17 Ekim 2017 Salı
  • Altın151,715
  • BIST106.991
  • Dolar3,6741
  • Euro4,3182
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8422
  • İstanbul22 °C
  • Ankara18 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya15 °C
  • Adana27 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır21 °C
  • Bursa21 °C
  • Kayseri17 °C
  • Kocaeli18 °C
  • Şanlıurfa23 °C
  • Gaziantep23 °C
  • İçel26 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
'Silah bırakma'' için ne yapılacak?
29 Kasım 2012 15:51

Terör saldırıları olmayınca ülkenin önemli siyasi gündemi ve diğer meseleler daha çok tartışılıyor. Kararlar daha hızlı ve daha sağlıklı alınabiliyor. Terör olduğunda ise gündem zehirleniyor. Şiddet ortamı gündemin önüne geçiyor akıl ve mantık geri plana kalıyor. Böyle ortamlarda alınan kararlar veya yapılan konuşmalar derde deva sadre şifa olmayabiliyor.

Siyasi polemiklerin, zaten sığ olan fikri ortamı işgal etmesiyle kritik zamanları boşa harcayabiliyoruz. Proje üretemeyen, alternatif olamayan, vatandaşı ikna edemeyen, ikna edemediği için seçmenden oy alamayan muhalefet, sürekli olarak engel ve bahane üretmekle meşgul. İktidar partisini oy alarak geçme şansı ufukta görünmeyen muhalefet, bundan umudunu kestiği için iktidar partisinin oylarını düşürerek “başarı” elde etmeye çalışıyor. Bunun için de her şeye karşı çıkıyor. Böyle bir ortamda hem zaman kaybediliyor hem de gündem ifsat edilmiş oluyor.   

Neredeyse her yazımızda tekrar tekrar vurgulamaya çalışıyoruz. 20. Yüzyılın başında kurulan dünya düzeninin yeniden şekillendiği önemli bir süreçten geçiyoruz. Kaybedilecek zamanın telafisi mümkün değil. Dünyanın içinden geçtiği süreç ülkemiz için altın fırsatlar sunuyor. Halkımızın tarihteki ihtişamlı günlere yeniden kavuşabilmesi için harika avantajlar var önümüzde.. Böyle bir fırsat, CHP’nin fantezilerine, MHP’nin heveslerine BDP veya PKK’nın hırslarına feda edilemez. CHP ve MHP yönetimlerinin dünyada ve bölgemizde yaşananları ve gelecekte olacakları anlama ve algılama kapasitelerinin olmadığı görünüyor. Bunlar günübirlik kısır politikaların -ki buna politika bile denmez- sürtüşmeleri arasında zaman dolduruyorlar.

Bu ülkenin, kendini siyasetçi zanneden ve her seferinde konuşurken küçük dilini ekranlarda seyrettiğimiz, vuvuzelacı, sahte milliyetçi, kof kabadayıların veya azgın teke gibi Meclis’te dolaşan, kendinden yardım isteyen kadına “abazayım hadi gel” mesajı atan goygoycu tiplerin palavralarıyla kaybedecek zamanı yok.

Hele hele PKK’nın kucağında kirli siyaset yapan her çözüm çabasını parmak sallayarak tehdit eden iradesiz figüranlarla çözülecek bir meselemiz olduğunu da zannetmiyoruz.

Şu sıralar teröristlerle kucaklaşan BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması gündemde. Muhtemelen bu 10 kişinin milletvekili dokunulmazlığı “kucaklaşma” olayıyla sınırlı olmak üzere kaldırılacak. Ama 1994 yılında olduğu gibi bunların milletvekili sıfatı kaldırılmayacak. Yani bunlar mecliste yasama görevini devam ettirecekler. Ama o suç isnadından da yargılanacaklar.

Başbakan Erdoğan’ın son günlerde PKK konusunda yaptığı açıklamalar yan yana getirildiğinde ise terör örgütüyle ilgili başka adımların atılabileceği anlaşılıyor. Başbakan Erdoğan’ın geçen hafta Pakistan yolunda söylediği “Silahların susturulması yetmez. Silahları bırakırlarsa örgüt mensupları başka ülkelere gidebilirler” sözünü, İspanya dönüşünde söylediği şu sözlerle yan yana koyalım:“Bizim milli birlik ve kardeşlik projesi ile ilgili söylediklerimiz neyse hâlâ arkasındayız. Zerre kadar sapmamız olmaz. Ama İmralı ile ilgili olayda siyasetçi olarak görüşmeyiz. Müzakere noktasında da İmralı’dakiyle neyin mücadelesini yapacağım? Mahkum olanla bizim istihbarat teşkilatımız görüşmelerini yapar. Niçin yapar? Terör olaylarına eğer bir fayda edilecekse yapar.”………….“Teröristle sarılıp kucaklaşanlarla görüşmem.” ……………“O işe karışmayanlarla siyasi parti olarak şu ana kadar arkadaşlarım, Adalet Bakanım görüştü, görüşüyor. Ama hiçbir zaman sözlerini tutmadılar, tutmuyorlar.” Daha önceki yazılarımızda da defalarca ifade ettiğimiz gibi devlet Abdullah Öcalan ile görüşmelerini sürdürüyor. PKK’nın silah bırakmasına bu görüşmelerin katkı sağlayacağı düşünüldüğü için görüşmelerin devam edeceği anlaşılıyor. Başbakan Erdoğan, PKK’lılarla kucaklaşan 10 BDP’liyi muhatap almayacağını vurguluyor. Ama BDP’nin diğer vekilleri ile temasın sürdüğünü de ifade etmiş oluyor. Yani burada BDP’nin topyekün devre dışı olması söz konusu değil. Hükümetin “Milli birlik ve kardeşlik projesi” ile ilgili iradesinin devam ediyor olması, bu konuda geri adım atmamış olması çok önemli.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “Dağdaki unsurların silahını bırakarak kanunlar çerçevesinde ‘ülkeme geldim’ demesi yıllardır istediğimiz bir süreç. Sabote edilmiştir ama Habur yanlış bir süreç değildir. İnsanları dağlarda öldürerek bitirmek midir politika? Dağlarda çatışanların silah bırakarak adalete teslim olması hedefimizdir” diyor.

Diğer taraftan da anadilde savunma konusunda Meclis’te çalışmalar hızla ilerliyor. Anlaşılan o ki PKK ve BDP’nin her türlü provokasyon ve engelleme çabalarına rağmen devletin Kürt meselesini ve buna bağlı terörü sonlandırma konusunda iradesinde bir geri adım yok. Çözüm yönündeki çabalar da hızlanmış durumda. Silahlı PKK’lıları dağdan indirme ve silah bıraktırma konusunda sürpriz adımlar gelebilir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin eleştirerek bir “af”tan bahsetmesi de bu yüzden olsa gerek. Tabi atılacak adımlar bir af mı olur farklı bir adım mı görmek lazım. Umarız tekrar canlanan bu olumlu süreci PKK’nın ve BDP’nin çatışmacı kanatları tekrar sabote etmezler.

PKK’lılarla kucaklaşan BDP’lilerin dokunulmazlıklarını kaldırarak yargıya sevketmekle PKK’lıları dağdan indirmek için adımlar atmak ilk bakışta büyük bir çelişki gibi gelebilir. Ancak zaten siyaset de burada anlam kazanıyor. Siyaseti sabote edenleri, gündemi zehirleyenleri cezalandırmak ve aynı zamanda da bunların mağduru olanları kurtarmak. Hadiseye böyle bakmakta fayda var.  

Bu noktada PKK’nın başı Murat Karayılan’ın “Gündemimizde silah bırakma yok. Daha çok silahlanmak istiyoruz” lafının öne çıkarılması ise manidar. Seçilmiş bu cümleleri öne çıkarmak iyi niyetli bir yaklaşım olamaz. Halbuki aynı Karayılan bu cümlelerin devamında “Türkiye ‘Silahları bırakalım’ sorunu diyalog ile çözelim’ derse, biz de ‘Hay hay’ deriz ve böyle bir çözüme var olduğumuzu belirtiriz.”diyor. Sizce böyle bir konuşmada ana fikir daha çok silahlanmak mıdır yoksa silahları bırakmak mı?

Her karanlık gecenin sonu muhakkak aydınlıktır. Bazıları güneşe gözlerini kapasa da, güneşi balçıkla sıvamaya çalışsa da..

Alper TAN

29.11.2012

 

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
muhteşem analist
 // hakan bildiş
alper bey sizi beğeniyle takip ediyorum okadar güzel analizleriniz varki bütün samimiyetimle bu ülkenin en iyi yazarı aydını sizsiniz başarılarınızın ve muhteşem analizlerinizin devamını dilerim...
29 Kasım 2012 23:48