YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ortadoğu Yeniden Şekilleniyor
15 Ekim 2009 12:17

Türkiye ve bölgemizde baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Birkaç sene önce, hatta birkaç ay evvel yazdığımızda veya söylediğimizde hayal olarak görülen hadiseler arka arkaya hayata geçiyor. Yaşananlara bazıları hala inanabilmiş değil. “Bunda bir bit yeniği olmalı” diye bakıyorlar. Tarihimizi ve kültürel derinliklerimizi bilmeyenler ise bütün bu yaşananların bir “ABD senaryosu” olduğunu söylemeye devam edecekler. Çünkü onlara göre ABD dünyanın en büyük gücü ve bu tür işleri sadece Washington yapabilir.

 

Şimdi hepimizin ve dünyanın gözleri önünde yaşananları kısaca hatırlayalım: Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesinin dokuzuncusu Bu ayın başında Nahçıvan'da yapıldı. Azerbaycan'ın evsahipliği yaptığı zirve toplantısına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yanı sıra Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ve Türkmenistan Devlet Başkanı Yardımcısı Hıdır Saparliyev katıldı.

 

Türk devletleri stratejik işbirliğine doğru:

Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nin 3 Ekim 2009’da yapılan buluşmasında Nahcivan Anlaşması'yla daimi sekreterya kuruldu ve adı “Türk Konseyi” oldu. Türk Konseyi'nin kurumsal merkezi İstanbul, akademik merkezi Kazakistan, Parlamenterler Asamblesi TÜRKPA’nın merkezi Bakü oldu. TÜRKSOY da doğrudan bu konseye bağlandı.

Özbekistan bu toplantılara öteden beri mesafeli davranıyor. Ama Özbekistan yönetimi, bölgede yaşanan bu gerçeklerle, kendi saplantıları ve Rusya arasında sıkışmış durumda. Bu bölgede Türkiye merkezli olarak hızla gelişen yeni kojönktürü daha fazla görmezden gelebileceğini sanmıyorum. Çünkü Özbekistan Orta Asya’da kendini gelişmelerden soyutlayarak veya Rusya’ya sırtını dayayarak varlığını güçlü bir şekilde sürdüremez. Eninde sonunda yeni realiteyi onlar da kabul edeceklerdir.

 

Ekim ayının en çarpıcı gelişmelerinden biri Türkiye-Ermenistan münasebetlerinde yaşanan hızlı gelişmelerdi. Bir asra yaklaşan husumetin tekrar dostluk ve işbirliğine dönüşmesi için ardı ardına adımlar atılıyor. Önce iki devlet İsviçre’de yeni ilişkileri belgelendiren protokole imza attılar. Sonra da Dünya Kupası ön elemeleri kapsamında Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan futbol maçına iki ülkenin devlet başkanlarının katılması damgasını vurdu.

 

Ermenistan Kasım sonuna kadar Karabağ’dan çekilebilir:

İsviçre’de protokolün imzalanması aşamasında “İmza ertelendi” şeklinde yaşanan birkaç saatlik gecikme ise Ermenistan yönetiminin diasporaya dönük “Bakın sonuna kadar mücadele ediyoruz” manevrasından başka bir şey değildi. Şimdi sırada atılması gereken fiili adımlar ve diğer prosedürler var. Kaşarlanmış asırlık bir mesele daha güzel ve dostane bir şekilde geride kalmak üzere.. Her ne kadar siyaseten bunu kullansa bile Azerbaycan yönetimi Karabağ işgalini neredeyse içine sindirmiş vaziyette idi. Şimdi Türkiye, Ermenistan’la ilişkilerini düzeltirken Karabağ problemini de çözmek üzere. Eğer derin bir sabotaj yaşanmazsa Kasım ayı sonuna kadar Ermenistan, Karabağ’da işgal altında tuttuğu beş bölgeden çekilebilir. Türkiye-Ermenistan sınırı ise 2010’nun Nisan ayı sonuna kadar açılabilir. Hatta bu açılma Suriye’dekine benzer bir açılma bile olabilir.

 

Türkiye-Suriye birleşiyor:

Statükoyu çarpan en şaşırtıcı gelişmelerden biri de Suriye sınırında yaşandı. Daha 5-10 sene önce Türkiye ve Suriye iki düşman devlet gibi gösteriliyordu. 1999’da neredeyse savaşın eşiğine gelinmişti. Önce iki ülke arasında vize uygulaması kaldırıldı. Böylece iki kardeş halk arasında Ramazan’ın ardından çifte bayram yaşandı. Biri Ramazan bayramı diğeri vizenin kaldırılması bayramı..

 

13 Ekim’de ise Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Bakanlar Toplantısı yapıldı. Ardından iki ülkenin 25’i aşan sayıda bakanları hep birlikte iki ülke sınırını kaldırdılar. Sınırsız ilişkiler dönemi başladı. Düşünebiliyor musunuz, bir zamanlar suni olarak yükseltilen tansiyonla savaşın eşiğine gelen Türkiye ve Suriye, stratejik işbirliği ve entegrasyon noktasına ulaştı, neredeyse birleşme aşamasına geldi.

 

Aslında Türkiye, “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği” anlaşmasını Suriye’den önce Irak’la imzaladı. Başbakan Erdoğan, ilgili bakanları ile beraber bu defa Bağdat’a gitti. Orada yaşanan gelişmeleri de takip ediyorsunuz. Türkiye’deki derin yapıların görüşmeleri bile engellediği dönemden sonra iki ülke, entegrasyon ve sınırsız ilişkiler dönemine doğru ilerliyor.

 

Irak Başbakanı El Maliki, Demokratik açılım konusunda Türkiye'yle koordinasyon içinde olduklarını ve Irak hükümetinin, bölgesel Kürt yönetimi de dahil olmak üzere tümüyle destek vermeye hazır olduğunu belirtiyor. Kuzeydeki Bölgesel Kürt hükümetini kurma çalışmalarını tamamlamak üzere olan Barham Salih, ise ‘Stratejik bir andayız. Bu anı iyi değerlendirmeliyiz. Biz Kürtler, Türkler, Irak ve Suriye, bu stratejik anı kaçırılmamalıyız’ diyor.

 

PKK’nın tasfiyesi ile Türkiye-Irak sınırı kaldırılabilir:

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Hazine Bakanlığı’nın, PKK'nın lider kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar'ı "Özel olarak belirlenmiş uyuşturucu kaçakçısı" ilan ettiğini bildirdi. Bu üç terörist liderin ABD'de bulunan mal varlıkları donduruldu ve ABD vatandaşlarının bu şahıslarla ekonomik veya ticari nitelikli işlem yürütmesi yasaklandı. PKK sorununun çözülmesinin hemen ardından Türkiye-Irak sınırı da ortadan kalkabilir. Tüm bunlar hayal değil. Belli temellere ve sağlam gerçeklere dayanıyor.

 

Dikkat ederseniz Türkiye dışarıda ardı ardına tabuları yıkarken içerdeki “Ergenekon merkezli” tansiyon kendiliğinden düşüyor. Birbirimizle uğraşmayı bırakıp büyük hedefler uğruna kafa yorarsak şimdilerde büyük problem olarak gördüğümüz birçok konunun zihnimizde bir süre sonra “Bizim böyle bir sorunumuz mu vardı?” şekline geleceğinden emin olabilirsiniz.

 

İsrail haddini bilmezse:

Son dönemlerde Ortadoğu’da bir ülke gece gündüz kabus görüyor. Bu ülke İsrail. Şimdi İsrail’in aklını başına devşirmesi lazım. Birkaç sene içinde Türkiye’nin stratejik gücünü kalbinde hissedecek olan Telaviv haddini bilmezse faturası ağır olabilir. İsrail’in ve onun destekçilerinin hiçbir sabotajı veya provokasyonu de etki etmez. Hatta aksine İsrail’in başını daha şiddetli ağrıtabilir.

 

Bizden söylemesi..

 

 

 

Yazarın Önceki Yazıları
Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.