siyasetin en üst makamı olarak bilinen cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı ister, umut eder ve bunun için çalışır. Bunda yadırganacak bir şey olamaz. Özellikle Ak Parti gibi meclis çoğunluğuna sahip bir liderseniz bu fırsatı yakalamışken cumhurbaşkanı olmayı düşünmemeniz mümkün değil. Bu nedenlerle Tayip Erdoğan'ın Çankaya beklentisini doğal karşılamak gerekir.
Bu ülkede öteden beri olageldiği gibi birileri yine halkı aptal yerine koyarak kandırmaya çalışmakta ve yine sanal tehlikeler ve gölge oyunları ile korkutmaya çalışmaktadır. Ağa babalarının, ellerine tutuşturduğu ve tehdit sıralamasının odağında Türk milletinin şahs-ı manevisi bulunan listelerle ulusalcılık yaptığını zanneden veya böyle göstermeye çalışan bu kesimler oligarşik düzenin devamı için savaşa başlamışlardır. Öyle ki eski başbakan Bülent Ecevit'in naşını bile mühimmat olarak kullanmaya kalkışmaktan utanmamışlardır. Bu kesimlerin, Tayip Erdoğan'ın Çankaya yoluna barikat kurma çabalarının milli bir refleks ya da ülkenin geleceğini koruma dürtüsünden kaynaklandığını kesinlikle düşünmüyorum. Samimi olarak bu kaygıyı taşıyanlar varsa bile bunlar, engelleme çabalarının liderliğini yapan kadroların içinde değiller. Bunların, Başbakan Erdoğan'a karşı savaş kampanyası, yazacaklarımın tamamen dışında düşünülmelidir. Bu kesimlerle aynı çizgide buluşmam mümkün değil. Netice olarak söyleyeceklerim onların dedikleri ile aynı gibi görünse bile farklı sebepler ve farklı hassasiyetlere dayanmaktadır.
58 ve 59. hükümetlerle birlikte tek parti iktidarı olma ve güçlü bir kamuoyu desteğinin getirdiği istikrarlı bir döneme girilmiştir. Bu durum siyasi/idari istikrar ve ekonomik büyüme bakımından önemli, olumlu neticeler getirmiştir. Bu dönemde komşularımızla olan sıkıntılı hatta bazen husumet görünümlü ilişkiler düzeltilmiş olumlu ve faydalı bir yöne girmiştir. AB'ye sonunda girilemeyecek olsa bile bu istikamette devam eden süreç içerde demokrasi ve özgürlükler açısından güvenli bir görünüm sağlamış, bu gelişme yabancı yatırımcı için de bir cazibe merkezi haline gelmemizi sağlamıştır. Unutmayalım ki demokrasinin gelişmesi bakımından önde gelen faktörlerden en önemlisi belki de ekonomik refahtır.
Türkiye bir yandan sıkıntılı ve sancılı da olsa AB ile ilişkilerini devam ettirirken diğer taraftan Türk Dünyasına dair sıkı ve sistematik bir çabaya girmiştir. Bu konuda 2007 yılı ortalarında önemli ilerlemeler ve somut açılımlar bekliyoruz. İslam Konferansı Teşkilatının başkanlığını demokratik bir seçimle devralan Türkiye bu kuruma da yine bu dönemde yeni fonksiyonlar yüklemiştir. İslam ülkeleri arasında önceki dönemlere göre çok daha sıkı ve sistematik ilişkiler geliştirilmeye başlanmıştır. Hatta bu ilişkilerin stratejik münasebetlere doğru yol aldığını söylersek hata olmaz.
Son birkaç yıldan bu yana üzerinde uğraşılan bu projelerin pratik sonuçlarını önümüzdeki dönemlerde daha net görmeye başlayabiliriz.
Yine bu dönemde Türkiye içine kapanık bir yapıdan kurtularak tıpkı Özal zamanında olduğu gibi dünyaya gözünü açarak önemli bir aktör olabileceğini de ortaya koymuştur. Amerikan Neoconların insanlık dışı çılgınlıkları Türkiye'nin bu önemini daha da arttırmıştır.
Aslında mevcut çevre şartları, büyük tarihi mirasa sahip Türkiye'yi doğal aktörlüğe davet etmektedir. Bir ülke için bu tür şartlar her zaman yakalanabilecek şartlar değildir. Türkiye'yi yönetenler bu fırsatı iyi değerlendiremezlerse gelecek nesiller kendilerini mahkum edeceklerdir. Bu icraatı yapacak en önemli kurum ise pratik anlamda hükümetlerdir. Dolayısıyla muktedir bir hükümet olmak cumhurbaşkanı olmaktan kat kat daha iyidir. Tabii ki amaç ülke ve millet menfaati ise. Yok, amaç kişisel hırslar veya şahsi tatmin ise durum farklı.
Tayip Erdoğan inanan bir adam. İnançlarının da emrettiği gibi ülke ve millet menfaatlerini kişisel hesapların önüne koymalı, vicdanının ve aklının sesine kulak vererek karar vermelidir. Ben laikçi kesimlerin ileri sürdükleri gerekçeler nedeniyle değil, genç ve dinamik bir lider olduğu için, gelecek seçimler açısından da avantajlı göründüğünden dolayı ülkeye hizmeti cumhurbaşkanı olarak değil başbakan olarak bir süre daha devam ettirmesinin isabetli olacağına inanıyorum. Böylece seçimler öncesi millete verdiği sözleri gerçekleştirme imkanına da, yukarda saydığımız projeleri tamamlama yetkisine de sahip olmuş olacaktır. Ayrıca zaten köşke çıkacak olan kişiyi de kendisi gönderecek cumhurbaşkanını seçen adam olmanın manevi hazzını da tadacaktır.
Tayip Erdoğan'ın köşke çıkmaktan feragat etmiş olması asla bir acziyet veya korkma gibi algılanmamalıdır. Bir çok yönleriyle siyasi mücadele verenlere örnek olan Erdoğan, zamanımızın ve geleceğin siyasetçilerine bir liderin ülkesi için gerektiğinde nelerden vazgeçilebileceğini göstermek bakımından da son derece anlamlı bir ders vermiş olacaktır.
Tayip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı yolunu Emine hanımın başörtüsü ile engellemeye çalışanların ise demokrasi, kadın hakları, insan hakları, adalet, çağdaşlık gibi kelimeleri ve kavramları ağızlarına alırken utanmaları gerekir. Bir lidere cumhurbaşkanı olabilmesi için karısının başını açtırmayı salık vermek kadar utanç verici bir düşünce olamaz. Kadını insan değil de bir meta yerine koyan bu zihniyet zannederim bu çağda sadece bizim laikçiler arasında kalmıştır.
Bu arada başbakan Erdoğan, Hükümet ve Ak Parti'nin de şunlara azami dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
1. Bu ülkede siyaset yapmak ve iktidar olmak için meşruiyet imkanı ülke içinde ve millette aranmalı. Amerika ve Avrupa'da değil. Artık o dönem kapanmıştır. Zamanı geldiğinde Türk milleti o dönemlerin hesabını ayrıca soracaktır.
2. Demokrasi ve özgürlüklerin tam olarak kullanılması için hiçbir şeyden çekinilmemeli ve bu düzenlemelere kararlılıkla devam edilmelidir.
3. Dünyalık için Ahiret feda edilmemeli. Hak'taki ve halktaki meşruiyetinizi kaybederseniz milletin cebinden aldığınız paralar sizleri kurtarmadığı gibi sadece yakacağını unutmamalı, bu konuda Türkiye'de bol miktarda örnek bulunduğunu hatırlamalısınız.
4. Gelecek seçimde yeniden tek başına iktidar olmak istiyorsanız, siyasi kadrolarınızı objektif biçimde gözden geçirmeli milletin karşısına yeni bir güven ve kan tazeleyerek çıkmalı Anadolu'yu kucaklamalısınız.
Netice olarak ben, Tayip Erdoğan'ın bütün bu ve benzeri gerçekleri görerek, baskıyla değil kendi iradesiyle ve ülke menfaatleri için Cumhurbaşkanı olmaktan feragat ederek başka bir Ak Parti'li bakan veya milletvekilini oraya göndererek örnek bir davranış sergileyeceğine, ülkeyi de iktidarını da partisini de rahatlatacağına inanıyorum. Ayrıca bir liderlik mücadelesi ile Ak Parti'nin parçalanmasının önü alınmış en azından bir süre daha partinin gücünü devam ettirme imkanına da sahip olunacaktır.
Yazarın Önceki Yazıları
Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Trump döneminde neler olacak? 10.11.2016Batı bu savaşı kaybedecek. Çünkü... 07.11.2016Haçlılar neden DAİŞ'i bitirmek istemez? 21.10.2016İşte gizli belge, ABD en tehlikeli terör örgütü 18.10.2016Cenk meydanı ısınıyor 13.10.2016ABD'nin korkusu ve Rusya'nın beklentisi ne? 11.10.2016Lozan'da ne kazandık ne kaybettik? 06.10.2016Sevr'i gösterip Lozan'a razı ettiler" 29.09.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.