YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Rusya ABD'ye niçin direnemiyor?
25 Şubat 2008 12:56

Bu yazıda Sovyetler Birliği'nin dağılmasında sonra Rusya’nın dış siyasetteki stratejisini ele almaya ve değerlendirmeye çalışacağız. Rus dış politikasını bu yazıda tüm yönleriyle anlatmamız mümkün değil. O nedenle şimdi sadece bu ülkenin ABD’ye yönelik yaklaşımını inceleyeceğiz. Rusya’nın Afganistan, Irak, İran, Filistin ve Lübnan konularında bir süre direniyor gibi görünüp son anda ABD’ye neden teslim olduğunu anlamaya gayret edeceğiz.

Seksenli yılların sonuna kadar dünyada iki kutup vardı. ABD ve SSCB. Uluslar arası ilişkiler ve ülkelerin dış politikalarının belirlenmesinde en önemli faktör veya aktör bunlardı. Ülkeler arası ilişkiler dengesi daha çok bu eksen üzerine oturuyordu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra meydan ABD’nin eline kaldı. Böylece diğer ülkeler, dengeleri hesaba katmaktan ziyade, sadece ABD’yi hesaba katmaya başladılar. En açık şekliyle ya ABD’nin yanında olunacaktı ya da karşısında. Zaten özellikle ABD’nin Neocon yönetimine göre onların yanında değilseniz otomatik olarak karşısında sayılıyordunuz.
Rusya, arka bahçesi Afganistan’ı neden ABD’ye bu kadar kolay teslim etti?
Afganistan’ın, ülkenin gerçek sahibi Afganlara bırakılmaması için bile binlerce askerini kaybedip, genel sınırlarının güvenliğini de tehlikeye atarak yıllarca savaşan Rusya, bu arka bahçesini ABD resmen işgal ederken neden ciddi bir karşılık vermedi? Afganistan’ın uzun yıllar süren bağımsızlık savaşında buna engel olmak için büyük paralar döken, bu uğurda en az on bir bin askerini kaybeden Rusya acaba bu yaptıklarına pişman mı olmuştu? Ya da önceki emellerinden vaz mı geçmişti?
ABD’nin okyanus ötesinden kalkıp gelerek burnunun dibine yerleşmesinden Rusya’nın hoşnut olduğunu düşünemeyeceğimize göre Putin yönetiminin bu tepkisizliği ya da tepkisinin kuvveden fiile dönüşememesi neden kaynaklanıyordu? Çünkü Rusların 1990 yılına kadar verdiği mücadele ile Afganistan’da elde ettiği çıkarlar ve kazanımlar bir bakıma heba olmuştu.
Rusya Irak’ta da direnmedi
Yıllarca süren Irak-İran savaşında Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin ABD tarafından desteklenirken Saddam’ın Baas Partisi aslında fikir ve ideolojik olarak ABD’den ziyade Sovyetlere daha yakındı. Fakat Sovyetler bu imkanı iyi değerlendiremedi. Irak, ABD’nin açık manipülasyonlarına defalarca sahne oldu. Zaman zaman karşı çıksa bile Sovyetler Birliği de onun devamı olan Rusya da buna engel olma başarısını gösteremediği gibi bölgedeki mevcut etkinliğini de hızla kaybetmeye devam etti. Irak’ın Saddam dönemindeki Baas rejimi Sovyetlerin ve Rusya’nın Politbüro anlayışına daha uygun olduğu halde bu yapıyı ABD kendi çıkarları için daha iyi kullanmayı başardı.
ABD 1990 yazında Irak’ın Kuveyt’e girmesini üstü kapalı teşvik edip daha sonra da bunu bahane ederek Irak’a savaş açarken Rusya ABD’ye karşı Saddam Hüseyin’e destek vermiş fakat son raddede ABD’nin yaptıkları karşısında fazla direnemeyerek olup bitenlere göz yummak zorunda kalmıştır.
Rusya’nın İran politikası:
Rusya’nın, İran’ın nükleer programı konusundaki tavrına gelince; Rusya bu ülkeyle, yani İran’la ortak nükleer program yürütme ve uranyum sağlama konusunda bir taraftan destek verirken öbür taraftan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden çıkan İran aleyhtarı kararın altına imza atmaktan da kaçın(a)mıyor. BM Güvenlik Konseyinin veto hakkına sahip ayrıcalıklı beş üyesinden biri olan Rusya’nın veto hakkını kullanarak bu kararın çıkmasına engel olması mümkünken, nükleer programına destek verdiği İran’ın zor durumda kalmasına yol açacak Güvenlik Konseyi kararına imza atmasını ne şekilde izah etmemiz gerekiyor?
Filistin ve Lübnan konularında Moskova yaklaşımı:
Hamas’ın bu yıl başında yapılan seçimleri kazanmasından sonra destek aldığı az sayıdaki ülkelerden biri de Rusya idi. Türkiye’den sonra Rusya’dan gelen bu destek Hamas’ın uluslar arası camiada elde edeceği meşruiyet bakımından son derece önemliydi. İsrail ve Amerika’nın etkisi altında bulunan batılı ülkelerinin Hamas’ı iktidara gelmeden boğma ve dışlama çabaları karşısında Rusya’nın Hamas yönetimini Moskova’da ağırlaması Filistin’e biraz olsun nefes aldırıyordu. Türkiye’nin açık desteğinden sonra Moskova’dan gelen bu destek Filistin halkı için iyi bir moral de sağlamıştı.
İsrail yönetiminin arka planı hala karanlık olan asker kaçırma gerekçeleriyle Filistin ve Lübnan topraklarına saldırması, Filistin meclis başkanı, Filistinli bakanlar ve çok sayıda milletvekilini tutuklaması, Lübnan topraklarının önemli bir bölümünü işgal ederek masum çocukların ve sivillerin kanını akıtarak ülkeyi yerle bir etmesi karşısında Rusya’nın tavrı neydi? Unutmayalım ki İsrail, Filistin ve Lübnan’ı yerle bir ederken güdümlü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işi yavaştan alarak Olmert yönetiminin katliam yapmasına zaman sağlamasında Rusya’nın günahı az değildir. Filistin ve Lübnan’da dökülen kanlar Putin’in eline de bulaşmıştır. İşlediği cinayetler ve tarumar edilen şehirler konusunda İsrail’e bir kınama kararı bile alamayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin vebaline ve sorumluluğuna Moskova yönetimi de ortaktır.
Suriye konusunda ısıtılan Neocon politikalar karşısında da Rusya’nın yukarıdakilerden farklı bir yaklaşım sergilemesini beklemiyoruz.
Bütün bu sorular ve değerlendirmelerden sonra birkaç soru daha sorarak konuya dikkatinizi yeniden çekmek istiyorum. Rusya bütün bunları yaparken, bu acziyeti kendi halkına yaşatırken olanlardan çok mu hoşlanıyor? Moskova bu gelişmeler karşısında durabilecek güce sahip değil mi? Veya Rusya’nın artık Afganistan, Irak, İran, Suriye, Filistin ve Lübnan’da herhangi bir menfaati yok mu?
Rusya’yı anlamak:
Şimdi isterseniz Rusya’nın gerçek durumunu daha iyi anlamak için tekrar biraz geriye dönelim ve Moskova’yı anlamayı çalışalım.
Öncesi de önemli bir imparatorluk olan Sovyet imparatorluğu 1917’de başlayan Komünizm döneminde bu ideolojiyi yaymak için milyonlarca insanın kanını dökerek, bütün kutsalları çiğneyerek, inanç, özgürlük, bağımsızlık, mülkiyet gibi tüm insani değerleri yıkarak sürdürdüğü yayılmacı politikalarla çok geniş coğrafyalara hükmetmeye başlamıştır. İnsan iradesini yok etmeye yönelik ve otoriter, baskıcı, militarist ve tek tip insan özlemine dayalı, fıtrata aykırı bu ideoloji, ulaştığı tüm imkanlara ve güce rağmen yetmiş yıl sonunda akıttığı kanın selleri arasında darmadağın olmaktan kurtulamamıştır.
Sovyet devlet adamları bir insan ömrüne sığacak süre içinde bir ideolojinin dünyanın yarısına hükmetmesine rağmen bir anda nasıl yerle bir olduğunu hazin şekilde yaşayarak görmüşlerdir. Yaşanan bu acı tecrübe hala onların dimağında zonklamaktadır.
Bir zamanların dünyayı titreten ülkesinin varisleri bu gün siyasi, sosyal, ekonomik, ve kültürel istikrarsızlık içerisinde belini doğrultmaya çalışmaktadırlar. Rusya, öncelikle kendi içinde bir siyasi istikrar kurup, bu arada da ekonomisini bağımsız olarak ayakta tutmaya gayret etmektedir. Ülke içindeki etnik unsurların her an başını ağrıtmasından endişe etmektedir. Kendi içinde istikrarı sağlayamadığı, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak iç barışı tesis edemediği takdirde dışarıda da başarılı olmasının mümkün olmayacağını görmektedir.
Rusya 20 yıllık inzivaya çekildi:
SSCB’nin dağılmasının ardından bu mirası devralan Rusya 1990 yılından itibaren yeni bir strateji ile “inziva” dönemine girmiştir. Üzerindeki ağırlıkların bir kısmını bırakmış kendisinden kopan toprakların fazla uzaklaşmaması için Bağımsız Devletler Topluluğu'nun oluşturulmasına ön ayak olmuştur. 1990 yılında girilen ve strateji gereği 20 yıl sürmesi planlanan siyasi inziva döneminin 2010 yılına kadar devam etmesini bekliyoruz. Bu dönem Rusya’nın mümkün olduğunca her yönden toparlanma dönemi olacaktır. 2010 yılına kadar Moskova için en önemli şey içerde barış ve istikrarın sağlanmasıdır. Dış gelişmeler çok iyi takip edilecek ve mevcut imkanlar ölçüsünde bu gelişmelerden ne denli yararlanılabileceğinin yolları aranacak ve mümkün olduğunca taviz koparıldıktan sonra ABD gibi güçlü devletlerle aşırı didişmeye girilmeden inziva döneminin tamamlanması beklenecektir.
Sonuna kadar pazarlık ama sonunda pes!
ABD Afganistan’ı işgal ederken, Gürcistan ve Ukrayna’da renkli devrimlerle Rusları bir bakıma kuşatırken Moskova bu strateji istikametinde hareket etmiş, sıcak çatışmadan uzak durmuştur. Irak, İran, Suriye, Filistin ve Lübnan konularında da durum bundan farklı değildir. Sonuna kadar pazarlık, maksimum menfaatin koparılması, ama kırılma noktasına gelmeden karşı tarafa boyun eğme. Rusya için bu acı ama kaçınılmaz.
Putin, Türk devlet adamlarıyla ne konuştu?
Putin, ülkesinin bu stratejisini Türk devlet adamlarıyla açıkça paylaşmıştır. Geçmiş dönemde SSCB’nin ve Rusya’nın stratejik hatalarını da itiraf ederek yeni hedeflerini ortaya koymuştur. Gelecek yirmi-yirmi beş yıllık dönemde Rusya, Türkiye ve İran ile birlikte hareket etmek istiyor. Bu konuda samimi olup olmadığı konusunda fazla bir şüphe de bulunmuyor. Ülkesine yeni bir vizyon kazandıran genç devlet adamı Putin’in bu vizyonu Ülkemizle paylaşması çok önemli ve güzel bir gelişme olmakla birlikte Moskova’nın bir çok önemli konuda politik söylem olarak düzgün mesajlar vermesine rağmen son anda ABD ekseninde tutum sergilemesi Ankara’yı düşündürmektedir. 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra ABD yörüngesinden hızla uzaklaşmaya başlayan Ankara’nın derin planları için Rusya çok önemli olmakla birlikte yeterli güveni verme konusunda başarılı olamıyor.
Moskova’nın ince siyaseti:
Bu ülkeyi daha iyi anlayabilmemiz için Rusya’nın görünür veya hissedilir tutumunun ötesinde neler yaptığı ve nasıl hareket ettiği hususunda da söyleyebileceklerimiz var. Yukarda da belirttiğimiz gibi çok kısa zamanda dünyanın ikinci gücü olma ve ülkelere hükmetme kabiliyetine sahip olan Sovyet anlayışının bir anda nasıl uçurumdan yuvarlanarak paramparça olduğu tecrübesini Rus devlet adamları çok iyi biliyorlar. Süper güçlerin hangi hataların neticesinde dağıldığı bu acı tecrübelerle sabit. Bazılarınıza muhtemelen çok ileri ve iddialı bir fikir olarak gelebilir ama ben, Rusya’yı yönetenlerin, az önce belirttiğimiz tecrübelerin ışığında ABD’nin de aynı akıbeti görmesi ve bir an önce yaşaması konusunda bir strateji ile dünyanın tek süper gücüne karşı fazla direnmediklerini, onların çılgınlıklarına göz yumduklarını düşünüyorum.
Rusya insanlık dışı yöntemlerle ülkelere ve halklara hükmetmeye çalıştı ve yıkıldı. ABD de aynı yolda ilerliyor. Bu hızla giderse uzak olmayan bir zamanda dünyanın tek süper gücü de Sovyetler'in akıbetinden kurtulamayacaktır. Çok sayıda ülke gibi Rusya da o günleri özlemle beklemektedir. Hatta ben sadece beklemekle kalmayıp bu süreci hızlandıracak çok derin işler yaptıklarını da düşünüyorum. Yani Rusya, çok ince bir siyasetle tıpkı SSCB gibi ABD’nin de dağılma sürecine girmesini beklerken, kendisinin 1990’da girdiği 20 yıllık inziva sürecinden siyasi ve ekonomik olarak güçlenerek çıkacağı günlerin özlemini ve gayretini taşıyor.
Rusya’nın direniş stratejisi:
Putin yönetimi, Afganistan, Irak, İran, Suriye, Filistin ve Lübnan’da bir yandan olup bitenlere fazla ses çıkarmazken diğer taraftan Afganistan’da Taliban’ı, Irak’ta direnişçileri, Filistin’de Hamas’ı, Lübnan’da da Hizbullah’ı gizlice destekleyerek Amerika’ya karşı açık ve sıcak bir savaş yerine bu şekilde örtülü bir savaşı tercih ediyor.
Bush yönetiminin Afganistan ve Irak’tan önemli sayıda asker çekerek Lübnan tarafına göndermeyi planladığı sıralarda Afganistan’da Taliban’ın Irak’ta da direnişçilerin saldırıları yoğun şekilde artıyorsa, bu konuda dış faktörleri yeniden düşünmek gerekiyor.
16.09.2006
Alper TAN
alpertan@kanala.com.tr
Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.