YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ortadoğu'da dip dalga derin değişim
22 Şubat 2011 17:27

Bir kaç yıl öncesine kadar metal fırtınadan söz ediliyordu. Bunun üzerine kitaplar yazılıyor, yorumlar yapılıyordu. Sovyetler’in dağılmasından sonra Dünyanın tek küresel gücü olan ABD her yerde terör estiriyordu. 21. yüzyılı Amerikan asrı yapmak için büyük projeler hazırlamışlardı. Teknolojinin en son ürünü silahlar, uzay teknolojileri, inanılmaz istihbarat yöntemleri, görüntüleme sistemleri, para, güç ve maddi üstünlük. Hatta nükleer silah teknolojileri..

2011’e girerken öyle bir fırtına başladı ki kısa sürede kasırgaya, hortuma dönüştü. Hiçbir teknolojinin hiçbir ordunun, hiçbir tiranın karşı koyamayacağı rakipsiz bir silah oldu. İşte hiç beklenmeyen bir zamanda çıkan bu fırtına, halk ayaklanmaları. ABD ve İsrail derin güçlerinin WikiLeaks ifşaatları ile oluşturmaya çalıştıkları “kontrollü istikrarsızlık” provokasyonları artık kontrolden çıktı. Batının ve diğer hakim güçlerin kontrol edemediği halk ayaklanmalarına dönüştü. Ortadoğu’daki bazı yönetimleri sarsmak ve daha fazla taviz koparmak için yapılan tahrikler, şimdi yapanları da tehdit eden bir noktaya ulaştı. Batı’nın ve İsrail’in en önemli iki destekçisi Tunus ve Mısır yönetimleri ardı ardına düştü. Halk ayaklanmaları Ortadoğu’nun her yerinde kaynıyor ve hızlı bir şekilde yayılıyor..

Zeynelabidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek’ten sonra Libya’nın 42 yıllık diktatörü Muammer Kaddafi de topun ağzında. Türkiye vatandaşlarının Libya’da yaklaşık 25 milyar Dolarlık bir iş hacmi var. Bu ülkede 30 bin civarında Türkiye vatandaşı bulunuyor.

Halk ayaklanmalarının başlamasından bu yana 2000’in üzerinde Libya vatandaşının öldüğü, ancak ölü sayısının Kaddafi yönetimi tarafından gizlendiği belirtiliyor. Olaylar sırasında Kaddafi muhaliflerinin de yönetim taraftarı polis ve diğer devlet görevlilerinden yaklaşık 70 kişiyi meydanlarda asarak öldürdükleri ifade ediliyor. Ayaklanma sırasında halkın esas hedefi yönetimi devirmek. Ancak bu karışıklık sırasında kişisel amaçlarla yağma, talan, hırsızlık ve gasp yapanlar da oldu. Türklerin şantiyelerine ve işyerlerine verilen zararlar ve talan bunun sonucu..

Libya’da kişi başı ortalama milli gelir 9 bin Dolar olmasına rağmen milli gelirin adil bir şekilde dağılmamasından dolayı günde 1 Doları bile bulamayan açlık ve sefalet içinde yaşamaya çalışan insanlar da var.

ABD, bir taraftan Kaddafi yönetimine, muhaliflere karşı şiddet kullanmama çağrısı yaparken diğer taraftan CIA ve Mossad birimleri Kaddafi yönetimine destek oluyor ve şiddeti tırmandırıyorlar.

7 milyon nüfusu olan Libya’da 24 bin asker var. Ancak ordunun dışında Kaddafi’ye bağlı 50 bin civarında özel kuvvet bulunuyor. Bu 50 bin özel kuvvetin yaklaşık yarısı Muammer Kaddafi’nin aşireti ve öteki Libyalılardan meydana gelirken diğer yarısı Afrika ülkelerinden getirilen maaşlı güvenlik görevlilerinden oluşuyor. Libya’da Kaddafi yönetimine karşı güçlü bir halk ayaklanması mevcut olmakla beraber 42 yıllık Kaddafi rejiminden beslenen önemli bir kitle ve güçlü kalabalık bir Kaddafi aşireti de bulunuyor. Ayrıca Tunus’daki Bin Ali ve Mısır’daki Mübarek yönetimlerine nazaran Kaddafi’nin ayaklanan halka karşı son derece gaddar ve acımasız bir karşılık verdiği de ortada. Ayaklanan halkı ezmek için ordudan ziyade Kaddafi’nin, özel kuvvetleri kullanılıyor.

Çünkü Libya’da ordu yönetiminin genel eğilimi halka karşı silah kullanmama yönünde. Hatta ordu yönetiminin Kaddafi’yi teslim alma, eğer direnirse öldürme kararı aldığı da güvenilir kaynaklardan gelen bilgiler arasında.

Kaddafi’nin fazla direnme şansı yok. Ancak Libya’da halkın amacına ulaşmasının faturası Tunus ve Mısır’a göre daha ağır olabilir. Bunun bir sebebi Kaddafi ailesinin acımasız ve gaddar oluşu. Diğer önemli bir sebebi 7 milyon nüfusu olan bu küçük ülkede her şeye rağmen Kaddafi’nin kalabalık aşiretinden gelen kısmi bir halk desteğine sahip olması. Fakat her şeye rağmen Kaddafi’ye yakın halk kesimlerinin de sessiz ve tarafsız kaldıkları anlaşılıyor.

Bütün bunların da ötesinde başka bir gerçek daha var ki, Ortadoğu yönetimlerinin genel tablosunu da gösteriyor. Lockerbie faciası başta olmak üzere çeşitli bahanelerle Muammer Kaddafi yönetimine ambargo uygulayan Batı, her zamanki iki yüzlülüğünü bir daha gösteriyor. Şu an CIA ve MOSSAD birimleri halkı ezen Kaddafi yönetimine destek oluyor. Bu da Kaddafi’yi daha fazla cesaretlendiriyor.

Bölgede halk ayaklanmalarının hedefindeki Batı güdümlü yönetimlerin devrilmesine engel olamayan ABD ve İsrail, mevcut durumu, Şii-Sünni çatışmaları ile bir mezhepler savaşına dönüştürme çabasına girdi. Tıpkı 80’li yıllarda İsrail karşıtı iki ülke İran ve Irak’ın birbirleri ile savaştırılarak İsrail’e karşı tehdit olmaktan çıkarılmaya çalışılması gibi. Bu defa da Ortadoğu’da halkların eline geçen iktidarların İsrail’e karşı tehdit oluşturmamaları için mezhep savaşları çıkarılması çabası var. Bu konuda Türkiye ve İran yönetimleri oyunun farkındalar. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün son İran ziyaretinde, bu tehlikeye karşı ortak hareket edilmesi kararı alındı. Ama bu iki ülkenin inisiyatiflerini aşan gelişmelerin olması da mümkün.

Ortadoğu’da bir yandan bu gelişmeler olurken diğer taraftan da Mavi Marmara saldırısından dolayı Türkiye ile ilişkileri iyice kopan, özür ve tazminat konusunda Ankara’nın taleplerine direnmeye çalışan Telaviv, bölgedeki halk ayaklanmaları ile iyice sıkışmış durumda. İsrail, önündeki “büyük tehlike”yi net bir şekilde görüyor ve Türkiye ile ilişkileri yeniden düzeltmek için çözüm bulmaya çalışıyor. İsrail, ABD Başkanı Barack Obama’yı devreye sokarak yeni bir talepte bulundu. Henüz kamuoyuna  yansımayan bu talep şöyle: “Türkiye’nin, Ankara’ya gelmek isteyen İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e TBMM’de konuşma imkanı vermesi ve Perez’in TBMM’de yapacağı konuşmada Türkiye’den özür dilemesi.” Barack Obama’nın, İsrail’in bu talebini Başbakan Erdoğan’a telefonla ilettiği öğrenildi. Ama Türkiye İsrail’in bu talebini reddediyor. Çünkü son halk ayaklanmaları ile bölgede iyice dara düşen İsrail, Ankara ile ilişkileri yeniden tamir etti görüntüsü ile diğer İslam ülkelerine farklı mesajlar vermek istiyor.

Bu yıl sonuna kadar belki iki-üçü dışında Ortadoğu’daki tüm rejimlerin köklü değişikliklere uğrayacağı artık aşikar. Ancak bazıları kolay, bazıları daha zor olabilir. Neticenin halklar için hayırlı olacağı konusunda endişem yok.

Şu saatten sonra İsrail’i özür dilemek de kurtarmaz..

Alper Tan

22.02.2011

 

Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.