YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
PKK devlet memuru!
31 Aralık 2010 11:19

Demokratik Toplum Kongresi isimli yapının 18-19 Aralık tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlediği toplantıda “Demokratik özerklik” talebi tartışmaya açıldı. O günden beri bu konuda sert tartışmalar oluyor. BDP’lilerin, TBMM genel kurulunda Kürtçe konuşma yapmaları ve bundan sonra her alanda Kürtçe konuşacaklarını söylemelerinden sonra Genelkurmay Başkanlığı da, üzerine vazife olmadığı halde işgüzar bir açıklama yayınladı.

BDP’nin selefi olan parti DTP, devletin resmi yayın organı TRT’nin kesintisiz Kütçe yayın yapmaya başlaması üzerine, memnun olması gerekirken aksine rahatsız olmuş ve parti grup toplantısında Kürtçe konuşmalar yapılarak belli odakları kışkırtmaya dönük bir girişimde bulunulmuştu. Yine, aynı DTP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmasından sonra, karar günü yaklaştığında DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Hadi partimizi bir an evvel kapatın” dercesine provokatif açıklamalar yapmıştı. Zaten parti de kapatıldı. Bir siyasetçinin her zaman doğru söylemesi gerekir. Söylenen şeylerin doğruluğu kadar, yeri ve zamanının da doğru olması çok önemli. Yöntem ve üslup da öyle..

DTK (Demokratik Toplum Kongresi) her ne kadar Doğu ve Güneydoğu’daki çeşitli kesimleri içinde bulundursa da PKK ve onun siyasi uzantılarının etkisi altında bir yapı. DTK ve BDP elinde silahla terör yapanları savunduğu müddetçe “Barış” ve “Demokrasi” adına söyledikleri inandırıcı olmayacaktır. Ama bu durum, devletin bu güne kadar, içinde Kürtlerin de olduğu vatandaşlarına yaptığı zulüm, haksızlık, adaletsizlik, tanımama, yok sayma, reddetme gibi günahlarını ortadan kaldırmıyor.

PKK ve onun çeşitli uzantıları aslında doğru olan bazı hakları, yanlış yöntemlerle talep ediyorlar. Kendileri hak talebinde bulunurken on yıllardır zaten devletin yaptığı zulüm ve adaletsizlikleri de bizzat tekrarlıyorlar. Böylece “sözde” haklarını savundukları Kürtlere, katmerli bir ihanette bulunmuş oluyorlar. PKK, yaptığı eylemlerle, o bölgeye okul yapılmasını, yol getirilmesini, fabrika açılmasını, bölgenin gelişmesini engelledi. Öğretmen öldürdü, imam öldürdü, sivil Kürtleri bile katletti. Üstelik bütün bunları “Kürtler için” yapmış gibi gösterdi. Tıpkı devletin, Türkler için deyip Türkleri ezmesi ve ayrıştırması gibi..

Gelelim “Demokratik Özerklik” taleplerine. DTK ve BDP’nin çeşitli talepleri var. Demokratik özerklik, öz savunma gücü, Kürtçenin kullanımı, kültürel haklar vs. Kültürel hakların sağlanması konusunda ülkede zaten önemli bir itiraz görünmüyor. Kürtçenin okullarda seçmeli ders olarak öğretilmesi konusunda bazı itirazlar olsa da bunun bir şekilde çözülebileceği anlaşılıyor. Çözülmeli de.. Resmi dil dışında Kürtçenin her alanda kullanılmasının önünde ise fazla bir engel kalmadı. Devletin resmi yayın organı her gün 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Kürtçe müzik serbest zaten. Herkesin ana dilini konuşması konusunda bir engel de yok. Sadece bir mahkemede anadilde savunma ve konuşma konusunda bir sıkıntı yaşandı. Bunun da aşılacağına inanıyorum.

PKK’yı resmi kuvvet haline getirmek veya “Özsavunma gücü”:

PKK’lıların silah bırakıp, örgütün tasfiye edilmesi sürecinde hızlı ve olumlu gelişmeler yaşanıyor. Örgütün silahlı eylemi terk etmesi konusunda Abdullah Öcalan’ın da verdiği olumlu mesajlar var. Öz savunma gücü taleplerine gelince. Bu talepte bulunanların amacının, terörü bırakacak olan PKK’lı teröristlerin, devletin çatısı altında maaşlı, resmi bir güç haline dönüştürülmesi olduğu anlaşılıyor. Ve bu gücün, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu bölgesinde istihdamı düşünülüyor. Böylece PKK’nın siyasi uzantıları, PKK silah bıraktıktan sonra da bu gücün gölgesi altında siyaset yapmaya devam etmiş olacaklar. Hem güneydoğu bölgesi hem de ülkenin tamamı yine bu gücün tehdidi altında olacak.

Bu durum teröristlerin devlet memuru yapılması anlamına geliyor. Bu “Öz savunma gücü”nün en fazla tehdit edeceği kesim ise yine Kürtler olacak. Neden mi? Kürt nüfusun siyasi tercihlerine baktığımızda sadece % 20 veya % 25’i ancak BDP siyasetini destekliyor. Kürt toplumun sadece % 20’sini temsil eden bir oluşumun tüm Kürtleri yönetmeye kalkışması ve bunu tamamen kendi kontrolünde bir silahlı gücün gölgesinde yapması en başta Kürtler açısından vahim sonuçlar doğurur. Bu, bölgedeki büyük çoğunluğun, Marksist ideolojiye sahip bir Kürt azınlık tarafından ezilmesi demektir. Tıpkı Saddam Hüseyin’in Baas rejimi gibi. Hatta ondan da tehlikeli. Dolayısıyla “Öz savunma gücü”nü, bırakın Türkiye’nin kabul etmesini en başta Kürtlerin büyük ekseriyeti reddedecektir. Böyle bir talepte ısrar edenler Kürt sorununun çözümünü istemeyenlerdir.

Ancak konu silah bırakacak PKK mensuplarının bundan sonra ne yapacakları ise, buna devlet başta olmak üzere herkesin kafa yorması gerekir. Silah bırakıp dağdan inenlerin rehabilitasyonu, topluma uyum sağlaması ve kirli işlere bir daha bulaşmaması için nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiği konusunda düşünce kuruluşlarının da çözüm üretmesi gerekir. Bu konuda özellikle ilk planda en ideal çözüm yurt dışında yani Irak sınırları içinde tutulmaları, belli bir rehabilitasyon dönemi ve Türkiye’nin normalleşmesinden sonra da isteyenlerin Türkiye’ye dönmeleri. Tabi bizzat teröre bulaşanlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmakta gerekir.

Çözüm için ne yapılabilir?

Demokratik özerklik konusundaki tüm eleştirilere rağmen bu süreç yine de olumlu bir süreç. Çünkü, en başta silahların değil insanların konuşuyor olmaları önemli bir gelişme. Demokratik ülkelerde en uç görüşler ve teklifler bile tartışılabilir. Bu bir tartışmadır. Tartışmayı kavgaya dönüştürmeden yapmalıyız. Bir an evvel hep birlikte, etnik ve ideolojik anlayıştan arındırılmış bir anayasa yapılmalı. Kürt sorununu, terör meselesini çözelim derken ülkenin başına yeni sorunlar çıkaracak yaklaşımlardan uzak durulmalı. Kürt sorunu çözülürken toplumun diğer kesimleri huzursuz edilmemeli. Terör gazileri ve şehit aileleri çözüm sürecine dahil edilmeli ve rencide edilmemeli. Çözüm süreci daha fazla sürüncemede bırakılmamalı. Yapılabilecek işler bir an evvel hayata geçirilmeli. Hükümetin ağırdan aldığı konular olmamalı. Muhalefet daha sorumlu davranmalı ve partiler, çözüm sürecini seçim kampanyalarına alet etmemeli.

PKK, KCK, DTK ve BDP gibi oluşumlar eğer gerçekten çözüm arzu ediyorlarsa onlar da yapıcı davranmalılar. Tahrik edici ve zorlaştırıcı üslubu terk etmeliler. Devletin yönetim yapısında bir değişiklik olacaksa (ki sadece Kürt meselesinden değil, hantal idare anlayışından dolayı kaçınılmaz olarak gerekiyor) sadece bir bölgede ve etnik hesaplarla değil tüm Türkiye’de yapılmalı. Ayrımcı yaklaşımlar sorunu bitirmez, yeni sıkıntılar doğurur. Üretilecek çözümlerde sadece Kürtlerin ve Türklerin memnuniyeti değil, halkın tüm kesimlerinin memnuniyeti hedeflenmeli.

BDP gerçekten “barış ve demokrasi” istiyor mu? Önümüzdeki süreçte bu konuları çok net test etme imkanımız olacak. Umarız derin odakların değirmenine su taşımaya devam etmezler.

Alper TAN
29.12.2010

 

Yazarın Önceki Yazıları
Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
çok aşırı iymser düşünmeyin
 // veliahtprens
Degerli Alper bey düşüncelerinize katılmakla birlikte,bizim ülkemizde siyasi partilerin özellikle muhalefetin sorunun çözümünden çok istismarından yana oldukları kanısındayım.Muhalefet yapmayı ak'a kara demek oldugunu zannetmekten ileri henüz gecemediler.Bu muhalefete sorun cözmek istedigini söyleyen fakat ırkcılık yapmaktan öte gitmeyen BDPde dahildir.Allah gercekten PKK meselesini çözmek,bu vatanı bir beladan kurtarmak için çalışanların yardımcısı olsun....
16 Ocak 2011 13:23