YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Suriye'ye müdahale nasıl olabilir?
16 Ağustos 2011 16:49

Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den sonra Suriye’ye sıçrayan halk hareketleri hızla yayılıyor. I. Dünya Savaşı sonrası kurulan, II. Dünya Savaşı ertesinde revize edilen Ortadoğu düzeni iskambil kağıdı misali yıkılıyor. Bu mevcut sömürü veya manda sistemlerinin yıkılması çok önemli. Ancak onun kadar önemli bir husus da yerine kurulacak düzenin, o ülke halklarının beklentilerini ne derece karşılayabileceği konusudur. Yeni döneme geçişte sancılı süreçler yaşanması kaçınılmaz bir durum. Siyasi baskı, fakirlik ve çaresizlikten bunalmış olan halkların tahammülünün sınırları var. Geçiş dönemleri anormal şekilde uzarsa yeni sıkıntılar yaşanabilir. Tunus’ta geçiş süreci daha rahat yaşanırken Mısır’da stres devam ediyor. Libya’da uzatmaları oynayan Kaddafi düştü düşecek durumda. Ama geriye harap olmuş bir ülke bırakıyor. Ancak Kaddafi’nin devam etme ihtimali ufukta görünmüyor.

Ortadoğu’da başlayan halk ayaklanmalarını aslında en erken hisseden liderlerin başında belki de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad geliyordu. Hem Suriye halkı hem de Türkiye yönetimi, Baas rejimini, demokratik bir Suriye’ye dönüştürebileceği konusunda ondan çok umutluydu. Çünkü babası Hafız Easad gibi katı bir yönetim anlayışını tercih etmemiş, Türkiye ile iyi dostluk ve komşuluk ilişkileri geliştirmiş, hatta iki ülke arasında imzalanan önemli stratejik anlaşmalarla Ortak Bakanlar Kurulu oluşturulmuş ve açılımlar başlatılmıştı.

Bütün bunlar Tunus’ta baş gösteren halk ayaklanmaları ortaya çıkmadan çok önceleri başlamıştı. İsrail, ABD ve Avrupa’nın hedef haline getirdikleri Suriye’ye Türkiye kucak açmış ve Suriye’yi hedef alanlara karşı da sert tavır göstermişti. Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerinin bozulmasında Gazze vahşetleri ve Mavi Marmara olayı dışında belki de en önemli etken İsrail’in Suriye’ye karşı hareketleri olmuştur.

Bütün bu uygun ortama rağmen Beşşar Esad ülkesindeki demokratik dönüşümü başlatamadı. Açıkladığı birkaç açılımın da içini dolduramadı. Kadük bıraktı. Aslında Beşşar Esad’ın ülkesinde reform yapma konusunda istekli ve samimi olduğuna dair pek kuşku yok. Tunus’ta Zeynelabidin Bin Ali ve Mısır’da Hüsnü Mübarek’in eşlerinin aksine Beşşar Esad’ın eşi Esma’nın reform konusunda onu desteklediği ve teşvik ettiği de bir gerçek.

Ancak her ne kadar devlet başkanı olsa da ülkesinde iktidar olma, hükmetme konusunda Beşşar Esad’ın zafiyetleri var. Suriye’deki iktidar parçalı. İktidar mekanizmalarının üçte ikisi Beşşar Esad’ın kontrolü dışında hareket ediyor. Beşşar Esad’ın dışında iktidarın çok önde görünmeyen iki önemli ortağı daha var. Suriye’nin eski lideri Hafız Esad’ın kardeşi yani Beşşar Esad’ın amcası Rifat Esad ve Beşşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad.

Rifat Esad, 1983 yılında abisi Hafız Esad kalp krizi geçirerek hastalandığında abisine karşı darbe girişiminde bulunmuş, ancak generallerin, Hafız Esad’a bağlılığı sayesinde başarılı olamamıştı. Anne Naesa Esad’ın devreye girmesiyle infazdan kurtulan Rifat Esad, Hafız Esad tarafından önce Moskova’ya oradan da Fransa’ya sürgüne gönderilmişti. Aynı Rifat Esad şu anda da Suriye’de etkin konumda. Yani devlet başkanı olan abisine karşı bile darbe yapmaktan çekinmeyen muhteris bir adamdan söz ediyoruz. Beşşar Esad’ın şu anda Suriye’de güvenlik ve istihbarat kurumlarının başında olan aynı zamanda da iş dünyasının iplerini elinde bulunduran kardeşi Mahir Esad ise yaptığı katliamları bizzat kendi kamerasıyla kaydedecek kadar sadist ve insafsız biri.

Yani Beşşar Esad Suriye iktidarını amcası ve kardeşi olan bu adamlarla paylaşıyor. Ve ülkede olup bitenler konusunda elinden bir şey gelmiyor. Reform arzusu olsa bile bunu hayata geçirme konusunda dirayet gösterecek nitelikte biri değil. O, devletin başında ama devlet mekanizmasının ipleri başkalarının elinde. Bu sebeplerle Beşşar Esad’dan reform yapmasını daha fazla beklemek gerçekçi olmaz. Bu saatten sonra yapmaya çalışsa bile Suriye halkına bunu inandırması mümkün görünmüyor.

Peki bundan sonra süreç nereye gidiyor? BM’nin alacağı bir karar doğrultusunda Türkiye’nin öncülüğünde Mısır, Pakistan, Malezya, Endonezya gibi İslam ülkelerinin askeri gücü ile katliamın önlenmesi ve ülkede istikrarın sağlanması için Suriye’ye müdahale edilebilir. Böyle bir müdahaleye Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi ülkeler de maddi destek verebilirler. İşgal amacı taşımayan, sadece bölge ve İslam ülkelerinin “Barış ve istikrar” için yapacakları bu müdahale biçimi bölge açısından da yeni bir model oluşturabilir.

Yaşanan gelişmeler, yapılan konuşmalar ve Ankara’nın son günlerdeki siyasi ve diplomatik temas trafiğine bakıldığında Ramazan Bayramından sonra Suriye konusunda bu doğrultuda gelişmelerin olabileceği görülüyor.

Alper TAN
16.08.2011
 

Yazarın Önceki Yazıları
ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
O kadar mi safsiniZ?
 // AHMET
yazinizi ilgi cekici buldum ancak sondaki: isgal amaci tasimayan baris amacli turkiye katar suudi arabistan, malezya,endonezya nin suriyeye mudahalesi" sozu beni cok guldurdu? bu kadar analizden sonra bu sozunuze sizin kendinizinde inanmadigini biliyorum peki amac ne? bi defa turkiye haric o saydiginiz ulkelerin hangisinde baris e demokrasi varki suriyeye baris getirsinler? hepsi despot katil yoneticilerin baskisi altinda. Turkiye mezhepci davranmayi ve ABD'nin kulu olmayi bir kenara birakmali...
26 Ocak 2012 16:27