YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Siyasette mesuliyet sorunu
25 Şubat 2008 15:40
22 Temmuz seçiminin verdiği dersi iyi anlamamız için hepimizin yeniden bir muhasebe yapması gerekiyor. Bazılarımız bu dersi iyi anlamış gibi görünüyor. Mesela Mehmet Ağar, durumu görünce anında mesajı aldı ve hiç beklemeden hemen seçim akşamı istifa etti. Halkın, cumhurbaşkanı seçimi sürecinde Ağar’ın takındığı antidemokratik tavrı reddettiğini istifa ile cevaplandırdığı gibi hatasını itiraf eden açıklaması ile de bunu pekiştirdi. Keşke bu erdemi hata eden herkes gösterebilse.

Aslında benzer bir itiraf ve düzeltme ANAVATAN başkanı Erkan Mumcu’dan da beklenirdi. Fakat ne yazık ki Mumcu, ergenlik çağına yeni girmiş erkek çocuğunun kendini ispat debelenmesini andıran bir tavırda diretiyor ve hatalarını savunmada ısrar ediyor.

CHP’ye gelince. CHP’de ne yazık ki tam bir ironi yaşanıyor. CHP’de 1940’lardan kalan ve bir türlü değişmeyen zihniyetini sorgulayıp, partinin tekrar dünyaya adapte olabilmesinin yollarını aramak yerine, yenilginin faturası Deniz Baykal’a çıkarılmaya çalışılıyor. Aslında Deniz Baykal, CHP zihniyetini halka gösterme açısından mükemmel bir başarı sağlamıştır. Bu açıdan CHP’lilerin Baykal’a teşekkür etmeleri gerekir. Çünkü CHP politikasının tutucu, statükocu, yasakçı, halk karşıtı, ve sol karşıtı dayatmacı yönü ancak bu kadar başarılı bir şekilde ifade edilebilirdi.

CHP’nin problemi Deniz Baykal’dan kaynaklanmıyor. Partideki hakim ve yaygın zihniyetten kaynaklanıyor. Bu zihniyet devam ettiği sürece CHP’nin başkanının kim olduğu bir anlam ifade etmeyecektir. Ama bu zihniyeti mevcut şartlarda değiştirmeye ne yazık ki Deniz Baykal’ın bile gücü yetmez. CHP zihniyetinin, halkı deli yerine, hamam böceği yerine koyup cehaletle, menfaatçilikle suçlamak yerine Türk halkını önce anlamaya çalışması, sonra da o beklentilere çözüm üretmesi ve halkı buna ikna etmesi gerekir. Bu da CHP’nin evrensel manada bir sol parti olması ile mümkün. Eğer CHP, arkasına YÖK’ü, yüksek yargıyı, muhtelif gezegenlerde yaşarken duyduklarını zannettikleri “yaylalar, yaylalar” marşının ritminden etkilenerek kaleme aldıkları yazılarıyla Türk siyasetini yönlendirmeye çalışan üstelik kendilerine gazeteci veya köşe yazarı denilen kişileri, kerameti kuruntusundan menkul halk karşıtı kart siyasetçileri ve birtakım darbe heveslisi generalleri arkasına alarak politika yapmayı ve iktidar olmayı hedefliyorsa onları değil Deniz Baykal, İsmet İnönü bile kurtaramaz.

Son dönemde Ak Parti’den sonra en fazla yükselen ve parlayan parti MHP oldu. Cumhurbaşkanı seçimine karşı yapılan antidemokratik dayatmaları tasvip anlamına gelen tavırsız bir duruş yerine MHP eğer 22 Temmuz öncesi tutarlı bir demokrat tavır koyabilseydi bu günkünden çok daha yüksek bir oy oranıyla mecliste olabilirdi. Seçim öncesi, Öcalan’ı idam ve ip tartışmasının MHP’ye zarar verdiğini de tespit etmek gerekir.

Geride kalan dönem içerisinde ülkücülerin sokağa dökülmesini önleyerek gereksiz bir çok gerginliğe yol açabilecek hadiselere engel olduğu için MHP lideri Bahçeli’ye ülke olarak teşekkür borçluyuz. Devlet Bahçeli, aynı sorumlu tavrını şimdi de devam ettiriyor. DTP’lilerle MHP’lilerin çatışmasından medet umanların beklentilerini boşa çıkarmak için milletvekilleri ve partilileri kesin bir şekilde uyarıyor. Bu tavır ülkeye de MHP’ye de kazandıracak bir tavırdır.

MHP bu anlayış ve tutumu ortaya koyarken DTP’lilerin de sorumlu ve içinde bulundukları meclisin vakarına yakışır bir tavır içinde olmaları gerekir. Türkiye’nin de Kürt vatandaşlarımızın da mecliste ve siyasette yapılacak ucuz şovlara karnı tok. 1991 yılında şov yapmaya kalkışan milletvekillerinin ödedikleri siyasi bedel unutulmamalı. Tabi Türkiye’ye kesilen fatura ve günahsız her vatandaşa ödetilen bedel de..

Ak Parti’ye gelince. Seçmen, kendisine verilen mesajı iyi algıladı ve Ak Parti’nin beklediğinden daha fazlasını destek olarak verdi. Başbakan da seçim akşamı yaptığı konuşma ile partili, partisiz herkesi ve ülkeyi kucaklayan bir konuşma yaptı. Şimdi siyasetin önünde yine önemli işler var. Bunların başında cumhurbaşkanı seçimi geliyor. Başbakan Erdoğan, kimin aday gösterileceği konusunda Abdullah Gül’ün kararına vurgu yapıyor. Bunu duyanlar da doğal olarak Abdullah Gül dışında bir ismin de aday gösterilebileceğini düşünüyor. Bazıları kabul etmeseler bile 22 Temmuz seçimleri, milletvekili seçimi yanında aynı zamanda Abdullah Gül oylaması olmuştur. Seçmenin kararı ortada. Dolayısıyla kimin aday gösterileceği konusunda konu Abdullah Gül’ün de iradesini çoktan aşmış durumda. Bu noktadan sonra Abdullah Gül’ün veya başbakan’ın Gül isminden vazgeçmesi, büyük bir siyasi hata olur. Farklı bir durumda Ak Parti’ye oy veren seçmen kendini aldatılmış ve istismar edilmiş sayabilir. Ayrıca da verilen % 47’lik oyun değerinin küçümsendiği, demokrasi karşıtı kesimlere taviz verildiği sonucu çıkar.

Türkiye’nin yersiz korkulardan ve korku kaynaklı siyasetten hızla kurtulması gerekir. Uzlaşma güzel bir kavram. Ancak iki yönlü işlemesi gerekir. Tek yönlü olursa uzlaşma sandığınız şey, teslimiyet olur. Halkın kararını değil de bazı kurum veya kişilerin kararını tercih ederseniz, şimdiye kadar o yolda yürüyenlerin akıbetinden kurtulamazsınız.

Tabi tercih sizin..
Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.