YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
PKK ve BDP ne yapmak istiyor?
14 Ağustos 2010 18:19

Halkın taleplerinden gücünü alan değişim rüzgarı yeni bir evreye giriyor. Bu rüzgara karşı tükürenler, Don Kişot gibi yel değirmenlerine karşı savaşanlar, yalan rüzgarındaki gibi her gün değişen tutarsız siyasi söylemler sıradanlaşmış durumda. Bu değişim sürecinde kimin ne mal olduğu artık daha açık ve kolay anlaşılır oldu. Foyası ortaya çıkanlardan birisi de PKK ve onun siyasi uzantısı olan partilerdir.

 

PKK ve bu terör örgütünün siyasi uzantısı olan siyasi partiler şimdiye kadar sürekli olarak yasakçı statükonun gayri insani uygulamalarından beslendiler. Bir taraftan bu duruma karşılarmış gibi konuştular öbür taraftan o yasakçı düzenin sahipleri ile işbirliği yaptılar. Bunlar, konuşmalarında karşı çıktıkları halk düşmanı derin devlete fiilen ve düzenli destek verdiler. Bu konuda sayısız örnekler sıralamak mümkün.

 

En bariz ve dramatik örneklerden biri 1994’te yaşandı. O dönemin hükümet ortakları, akan kanın durdurulması için karar aşamasına gelmişlerken, hükümet birçok radikal adımları bile atma kararlılığına yaklaşmışken her şeyi ters yüz eden bir gelişme yaşandı. Derin yapı, taşeron örgütünü harekete geçirdi. PKK, Bingöl’de 33 askerimizi katletti. Böyle bir ortamda Kürt sorununa dair önemli adımların atılması PKK’ya taviz gibi anlaşılacağı için tüm niyetler geçersiz kaldı. Kürt sorunu devam etti. Kürt sorunundan beslenen PKK’da güçlendi. Devletin içinde ve siyaset üzerinde egemen olan silahlı güçlerin bünyesinde yer alan ve ülkedeki gerilim ve çatışma ortamından sermaye tutan kesimler ile PKK işbirliği ve güç birliği içinde palazlandılar.

 

Faili meçhuller zirve yaptı. Susurluk düzeni kuvvetlendi. 28 Şubat darbecileri örgütlenmelerini pekiştirdiler. 1997’de Türkiye 27 Mayıs ve 12 Eylül’den daha ağır, faturası daha yüksek bir darbe yaşadı. Bir yerlerde 11 binden fazla insanımızın infazı planlandı. Bunların dört bine yakınının infaz edildiği ve 1990’dan günümüze kadar yaşanan 17 500’den fazla faili meçhul cinayetler içinde yerini aldığı belirtiliyor. Bu yönü göz önüne alındığında 28 Şubat darbesinin Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan darbelerin en kanlısı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Ayrıca daha önceki darbeler sırasında olduğu gibi çok sayıda insanımız yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Sadece 28 Şubat darbesinin ülkeye verdiği ekonomik zararın faturasının 57 Milyar Dolar’dan fazla olduğunu unutmamak gerekir. Katledilen insanların oluşturduğu kaybınsa hiçbir telafisi yok. Türkiye’de yaşanan 2000-2001 krizlerinin temelinde de yine aynı zihniyet vardı. Gerçekleşen siyasi krizleri, halkın yaşadığı sosyal bunalımları ve ülkede oluşan moral kaybını henüz hesaba katmadık.

 

BDP’nin selefini oluşturan DTP ve öncesindeki, aynı çizgide yer alan siyasi partiler, devletin parti kapatmasından sürekli şikayet ediyorlardı. Partilerin kapatılmasının yanlış olduğunu savunuyorlardı. Bu, doğru bir söylemdi ve ülkede parti kapatmakla hiçbir yere varılmadığı zaten ortadaydı. Bu konuda anayasa değişikliği yapılması gerekiyordu. Nitekim aynı konudan muzdarip olan diğer siyasi kurum olan iktidar partisi bu konuda adım atmak istedi. Gelin hep beraber parti kapatmaya neden olan Anayasa maddesini değiştirelim dedi. Taslak Meclis’te oylandı. BDP Meclis’i boykot etti. Oylama yapıldı ve değişiklik teklifi yeterli sayıda oy alamadığı için geçmedi. Parti kapatılmasına kaynaklık eden madde yürürlükte kaldı. BDP’li vekiller destek verse bundan sonra partileri kapatılma korkusu yaşamayacaktı. Ama destek vermediler.

 

Neden destek vermediler? Ergenekon’la işbirliği içinde olan Abdullah Öcalan, BDP’nin Anayasa değişikliğine destek vermesini önledi. Ergenekon’un gönüllü avukatı CHP üst yönetimi, mevcut sistemin parçası olan MHP üst yönetimi, PKK-BDP yönetimi ile aynı çizgide hareket etti. Ergenekon teşkilatı ile onların TSK içindeki darbeci ve cuntacı yapılanmalar böyle olmasını istiyorlardı.

 

Mümkün olsa değişiklik paketinin Meclis’teki aşamalardan geçmesi engellenecekti. Bunu beceremediler. Bu konuda rol verdikleri CHP lideri Deniz Baykal’ın performansı onları tatmin etmediği için ilk iş olarak bir kaset komplosu ile onu harcadılar.

 

Sözüm ona demokrasi talep eden BDP şimdi demokrasinin en temel unsurlarından olan seçme hakkını kullanmama konusunda Kürt vatandaşlarımız üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışıyor. Bu hareketi ile BDP Ergenekon’un emrinde olduğunu bir kere daha göstermiş oluyor. Anayasanın değişmesini Ergenekoncular da istemiyor BDP ve PKK da istemiyor. BDP üst yönetimi aslında sandıktan “Hayır” çıkmasını ve 12 Eylül düzeninin devamını istiyor. Çünkü BDP’nin varlık sebebi zaten Kürt sorununun çözümü değil, ülkeden sökülmeye çalışılan “Derin düzen’in” devamını sağlamak. Eğer BDP’ye oy veren insanlar serbest bırakılsalar Anayasa değişikliğine “Evet” diyecekler. “Evet” denilmesinin önüne geçmek amacıyla BDP, Ergenekon’un telkiniyle halkın oy kullanmasını engellemek için “Boykot” uygulamaya çalışıyor.

 

Bu boykot, Kürt sorununun çözümüne hiçbir katkı sağlamayacaktır. Sadece çözümsüzlüğe hizmet edecek bir tavırdır. Zaten BDP’nin seçmen tabanında da onların beklediği karşılığı bulmamaktadır. Ülkede var olan sorunların çözümünü samimi olarak isteyen her vatandaşımızın bu paketle nelerin değişeceğini iyi araştırması ve ona göre karar vermesi gerekir. PKK ve BDP, Kürt sorununun çözümünü ve demokrasiyi gerçekten istiyorsa silahları susturmaları gerekir. Silahla demokrasi olmaz. Silahla demokrasi maganda kurşunlarıyla kana bulanan aşiret düğününe dönüşür. Zaten öyle de oluyor.

 

Demokrasiye, sivilleşmeye, özgürlüğe “Evet” demeden, haktan hukuktan söz etmenin bir anlamı yok. Bu konuda “Hayır” demenin ülkeye hiçbir hayrı da yok. “Hayır” demek sadece Ergenekon’u mutlu edecektir. Derin düzeni isteyenleri memnun edecektir.

 

Alper TAN

14.08.2010    

Yazarın Önceki Yazıları
Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Ne yazıkki!
 // ayşemut
Yazı çok güzel ama kanala televizyonunu 2 tane çanak olmasına rağmen 2 aydır hiç seyredemiyorum kanala bidirdiğim halde hiçbir cevap alamadım.Oturumlarınızı Alper Tanın yorumlarını zevkle izliyordum.Ayrıca biraz geç oldu ama sayın Tana geçirdiği kazadan dolayı geçmiş olsun der Allah sağlıklı uzun ömürler versin çünkü siz ve sizin gibi olanlar bu millette çok lazım.İyiki varsınız....
02 Eylül 2010 17:35
TEK KELİMEYLE HARİKA BİR YAZI
 // MEHMET PEKMEZ
DEVAMINI SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ İZLEYİCİ KÖŞESİNE BİLDİRDİM LÜTFEN TAKİP Çİ OLURSANIZ SEVİNİRİM K.ÇEKMECEDE KANAL A YAININI ANTEN DEN İZLEYEMİYORUZ YİNE BOZULDU LÜTFEN BİRAN ÖNCE DÜZELMESİNİ RİCA EDİYORUM MALUM REFERANDUM YAZILARINIZI BİZİM GİBİ TAKİP EDEMEYENLERE AKIŞIY...
24 Ağustos 2010 23:14
teşekurler
 // hamza calhan
çok güzel bir değerlendirme elinize ağzınıza sağlık sayın tan...
23 Ağustos 2010 13:46