YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ortadoğu'da krizden fırsat çıkarmak
17 Ocak 2011 13:49

11 Eylül 2001’de bir CIA kurgusu sayesinde İkiz Kuleler’e saldırı ile 21. asrı, sadece kendilerinin söz sahibi oldukları bir Amerikan yüzyılı yapmak üzere hemen harekete geçmişlerdi. 11 Eylül saldırısını bahane ederek önce Afganistan’ı hemen arkasından da Irak’ı işgal ettiler. Bu işgalleri, bizzat ABD Başkanı Bush’un ağzından “Haçlı Seferi” olarak açıkladılar.

İşgaller Afganistan ve Irak’la sınırlı kalmayacaktı. Suriye, İran ve devamında tüm “Genişletilmiş” Ortadoğu yeni baştan dizayn edilecekti. Bu bölgede gevşeyen ve Batı kontrolünden çıkarak halka geçme ihtimali gelişen iktidarlar çeşitli yöntemlerle yine “yeniden” Batı ekseninde kurgulanacak, ancak yeni yönetimler biraz süs, biraz makyajla sözümona “halk iktidarları” olacaktı. Bazı ülkeler savaşla bazıları da başka yöntemlerle operasyona tabi olacaklardı. Ukrayna ve Gürcistan gibi Hıristiyan ülkeler de “renkli devrimleri” Müslüman ülkelerde “savaşı” tercih ettiler.

Dünyada gelişen iletişim ve yayın teknolojileri sayesinde gizliliğini uzun süre devam ettiremeyen sırlar ortalığa dökülmeye başladı. 11 Eylül saldırılılarının ABD içinden kurgulandığına dair yüzlerce delil var artık. Ayrıca “Büyük Ortadoğu Projesi”ni hayata geçirmek için söylenen yalanlar ve atılan iftiralar, oluşturulan sahte belgeler de ayyuka çıkmış durumda.

Bush’tan sonra görevi devralan Barack Obama’nın Müslüman ülkelere karşı yumuşak bir tavır sergilemesi ve bu ülkelerle işbirliği yapma çabalarının da ABD’deki Neocon akımı ve müttefiklerini rahatsız ettiği anlaşılıyor. ABD’nin Neocon kanadı, bunların Batılı müttefikleri ve İsrail, 2010 yılının Aralık ayında deşifre ettikleri ABD Dışişleri Bakanlığı kriptoları ile yeni bir süreç başlattılar. Ortadoğu’da bugün yaşananların düğmesine Wikileaks’ın kripto yayınları ile basıldığı söylenebilir. 

Kendi halkları ile aralarındaki ilişki, sömürge valisi ile sömürülen halk arasındaki ilişki gibi olan Ortadoğu’daki ülke yönetimleri, zaten Batının desteği ve kurdukları ceberut sistemle ayakta duruyordu. Bu idarelerin bel bağladıkları Batı ülkeleri şimdi onları yalnız bırakmakla kalmadı. Bir de aralarına “fitne” soktu. Bu fitne Wikileaks yayınlarıyla sokuldu. Kendi halkları ile zaten büyük sıkıntıları bulunan despot yönetimlerin deşifre olan foyaları ile durumları daha da zorlaştı.

Tunus’un başındaki 23 yıllık despot Zeynelabidin Bin Ali, halk hareketine dayanamadı ve kaçtı. Kaçmak için ilk olarak “Efendisi” Fransa’nın kapısını çaldı. Kapı açılmadı. Telefonlar “meşgul” çaldı. Fransa, Batının klasik tavrını gösterdi. Yani anında “satış” pozisyonu. Bu aynı zamanda kaderin cilvesi. Bütün Firavunların, tiranların, zalimlerin, despotların akıbeti..

30 yıldan beri halka rağmen Mısır’a musallat olmuş Hüsnü Mübarek, benzer şekilde Libya’nın başında olan Muammer Kaddafi, Fas ve Cezayir yönetimleri de sallanıyor. Sırça köşkleri, fildişi kuleleri ve muhteşem sarayları halk korkusu ve endişe sarmış durumda. Ürdün’de, Suudi Arabistan’da alarm zilleri çalıyor.

Lübnan ise başka bir krizle karşı karşıya.. Bir Mossad operasyonuna kurban gitmiş olan eski başbakan Refik Hariri’nin ölümüyle ülkede ve bölgede zaten bir operasyon yapılmıştı. Hariri suikastını araştıran BM raporunda yer alan gerçek dışı ithamlar gündeme getirilerek şimdi yeni bir operasyon daha yapılmak isteniyor. Refik Hariri’nin oğlu, Lübnan’ın şimdiki Başbakanı Saad Hariri, genç ve tecrübesiz olmasının da etkisi ile bir bakıma oyuna geliyor. Hizbullah ve arkasındaki destekçisi İran ise anlaşılması güç bir tavırla kendi hasımlarının işlerini kolaylaştıracak bir siyaset takip ediyorlar. Lübnan’da ittifak hükümetinin bozulması Lübnan’ı memnun ve mutlu etmez. Ama İsrail’i çok sevindirir.

Türkiye Hariri suikastıyla ilgili BM raporunun Lübnan’daki taraflarca reddedilmesini istiyor. Bunun yerine, Türkiye, Suriye, İran, Suudi Arabistan, BM temsilcileri ile Hizbullah’ın ve Hariri ailesinin de içinde yer alacağı başka bir komisyon tarafından araştırılmasını öneriyor.

Sudan’da Güney bölgesinin ayrılmasıyla ilgili plebisit sonuçları Şubat ayında açıklanacak. Bölünmeye kesin gözüyle bakılıyor. Ama bölünme sonrasında da ülkede savaşın durmayacağı tahmin ediliyor.

Suudi Arabistan’da yaşlı ve ağır hasta olan Kral Abdullah sonrası ise sıkıntılı günler gelebilir. İran’daki Ahmedinecat yönetimi zayıflıyor, dini liderin gücü azalıyor. ABD’nin başı çektiği bazı Batılı ülkeler ise Yemen’i karıştırmak ve Güney Sudan gibi bir noktaya getirmek istiyorlar.

Kısacası BOP’u hayata geçiremeyen ABD ve müttefikleri, Ortadoğu bize yar olmayacaksa başkalarına da yar olmasın mantığı içinde bölgeyi kaosa ve krize sürüklemek istiyor. ABD ve Batı’nın bir amacı da son zamanlarda iyice yalnızlaşmış ve sıkışmış olan İsrail’i rahatlatmak. Bu bölgede hüküm sürmekte olan monarşik veya despot yönetimlerin düşmesi bir kayıp değil. Ama yıkım işini kimin planladığı ve sonrasında neler olacağını iyi araştırmak ve mümkünse, halklar yararına planlamak gerekiyor.

Son on yılda ABD ve Batı’nın bölgedeki tüm planları sonuçsuz kaldı. Bunda bölge ülkelerinin dayanışması ve Türkiye’nin tutumu önemli. Söz konusu dayanışma ve ittifakların gelişerek devem etmesi halinde bölgeye müdahale yabancı güçlerin girişimlerinden bile hayırlı sonuçlar çıkarmak mümkün. Bu krizleri bölge halkları yararına hayırlı fırsatlara dönüştürebilmeliyiz.

Alper TAN
17.01.2011

 

Yazarın Önceki Yazıları
Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.