YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Suriye halkına karşı çıkanlar BAAS'a destek veriyorlar
30 Ağustos 2012 18:17

PKK’yı taşeron olarak kullananlar 23 Temmuz’da başlattıkları Şemdinli saldırısı neticesinde dehşetli bir bozguna uğradılar. Saldırganlar yüzlerce kayıp verdi. Saldıranların yaklaşık yarısı telef oldu. Olan kandırılmış Kürt çocuklarına oldu. Daha önce de yazdım. Şemdinli saldırılarında görev alanların tamamı PKK’lı teröristlerden oluşmuyordu. Bu saldırıda PKK teröristlerine ilave olarak MOSSAD’ın adamları tarafından Suriye’de sıkı eğitimden geçirilmiş, sayıları 300’e yakın özel görevliler de vardı. Daha önce de defalarca ifade ettik. Son zamanlarda Suriye’de BAAS’a karşı ayaklanan halka ve Türkiye’ye karşı Şam yönetimi ve İsrail müttefik durumdalar. Ortak hareket ediyorlar.

Türkiye, Suriye’de rejim muhaliflerine, Özgür Suriye Ordusu’na destek veriyor. İsrail de Suriye’de halkın yönetimini istemediği için ve Türkiye düşmanlığı nedeniyle BAAS’ı destekliyor. Artık bu bir sır değil. MOSSAD, Suriye’de rejime destek verirken, siyasetinden rahatsızlık duyduğu Türkiye’ye karşı da PKK üzerinden bir mücadele yürütüyor. PKK’nın son aylardaki saldırılarının çoğu, MOSSAD destekli saldırılar. Ancak İsrail ordusu doğrudan bir saldırı yapmadığı için biz saldıranları PKK veya Suriye istihbaratı gibi algılıyoruz. PKK’ya eğitim, taktik, lojistik ve istihbarat veren güç, Telaviv merkezli. Yani aslında Türkiye son dönemlerde PKK ile değil, MOSSAD, BAAS, Neocon zihniyet ve diğer işbirlikçileri ile çarpışıyor. İran’da yönetime rağmen devlet içinde bir grup ile Irak devleti içinde bir grup da PKK’ya destek veriyorlar. Ama İran ve Irak devletlerinin PKK’yı desteklediğini söylemek de haksızlık olur.

PKK’nın % 70’i saldırıları benimsemiyor:

Burada bazı başka önemli detayları da paylaşmak isterim. Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, son dönemdeki saldırılarda Murat Karayılan işin dışında duruyor. Karayılan ve onunla hareket eden PKK gruplarının silah bırakmaya çok yakın oldukları anlaşılıyor. Yani PKK’nın yaklaşık % 70’ini oluşturan bölümü son saldırıların hem dışında hem de yapılanları tasvip etmiyor. Ancak bunu çeşitli sebeplerden dolayı açıklamıyorlar. Hatta yer yer taktiksel olarak destek anlamı taşıyan açıklamalar bile yapıyorlar.

Saldıran PKK gruplarının ¾’ü yabancı uyruklu:

Daha açık bir ifade ile son dönem saldırılarını yapanlar PKK’nın % 30’luk kemsini oluşturan gruplardan oluşuyor. Bu % 30’luk kesimin de sadece dörtte biri Türkiye uyruklu kişilerden meydana geliyor. PKK’nın saldıran gruplarının dörtte üçünü oluşturan kısmı ise yabancı kökenli kişiler. Bunların büyük çoğunluğunu Suriye kökenliler oluşturuyor. Diğerleri ise sırasıyla Tahran’ın PJAK’ı tasfiyesinden sonra PKK’ya katılan İranlılar, Irak kökenli olanlar, İsrail uyruklu olanlar ve Ermenistan uyruklu olanlar.

Fehman Hüseyin Kandil’de değil Şam’da:

PKK saldırılarında sürekli olarak Kandil’in merkez olarak gösterilmesi de tam olarak gerçekleri yansıtmıyor. Elbette Kandil PKK için en önemli merkez olmakla birlikte son dönem saldırıları Şam merkezli olarak organize ediliyor. Fehman Hüseyin saldırıları Kandil’den değil Şam’dan idare ediyor. Çünkü geçen Mayıs ayında Kandil’de yapılan örgüt liderleri toplantısında Murat Karayılan’la tamamen ters düşmüş olan Fehman Hüseyin için Kandil en güvensiz yerlerden biri. Onun için Şam daha güvenli ve PKK içindeki kendi grubunu MOSSAD ve BAAS’ın da desteği ile Şam’dan yönetiyor. 

Güvenlik Konseyi danışıklı ihtilaf oyunu oynuyor:

Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi BM Güvenlik Konseyi ise tam bir orta oyunu oynuyor. Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi bulunan 5’li çete, Suriye’de daha fazla Müslüman kanı dökülmesi, ülkenin, bölgenin ve özellikle de bölgedeki asıl aktör Türkiye’nin istikrarsızlaşması, gücünün kırılması ve etkisizleşmesi için karanlık bir plan içinde. Güvenlik Konseyi’nde ABD, Fransa ve İngiltere sözde BAAS rejiminin düşmesi için uğraşıyorlar. Rusya ve Çin ise buna karşı çıkmış oluyor. Konseydeki bu zahiri ihtilaf tamamen bir rol ve göz boyama taktiğinden ibaret. Konseyin veto yetkisi bulunan üyeleri bunu tamamen danışıklı olarak yapıyorlar. Kofi Annan gibi adamlarla dünyayı oyalıyorlar. Beşşar Esad ve destekçilerine zaman kazandırıyorlar. İstikrarsızlıkların bölgeye yayılmasını istiyorlar. Şimdi yeni bir “Kofi” ile yeni bir oyalama taktiğine hazırlanıyorlar.

İran çok dikkatli olmalı:

Şam yönetimine destek olan İran’ın bu durumun idrakinde olarak bir siyaset belirlemesi gerekiyor. Aksi halde, önümüzdeki süreçte daha da deşifre olacak olan bu çarpık ilişkiler tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığında Tahran yönetimi, hem kendi halkı karşısında hem de İslam dünyası karşısında çok zor durumda kalabilir. Umarım hatadan dönerler.  

Son günlerde Hatay’da bulunan göçmen kampları üzerinden koparılan fırtınaya gelince..  Türkiye’nin BAAS’a karşı Suriye halkına destek vermesinden çok rahatsız olan bazı gruplar ilk zamanlar Şam yönetimine açık destek verdiler. Yaptıkları ziyaretlerle bu desteği gösterdiler. Yaptıkları açıklamalarla da bunu yaptılar. Ancak son zamanlarda görülmeye başladı ki kendi halkına katliam uygulayan bu diktatöre böyle destek vermenin izahı kolay değil. Ayrıca Türkiye’de oy da getirmiyor. O nedenle şimdilerde taktik değiştirdiler. Dolaylı konular bularak Türkiye’nin Suriye siyaseti zaafa uğratılmaya çalışılıyor.

Hatay’daki mülteci kaplarını didikleyenlerin derdi şu:  “Türkiye’nin yasakçı statükosunu koruyamadık, kaybettik Türkiye’yi uluslar arası siyasette sıkıntıya düşürüp acaba BAAS’ı kurtarabilir miyiz?” diye uğraşıyorlar.

Hatay kamplarında açık arayanlar aslında bununla kalmıyorlar. Daha önce de ifade etmiştim. Türkiye’de kendini BAAS rejimine yakın hisseden bazı gruplar, kendi aralarında maddi yardımlar toplayarak Suriye rejimine ulaştırıyorlar. Bu katil rejime gizli destek veriyorlar. Türkiye’nin başarısı ve itibarı için değil, zalim bir rejimin kurtulması için uğraşıyorlar. Bu durum da diktatör Esad’a güç ve motivasyon kazandırıyor.

Utanmadan Ankara’nın ABD politikalarını uyguladığı mesajı veriyorlar. Halbuki kendileri o cephelerin işini kolaylaştıran işler içindeler. Türkiye’nin özgün ve milli politikalarını zaafa uğratmaya çalışıyorlar. Bazıları PKK ağzıyla siyaset yapıyor, PKK’nın işini kolaylaştıracak işler yapıyorlar. Ama sabrın sonu selamettir. Zulmünde elbet bir sonu vardır..

 

30.08.2012

Alper TAN 

Yazarın Önceki Yazıları
Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Bu sistemin ne zararı vardı da değiştiriyoruz? 15.02.2017ABD'nin dinci siyaseti tutar mı? 12.02.2017Sandığa giderken dünyada neler oluyor? 09.02.2017Donald Trump'a teşekkür mektubu 31.01.2017ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.