YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
RTÜK'ün Karasal İhalesi'nin karamsar tablosu
25 Nisan 2013 16:56

RTÜK, karasal TV yayınlarını teknik olarak yeniden düzenleyen “Karasal sayısal frekans ihalesi”nin en önemli kısmını gerçekleştirdi. Ulusal yayın yapacak yayıncılar ihaleyi tamamladılar. Kazananlar, kaybedenler belli. Bölgesel ve yerel yayınların ihalesinin ise önümüzdeki haftalarda yapılması planlanıyor.

İhalenin tamamlanan kısımları, tematik kanallar ihalesi hariç çok çekişmeli oldu. Tematik ihaleye rastlayan sayı ise iyi “denk?” gelmiş. RTÜK yönetimi, bu ihale ile övünebilir. Hatta “18 yıldan beri hiçbir yönetimin yapamadığı ihaleyi biz başardık” diyebilirler. Hazinenin kasasına yüz milyonlarca lira kaynak sağladık şeklinde övünebilirler. Bu ihale, TV yayıncıları için gerçekte ne kadar değerli diye sorulacak olursa bizce mevcut durum itibariyle pek değerli olduğu söylenemez. 15-20 sene önce, televizyonu karasal yayınlardan seyredenlerin oranı yüzde 90 ve üzerinde iken bir TV yayıncısının bu ihaleye girmesi ve kazanması hayati derecede önemli idi. Bu oran şu sıralar yüzde 15’in altına inmiş vaziyette. Seyirciye ulaşmada yüzde 15’in altına inmiş bir mecra için büyük paralar vermek pek akıl karı olmasa gerek.

Ancak günümüz şartlarında “imaj her şeydir” diye bakıldığı için yayıncılar bu ihalede çılgın miktarlarda parayı taahhüt ettiler. Kazananlardan kaçı bu paraları gerçekten ödeyebilir, kaçı teminatı yakarak çekilir henüz belli değil. Ancak belli olan bir şey var. İhaleyi İlk 3-4 sırada kazanan kanallar dışında kalanlar, “Böyle bir ihaleye bu kadar para vermeye değer mi?” diye şimdiden sorguluyorlar.

Bu ihale neden yanlış şimdi bir de buradan bakalım. Bu ihale planlaması RTÜK tarafından sadece teknik bir zorunluluk olarak görülmekte ve yapılacak işin siyasi, sosyal ve stratejik boyutları ihmal edilmektedir. Bu planlamanın ülke için stratejik bir mantığı yoktur.

Uydu antenlerin çok yaygınlaşması neticesinde şu anda sadece yüzde 15’lik bir nüfus oranına tekabül eden ve giderek daha da azalacağı belli olan bir alan için büyük yatırımlar yapmak doğru ve mantıklı bir yaklaşım olarak görünmüyor. Bu alana yapılacak yatırımlar yayıncılar ve ülke için ciddi bir kaynak israfı olacaktır.

Son yıllarda birazcık dengelenme evresine girdiğini düşündüğümüz TV’de çoğulcu durum büyük zarar görecek. Bu ihale uygulanırsa parasal yönden güçlü olan yayıncılar kazançlı çıkacak olup, zaten ayakta durmakta zorlanan orta düzey ve zayıf yayıncılar darbe alacaklar, küçülecekler veya tasfiye olacaklar.

Mevcut planlamada teknik olarak sayısal mobil planlaması göz ardı edildiği için, işin ciddi bir ayağı eksik ve yetersizdir. Planlanan ihalenin mantığı teknolojik gelişmelere kapalı görünmektedir. RTÜK’teki mevcut ihale mantığı ile bugünkü teknoloji dondurulup, yayıncılar 10 yıl boyunca sabit bir tekniğe mahkum bırakılıyor. Yayıncıların gelişmekte olan daha yüksek teknolojideki yenilikleri “karasal ortamdan” kullanabilmelerinin önü kapatılıyor.

Şu sorulara RTÜK yönetiminin açıklık getirmesi gerekiyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ITU’nun Türkiye’ye tahsis etmediği frekanslar da ihaleye dahil edildi mi?

RTÜK’ün frekans planlama işini verdiği Gate Elektronik’in uluslararası tecrübeye sahip frekans planlama yazılımının yetkilisinin “Bu planlama yanlış” diyerek kendi şirketinin hazırladığı planlamaya imza atmaktan (sorumluluğu üstlenmekten)  imtina ettiği doğru mu?

RTÜK tarafından yapılan planlama stratejik bir anlayışla baştan aşağı yeniden gözden geçirilmeli. Burada belirtilenler doğru ise ihale ya iptal edilmeli veya yanlışlıklar giderildikten sonra yeniden ihale yapılmalı.

TV yayıncılığı, sadece teknik bir alan olmasının ötesinde stratejik bir öneme sahiptir. Bu sebeple TV yayıncılığının geleceğini belirleyen düzenlemeler, sadece RTÜK'ün teknik ve parasal kriterlerine bırakılmamalıdır. Mevcut duruma bakıldığında RTÜK yönetimi, karasal sayısal frekans ihalesini AB ve ITU kurallarının getirdiği teknik bir zorunluluk olarak görmekte, konunun siyasi, sosyal ve stratejik önemi göz ardı edilmektedir.

TV yayıncılığı, Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle artık sadece Türkiye halkını değil dolaylı da olsa yakın coğrafyadaki halklar başta olmak üzere tüm İslam ülkelerini etkileyecek bir etkiye kavuşmuştur. Böyle hassas bir konu planlanırken çok daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ihaleye sadece teknik bir mecburiyet ya da hiç yoktan gelecek güzel bir para nazarıyla bakmak son derece yanlış olur.

RTÜK tarafından yapılan bu ihale uygulandığı takdirde, medyada son yıllarda oluşmaya başlayan çoğulculuğa büyük bir darbe indirecektir.

Yapılacak ihalede bugün itibarıyla günlük reklam geliri 3 milyon TL olan kuruluşla, “ulusal lisans” tipine sahip, alt yapı harcamaları aynı ama gelir yönüyle çok çok zayıf olan TV, eşit şartlarda ihalede yarıştırılmaktadır. Yani mevcut durumları asimetrik ancak ihaleye giriş şartları eşittir. Böylece maddi yönden güçlü yayıncılar daha da güçlenecek, ortadakiler ciddi biçimde sarsılacak, zayıflar ise yok olacaktır.

İlk birkaç dizi kanalı dışında kalan kuruluşların tümü gününü kurtarma çabası içerisindeler. O nedenle bu TV kuruluşları dışında kalan ve genellikle zarar eden veya kar etmeyen kanalların ihaleye verecekleri her bir liranın finansmanı patronun yayıncılık dışındaki diğer gelirlerinden temin edilmesi gerekecektir. Bunlar için, “ne halleri varsa görsünler” diyecek miyiz?

İhaleyi ilk sıralarda kazanan kanalların bazılarının yurt dışına satılma ihtimali yüksektir. Bu nedenle ihaleye yüz milyonlarca TL bedel ödeyecek kuruluşların değil de birkaç milyon TL verebilecek kuruluşların durumu daha stratejik önemde ve hassas bir vaziyet arz etmektedir. TV yayıncılığında çoğulculuğu sağlamak için çok hassas olunması gerektiği kanaatindeyiz.

Sosyal ve stratejik açıdan hassasiyet gösterilmeden, sadece teknik bir mecburiyet ve parasal kaynak amacıyla yapılan bir planlama ülkenin medya sektörünü tümüyle ulusal hassasiyetlerden koparacak, sosyal alanı dolduran ve ülkenin manevi değerleri ile doğrudan ilişkili olan alanı belirsizliğe mahkum edebilecektir.

Hükümet bütün bunların ne kadar farkındadır bilemiyoruz. Ancak bu olumsuzluklar yakında iyice açığa çıktığında, olacakların siyasi sorumluluğu iktidarın üzerinde kalacak, bu işi yöneten bürokrasiyi ise hiç kimse hatırlamayacaktır.

Bizden RTÜK’e de hükümete de dostane olarak duyurulur.

 

Alper TAN

25.04.2013

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.