26 Mayıs 2017 Cuma
  • Altın143,932
  • BIST97.713
  • Dolar3,5669
  • Euro4,0007
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6158
  • İstanbul17 °C
  • Ankara12 °C
  • İzmir13 °C
  • Konya9 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır12 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri12 °C
  • Kocaeli10 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Statükonun milletle dansı
08 Mayıs 2008 15:23

Kuruluşundan bu yana ciddi bir şekilde incelendiğinde yeni devletin düzenli şekilde milletle ve milletin değerleriyle gizli-açık bir mücadele içinde olduğu görülür. Bu konuda çok çeşitli örnekler vermek mümkün. İsmet İnönü’nün, devletin başına geçtiği dönemde, millete karşı mücadele zirve noktaya ulaşmıştır. Ezanın Türkçe okunmasına kadar götürülen süreçte halk, maddi ve manevi olarak ezilmiştir. Anadolu insanının maddi olarak kalkınması çeşitli şekillerde engellenirken, devlet kesesinden, nevzuhur, imtiyazlı zenginler oluşturulmuştur.


Ezilen, dışlanan, horlanan geniş toplum katmanlarının siyasi olarak destek verebileceği partilerin kurulmasına ya izin verilmemiş ya da statükonun böyle göstermeye çalıştığı güdümlü siyasi oluşumlar peydahlanarak toplum buralara yönlendirilmeye zorlanmıştır. Ancak Demokrat Parti ile iş, birden kontrolden çıkmaya başlamış, bilindiği gibi onun sonu da darbe ve darağacında gelmiştir.


Ak Parti körleşiyor mu?


Eğer Ak Parti 2002 yılında beklenmedik bir seçmen desteği ile tek başına iktidar oldu ise ezilen kesimlerin haline tercüman bir söylem ve kadro görüntüsünde olduğu içindir. Partinin başında halkın değerlerine karşı darbe yapan 28 Şubat’çıların cezaevine koyarak zulmettiği bir siyasi lider var olduğu içindir. Bu kadronun, milletin değerlerine saygı duyacağı, ülkeyi kalkındıracağı, rüşveti, hortumu, yağmayı, hırsızlığı önleyeceği beklentisi içindir. Yasakları kaldırıp, özgürlükleri getireceği umudundandır. Anadolu insanının önünün açılacağı, ülkenin ayağa kalkacağı temennisindendir. Ak Parti bu ve benzeri beklentiler nedeniyle tek başına iktidara ulaşabilmiştir. Bu beklentileri sıralarken Ak Parti’nin, halkın beklentilerini yeterince karşıladığını kastetmiyorum.


2007 yılında yaşanan cumhurbaşkanı seçim sürecinde ise statüko ile birlikte Ak Parti de bir sınav yaşamıştır. Bu sınav milli irade sınavıdır. Başbakan Erdoğan “ille de ben” diyerek tutturmadığı için halkın büyük takdirini toplamıştır. Ancak cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişi Abdullah Gül gibi halkın beklentisini karşılayan biri değil de halkın iradesini gözetmeden sadece statükonun beklentisini karşılayacak ve statükoyu tatmin edecek biri olsaydı, Erdoğan’ın aday olmaması, bir fedakarlık değil aksine halk adına yenilgi ve mağlubiyet olarak algılanacaktı. Arkasından da büyük ihtimalle partinin erime süreci başlayacaktı.


Eğer geçen yıl cumhurbaşkanlığı seçiminde halka ve siyasi partilere gözdağı vermek, medyayı sindirmek için milletin değerlerine hakaret içeren 27 Nisan bildirisi yayınlandığında, Ak Parti hükümeti bunu, ülkenin bir rutini olarak görüp, üstüne alınmadan, hatta bir kabullenmişlik ve teslimiyet içinde karşılasaydı, yani 27 Nisan bildirisine 28 Nisan hükümet bildirisi ile gereken cevabı vermeseydi, 22 Temmuz seçimlerinde bırakın seçmenin yarısının oyunu almayı, 2002 yılındaki kadar bile oy alamayacaktı.



AK Parti cesur olmalı


Siyasetçiler, halkın değerlerine sahip çıkarsa, her şeyi göze alarak halk da o siyasetçilere ve siyasi partilere sahip çıkabiliyor. O sebeple  Ak Parti, demokrasiye sahip çıkmalı, grup, taraf, zihniyet gözetmeksizin insan haklarına sahip çıkmalı. İnsan hakları ihlali nerde ve kime karşı yapılıyorsa hiç düşünmeden mücadele etmeli ve bu mücadeleyi kurumsal hale getirmeli. Ak Parti demokrasiye sahip çıkmalı. En başta kendi partisinin iç mekanizmasının ve kendi liderlik anlayışının demokratikleşmesinden başlayarak ülke çapında demokrasinin, demokratik değerlerin sağlam şekilde yerleşmesi için gayret etmeli. İfade, inanç ve teşebbüs hürriyetleri başta olmak üzere evrensel özgürlük anlayışının yerleşmesi için öncülük etmeli. Bunun sağlanabilmesi için Anayasa başta olmak üzere kanunlar ve diğer mevzuat yenden düzenlenmeli.
8.05.2008
Alper TAN

Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.