18 Ocak 2017 Çarşamba
  • Altın147,033
  • BIST82.363
  • Dolar3,7764
  • Euro4,0385
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6634
  • İstanbul8 °C
  • Ankara0 °C
  • İzmir7 °C
  • Konya-3 °C
  • Adana10 °C
  • Antalya9 °C
  • Diyarbakır-2 °C
  • Bursa7 °C
  • Kayseri-2 °C
  • Kocaeli6 °C
  • Şanlıurfa3 °C
  • Gaziantep2 °C
  • İçel11 °C
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI!
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
PKK'nın İnsani Faturası
15 Eylül 2009 15:37

Hükümetin geçen ay açıkladığı demokratik açılım projesi çerçevesinde Kürt sorunu ve PKK terörü tartışılmaya devam ediyor. Fakat tartışmalar çoğu zaman istatistiki ve bilimsel veriler dahilinde değil duygusal veya hamasi çerçevede gelişiyor. Zaten Türkiye’nin en temel problemlerinden biri bu. Araştırmadan, düşünmeden ve sadece sistemin enjekte ettiği ezberler üzerinden kanaat sahibi olmak. Sonra da halkın kutuplaşması. Ardından da ülkenin temel meselelerinin çözümsüzlüğe mahkum olması.

 

Siyasetçiler için bu tür kutuplaşmalar üzerinden oy devşirmek en kolay yol oluyor. Halk için önemli bir fayda sağlamadan toplumu kışkırtıp toplanan oylara sığınıp zihinleri manipüle etmek. Demokratik açılım sürecinde de aynı manzara yaşanıyor.

 

Kendilerini memleketin esas sahibi sayan bazılarımız, temel konulara çözüm için arayış içinde olanları, işbirlikçi olmakla itham ederek ülkede gelişen her olumlu konuya bir yabancı cübbesi giydirip toplum nazarında tukaka etmeye çalışıyor. Sorulması gereken şu: Eğer maksat milliyetçilik yapmaksa “slogan milliyetçiliği” mi yapacağız, yoksa gerçek milliyetçilik mi?  

 

Cumhuriyet boyunca dağlara taşlara “Ne mutlu Türküm diyene” sloganı yazarak biz Türkler ne kadar mutlu olduk. Bu sloganlar ülkeyi ne kadar kalkındırdı. Ve biz dağlara yamaçlara yazdığımız bu sloganlar sayesinde Türk olmayan kaç kişiyi Türklüğe kazandırdık. Türk olmayan vatandaşlarımızdan kaç tanesi Türklük insana mutluluk veriyormuş diyerek kendi öz milliyetinden vazgeçti. Türk’ün Türk’e propagandasından öte anlam taşımayan ve halkın ayrışmasını tetikleyen, ayrımcılık içeren sloganların Türkiye’ye faydası mı oldu, zararı mı?

 

Şimdi artık Türklüğün ne kadar güzel bir şey olduğunu sloganlarla değil tavır ve davranışlarımızla gösterme zamanı geldi ve geçiyor bile. Üç kıtaya yüzyıllarca hükmetmesiyle övündüğümüz atalarımız, milletinin ve devletinin üstünlüğünü sloganlarla değil sahip olduğu topraklarda yaşayan halklara gösterdiği adil tavır ve sevgi medeniyeti ile gösterdi. Elinde tuttuğu toprakların coğrafi ve beşeri gerçeklerini göz ardı etmedi. Güç kullanarak değil yönetimde adaleti gözeterek tutundu. Ama mecbur kaldığı durumlarda da elbette güç kullanmaktan çekinmedi.

 

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sloganını da yıllarca kullandık. Bu söz aslında kendimiz dışında herkesi düşman ilan etmekten başka bir şey değildi. Kendimizi dünyadan tecrit etmeye yarıyordu sadece. Her tarafımız düşmanla çevrildiği inancı hakim olunca da varımızı yoğumuzu silaha yatırıp dünyanın en kalabalık ordusunu donatmamız gerekiyordu. Bunun doğal sonucu olarak da siyasetçilerden ziyade orduya güvenmek ve ona sırtımızı dayamak icap ediyordu. Öyle de oldu. Netice ortada. 89 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nde üç okkalı darbe, açık veya gizli sayısız muhtıra ve darbe teşebbüsü, askeri vesayet altında bir siyaset ve bölgesinde etkisiz bir devlet.

 

Şimdi bütün bunlar yeni baştan sorgulanıyor. Devlet, kendini yeniliyor. Hasta organlarını tedavi ediyor. Zihniyetini, tarihi köklerine uygun olarak yeniden yapılandırıyor. Gerçeklerden gözünü çevirmiyor.

 

Yaşanan bazı gerçekleri ifade etmek ve bunun üzerinde düşünmek gerekiyor. 1 Eylül 2009 tarihinde yayınlanan “Demokratik Açılım ABD Projesi mi?” başlıklı yazımda Milli Savunma Bakanlığı’nın verilerine göre en çok şehit veren illeri vermiştim. Birinci sırada Şırnak, ikinci sırada İstanbul ve üçüncü sırada da Hakkari’nin geldiğini belirtmiştim. Şırnak’lı ve Hakkari’li şehitleri tekrar hatırlatıyorum. Ve yeni rakamlar veriyorum. Lütfen üzerinde aklıselimle yeniden düşünelim..

 

Güneydoğu ve doğuda Kürt vatandaşlarımızın yaygın olarak yaşadığı 17 vilayetin toplam nüfusu yaklaşık 10 milyon. Bu 17 vilayetin PKK terörüne verdiği şehit sayısı toplamda 2 200’ü geçiyor. Yani ülke nüfusunun yedide birini oluşturan bölge Milli Savunma Bakanlığı’na göre ülkede PKK terörüne verilen şehitlerin dörtte birinden fazlasını vermiş. Tablo ortada.

 

12,5 milyon nüfusuyla İstanbul PKK teröründe 284 şehit vermiş. Nüfusa oranladığımızda İstanbul’da her 44 000 nüfusa bir şehit düşüyor. Şırnak 429 000 il nüfusuyla 335 şehit vermiş. Sayısal olarak en çok şehit veren il. Her 1 284 nüfusa bir şehit düşüyor. Gelelim Hakkari’ye. Hakkari il nüfusu 259 000. Hakkari’li şehit sayısı 264. yani Hakkari’de oran binin altına iniyor. Her 977 nüfusa bir şehit düşüyor. Bu rakam diyor ki, Hakkari’de her bin kişiden biri bu melun PKK teröründe şehit olmuş. Yani şehit sayısı yönüyle Hakkari, İstanbul’dan 44 kat daha mağdur. Şırnak da 34 kat daha mağdur. Güneydoğu illerinde PKK teröristi olarak dağa çıkıp çatışmalarda öldürülen Kürt çocuklarını da hesaba kattığınız zaman bölgede bu çatışma ortamından etkilenmeyen aile kalmamış durumda.

 

Bu tablo gösteriyor ki Türk’üyle Kürt’üyle ülke çapında büyük bir sosyal rehabilitasyona ihtiyacımız var. Bağırıp çağırmaya değil, karşılıklı olarak bağışlayıcı bir tavra ihtiyacımız var. Kardeşliği kuvvetlendirecek adımlara ağırlık vermemiz gerekiyor. Aksi halde, güneydoğuda yaygın olmasında utanç duyduğumuz ve bitmesini istediğimiz kan davasının ülke çapında yayılmasına sebep olmuş olacağız.

 

Kürt sorunu da PKK sorunu da, aslında Türkiye’nin komşularını da ilgilendiren bir bölge sorunu. Irak başta olmak üzere İran ve Suriye’yi de ilgilendiriyor. Ankara bunun farkında. O sebeple top yekun bir planlama yapılıyor. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad bunun ilk işaretini verdi. PKK bünyesinde 1 500 Suriye’linin de bulunduğunu, bunları ülkeye kabul ederek affedeceklerini söylüyor. Irak yönetimi ve kuzeydeki Barzani idaresi de bu problemin çözümü için ciddi destek veriyor. Şimdi oralardan da olumlu karşılıklar gelebilir.

 

Kısacası PKK için çember hızla daralıyor. Yolun sonundalar. Bizler Türkiye’yi büyütmek ve tüm vatandaşlarıyla birlikte “mutlu” olmak istiyorsak birbirimize kenetlenmek zorundayız. Ancak o zaman huzurlu olabiliriz. Gerçekten bu ülkeyi seviyorsak Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin kalpleri yumuşattığı rahmet ikliminde bir kere daha düşünelim.

 

Alper TAN

15.09.2009  

 

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
MHP VE CHP NİN OKUMASINI İSTERİM AMA... NERDEEEE
 // Veysel Kahraman
Sayın Alper bey. Allah senden razı olsun.çok harika anlatmışsın ama bunu anlayamayacak kadar kutuplaşmış okadar insanımız varki. özelkile mhp ve chp liler.Allah onlara akıl fikir versin....
16 Eylül 2009 15:43