YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Olaylar, Failler Ve Hedefler
25 Şubat 2008 14:10
2007 yılının ilk şaşırtıcı gelişmesi MİT'ten geldi. Onun ardından sırasıyla başka önemli gelişmeler yaşandı.
Kuzey Irak ve Kerkük odaklı gelişmeler,
EMASYA tartışmaları,
Hrant Dink provakasyonu
Kıbrıs Rumlarının Mısır ve Lübnan ile Kıbrıs kara sularında ortak petrol arama anlaşmaları.
Bundan sonra neler gelecek bekliyoruz.
MİT, yaptığı açıklama ile ilk defa tüm Türkiye'ye "ohh be" dedirtecek yerli, milli ve uluslar arası bir vizyon öneriyordu. Türkiye'de gerçek manada vatanperver herkesten övgü ve destek alan bu açıklamalar, katı kuralcı, statüko yanlılarını ciddi şekilde rahatsız etti. Çünkü kendi başına hareket etmeyi ve ABD-NATO kontrolü dışında hareket etmeyi bu ülkeye uygun görmüyorlardı.
Emasya ve Hürriyet:
MİT raporunun tartışıldığı tam bu günlerde 17 Ocak 2007 Çarşamba günü Hürriyet gazetesi, 28 Şubat ürünü olan, siyaset ve idare üzerine askeri vesayet getiren EMASYA biriminin yeni bir hazırlığından söz ediyor, aynı gün merkez baskısında "Askerin tatbikat hassasiyeti" manşeti atılırken gazetenin taşra baskılarında "Sakın Sincan sanmayın" manşeti ile on yıl önce Ankara'nın Sincan ilçesinde tankların yürütülmesini hatırlatıyordu. Son on yılda beş Milyona yakın vatandaşı fişlediği söylenen EMASYA'nın ne kadar sempatik bir oluşum olduğu ima ediliyor, Ortam müsait olmadığı için İstanbul Çağlayan meydanında yürütülemeyen tanklar ve toplar Hürriyetin manşetinden yürütülüyordu. Birinci ordu komutanının Hürriyet'in haberini aynı gün yalanlaması gazetede tek satır dahi yer bulamıyordu.
Dink provakasyonu:
19 Ocak'ta ise Hrant Dink katledildi. Hrant Dink ve başka bazı isimlerle ilgili önceden istihbarat alınmış olmasına rağmen güvenlik birimlerinin neden gerekli ve yeterli tedbiri almadıkları çok iyi değerlendirilmelidir. Dink cinayetinin ilk saatlerinden itibaren olayı örtbas etmeye veya olduğundan küçük göstermeye dönük olduğu izlenimi veren bazı açıklamalar ve yorumlar ise dikkatle tahlil edilmeli. Her halinden organize ve derin bir operasyon olduğu ortada olan cinayeti, izlediği haberlerden etkilenen bir çocuğun eylemi gibi gösterme çabaları açıkça sırıtıyor.
Bu menfur cinayeti, yükselen "milliyetçilik" duygularının eseri olarak sunmaya çalışan yorumlar ise bilerek veya bilmeyerek gerçekleri gölgeleme gayretlerine yarıyor.
ABD'nin Karadeniz'e girme çabaları ve niçin Trabzon?
Herkesin hatırlayacağı gibi geçen yıl zaman zaman ABD'nin Karadeniz'e NATO donanması ile güç konuşlandırma çabaları tartışıldı. Türkiye ve Rusya, ortak bir tavırla Montrö Sözleşmesi'ndeki kısıtlamaları da hatırlatarak NATO gücünün Karadeniz'e girmesi taleplerine set çekti. Akdeniz'i zaten kontrol altında tutan ABD bu talebinin gerekçesi olarak Kafkasya ve Balkanlardaki istikrarsızlık, terör, ve uyuşturucu trafiğini ileri sürüyordu.
Neden Karadeniz?
Mc Donalds'ın bombalanması, TAYAD'lıların eylemleri, Rahip Santoro cinayeti, Dink cinayeti ve sonrasındaki gelişmeler, bundan sonra olabileceklere de aslında ışık tutuyor. Bundan sonra da Trabzon ve diğer Karadeniz şehirlerinde, hatta Gürcistan, Çeçenistan, Ukrayna ve diğer Karadeniz'e kıyı bölgelerde ilginç gelişmeler olursa şaşırmamak gerekir. Tabii ki önlemlerin de alınması gerekiyor. Rusya ve Türkiye'nin engellemesi sonucu Karadeniz'e NATO gücü sokmak isteyenler, emellerine ulaşmak için, gerçekte olmayan gerekçeleri suni şekilde oluşturmak için faaliyetlerine devam edeceklerdir. Ülke içinde ve dışında suları bulandırarak balık avlamak isteyenlere karşı herkesin dikkatli olması gerekir.
Mehmet Ali Talat'a gözdağı mı verilmek isteniyor?
Kıbrıslı Rumlar bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce petrol arama konusunda Mısır hükümetiyle anlaştılar. Bundan yedi ay önce de Lübnan'la anlaştılar. O tarihte bu gelişmelerden haberdar olanların o zaman sesini çıkarmayıp şimdi bu konuda tozu dumana katma çabaları ne anlama geliyor? Bazı yerlerin geçtiğimiz haftalarda yaşanan gelişmelerde dizginleyemedikleri KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı bu yolla köşeye sıkıştırma ve cezalandırma niyetinin sonucu olmasın? Ayrıca yapılan bu anlaşmaların KKTC kara sularını kapsadığı iddialarının kuşkulu olduğunu belirtmekte de yarar var.
Türkiye'yi Irak batağına çekme planı ve Kerkük:
Son zamanların toz-duman gündeminin diğer bir unsuru ise Kuzey Irak ve Kerkük. Türkiye son yıllarda komşularıyla ilişkilerini olumlu bir zeminde yeniden düzenledi. Bazı uluslar arası konularda da onlarla ortak hareket ediyor. Bu durum en fazla ABD ve İsrail'i rahatsız ediyor. Bu nedenle adı geçen ülkeler, Türkiye'nin komşuları ve bölge ülkeleriyle ilişkilerinin iyi olmasını istemiyor. ABD ve İsrail, PKK ve Kerkük vesileleriyle Türkiye'yi Irak batağına çekmeye çalışıyorlar. O nedenle de Kerkük'teki olayları körükleyip Türkiye'yi tahrik ederek Silahlı Kuvvetlerin Irak'a girmesini istiyorlar. Böylece hem Irak'lı Kürtlerin onlardan taleplerini dizginlemek, hem de Sünnilerin hamisi pozisyonuna girmesini istedikleri Türkiye'nin, İran, Suriye ve Irak'taki Şiilerle arasını açmak istiyorlar.
Türkiye bu şeytani plana karşı son derece hassas ve tedbirli olmalı. PKK, Kerkük ve benzeri son derece haklı olduğu konularda Türkiye günlük siyasi ve konjönktürel gelişmelerin gazına gelerek vahim hatalar yapmamalı. Uygun zeminlerde haklarını sonuna kadar savunmalı ve olaylardaki dış faktörleri göz önünde bulundurarak adım atmalıdır. Afganistan ve Irak'ta batağa saplanan işgalciler kan ve gözyaşı ile ulaşamadıkları hedeflerine arkası gelmeyen sinsi oyun ve planlarla ulaşmak istiyorlar. Tabii içerdeki işbirlikçilerinden de destek alarak.
Bombacı ihbarcı ve kamuflaj haberler:
Hrant Dink cinayetinin soruşturmaları sırasında göz altına alınan Erhan Tuncel'i gazetelerimiz büyük manşetlerle büyük bir kahraman olarak sunmaya çalışıyor. Hrant Dink'in öldürüleceğini ihbar etmiş de ciddiye alınmamış. Ben de neden ciddiye alınmadığını gerçekten merak ediyorum. Ama en az onun kadar Mc Donalds'a atılan bombayı kimin yaptığını da çok merak ediyorum. Birileri zahmet edip araştırırsa öğreniriz. Ayrıca Ogün Samast'ın elbisesinin astarında bulunan ve bir bakıma cinayetin kara kutusu olan sim kartların neden bir hafta geçtikten sonra ortaya çıktığını ilk günden ortaya çıkarılmadığını da.
Bakalım nereye kadar gidecek?
Başbakan Erdoğan, tıpkı Şemdinli olaylarında olduğu gibi Hrant cinayetinden sonra da "ucu nereye kadar gidiyorsa oraya kadar götüreceğiz" dedi. Hükümetin gücü, iddianameyi hazırlarken büyük bir cesaret örneği gösteren savcı Ferhat Sarıkaya ile "Hırsız evin içinde ise kilit fayda etmez" diyerek vahim noktalara dikkat çeken Emniyet istihbarat daire başkanı Sabri Uzun'a yetmiş, yargı ise sadece maşaları cezalandırmaktan öteye gidememişti. Başbakanın sözleri umut edelim bu defa Şemdinli'deki gibi sonuçlanmasın.
Son söz: Bu son olayların hepsi birbirleriyle ilişkilidir. Hrant Dink cinayeti aslında MİT'in yeni vizyonuna sıkılan bir kurşundur. Kurşun onun için Türkiye'ye sıkılmıştır.
Sizce kurşunu attıran kimdir?
Yazarın Önceki Yazıları
ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.