18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul15 °C
  • Ankara3 °C
  • İzmir11 °C
  • Konya6 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır9 °C
  • Bursa8 °C
  • Kayseri1 °C
  • Kocaeli4 °C
  • Şanlıurfa13 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel17 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Öfkenin tuzağından aklın yoluna
17 Ekim 2008 14:52

Uzaktan kumandalı terör teşkilatı, ülkemize, milletimize ve devletimize karşı yürüttüğü kanlı eylemlerini yine arttırdı. Bazıları itibar etmeyecek olsa bile söyleyelim. Terör teşkilatının şiddetin dozunu arttırmış olması onların hâlâ güçlü oldukları anlamına gelmiyor. Aksine çok zorda oldukları, yolun sonunu gördükleri ve iyice köşeye sıkıştıkları için, Genelkurmay başkanının da dediği gibi bir nevi “intihar saldırısı” yaptıkları anlaşılıyor. Böylece büyük ölçüde dağılmış, moral ve militan kaybetmiş yönetimin “Yıkılmadık ayaktayız” mesajı vermek istediği görülüyor. Örgütün durumunu iyi bilen militanların eskisi gibi küçük eylemlerle bu mesaja inandırılamayacağı için büyük ve şok eylemler yapılıyor.


Ancak eylemlerin öncesi ve sonrası bazı gelişmeler incelendiğinde ise uygulanan tertiplerin güvenlik kurumlarının içinden destek alınarak gerçekleştirildiği izlenimi ortaya çıkıyor. Bu konu iyi araştırılmalı.


Silahlı Kuvvetler içinde görevini yapmayanlar veya yanlış işlere bulaşmış olanlar hakkında gerekli ve yeterli bir müeyyidenin uygulandığına dair toplumda, tatmin edici kanaat yok. Meydana gelen olaylar, yeni gelişmeler ve açıklamalar, mevcut endişeleri daha da arttırıyor. Daha önce yaşanan olumsuzluklar, ihmaller veya varsa ihanetlerle ilgili, Genelkurmay, toplumu tatmin edecek bilgilendirmeleri yapmış olsaydı. Şu an mevcut olan kuşkular bu denli olmayabilirdi.


Dünyadaki tüm orduların çeşitli seviyelerde sır olan, gizli olan yönlerinin olması normal. Ancak şu an yaşadığımız türden olayların toplumca merak edilen yönlerinin açıklanmasının ne zararı olabilirdi? Bu konuları gizleyerek veya askeri mahkemeler tarafından haberlere yasak getirerek halkın endişesini ve kurumlara olan güvensizliğini arttırmak mı daha zararlı; yoksa toplumu tatmin edici gerçekleri paylaşarak milletin desteğini almak mı?


Kurumları yıpratanlar, o kurumları, hataları veya hatalı gördükleri tarafları nedeniyle eleştirenler değil, eleştiri kültürüne açık olmayan anlayışlardır. Bünyesi sağlam, saldırılara karşı vücut savunması hazırlıklı ve kendine güvenen kurumlar, saldırılar veya eleştiriler haksız bile olsa, bunları umursamazlar ve buna öfkelenmezler. Devletin tüm kurumlarının temizlenmesi gerektiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin de kendi içindeki Ergenekon sarmalından kurtulmak için süreci hızlandırması gerekiyor. Genelkurmay Başkanı’nın Balıkesir’de yaptığı konuşma sırasında çıkan son resimde bir nevi “Kızını dövemeyen dizini döver” görüntüsü hakim. Bir öfkemiz varsa bunu dışa vurarak medyaya veya halka yansıtarak değil soğukkanlılıkla ve planlı şekilde hareket ederek içeriye yönelmeliyiz. Yoksa Dağlıca’lar, Aktütün’ler, Bayraktepe’ler devam ettiği ve sorumlular korunduğu takdirde medyayı tutsanız anaları tutamazsınız.


Genelkurmayın, medyayı ve halkı anlaması konusunda bunları ifade ettikten sonra bizim de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un şahsi durumunu ve sıkıntılarını anlamaya çalışmamız gerekir. Açıkça söyleyelim. Aktütün baskınının daha büyük hedefleri var. Ancak hedeflerinden biri de yeni Genelkurmay Başkanını yani İlker Başbuğ’u “başarısız, yetersiz ve acziyet içinde” göstermektir. Başbuğ bunun farkında. Öfkesi biraz da bundan kaynaklanıyor olabilir.


İlker Başbuğ, daha önce de ifade ettiğim gibi ABD’nin bölge politikalarına karşı net duruşu olan bir adam. Neocon siyasetine ve Washington’un Ankara’dan taleplerine karşı taviz vermeden net duruş ortaya koyan komutanlardan biri. Ülkemizin içerde ve dışarıda gerçek bağımsızlığı için çaba sarf etmiş ve bu tavrı nedeniyle ciddi tehditler ve tehlikeler atlatmış bir devlet adamı. Geçen yıl ABD’nin PKK’ya silah ve mühimmat desteği verdiğine dair belgeler ortaya çıktığında hatırlarsanız hiç çekinmeden “ABD’nin bölgedeki maliyetlerini arttırırız” diyerek tehdit etmekten çekinmemişti. Türkiye’de bir komutan ABD’ye karşı belki de ilk defa bu kadar açık bir tavır ortaya koyuyordu. Bu yılın Şubat ayında kuzey Irak’a yapılan kara harekâtının komutanı da o zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’du. Her ne kadar CHP başta olmak üzere bazı maksatlı kesimler bu harekâta ABD gölgesi düşürmek isteseler de, o zaman da yazdığımız gibi son derece başarılı bir askeri harekâttı. Bir hafta süren harekâtta örgütün lojistik yapısı büyük darbe almış, 500’den fazla terörist etkisiz hale getirilmişti. Aynı İlker Başbuğ yine geçen yıl ve sonrasında devletin, şimdiye kadar 23 senedir uyguladığı terörle mücadele yöntemine karşı açıkça eleştiri ve özeleştiri getirmiş, yeni yöntem arayışı konusunda siyaseti ve kurumları düşünmeye yönlendirmişti.


Bir İngiliz gazetesi, genelkurmay başkanı olacağı belli olduğunda ona “Buz Savaşçısı” lakabını takmıştı. Bu lakap onun soğukkanlı karakterine de işaret ediyordu. Ancak İlker Başbuğ’un son Aktütün baskını sonrasında duygusallaştığı ve soğukkanlı tavırdan bir süre için uzaklaştığı anlaşılıyor.


Başından bu yana Dağlıca ve Aktütün olaylarını basit bir PKK eylemi olarak görmenin gerçeği perdeleyeceğini, PKK’nın taşeron olduğunu, gerçek katilin ve azmettiricinin Ergenekon ve onun büyük patronu olduğunu vurguluyorum. Bunu şimdi bir kere daha tekrarlıyorum. Washington, tıpkı Pakistan gibi Türkiye’yi de toplumsal kargaşaya sürüklemek için hâlâ ülkemizdeki maşası Ergenekon’u, kullanıyor. Ergenekon’un, 20 Ekim’de başlayacak yargılama kıskacından kurtarılmasını amaçlıyor.


Yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ise milletle kaynaşmasının, güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın sevgi ve saygısını kazanmasının önünü kesmek, yeni demokratik açılımlarla terör batağının kurutulması yolunda adımlar atılmasını önlemek, şimdiye kadar söylediği doğru konularda Başbuğ’a geri adım attırmak ve hükümete de hata yaptırmak için tuzaklar hazırlanıyor.


Ülke, OHAL benzeri tuzaklara çekilerek şiddet ve baskı ortamlarına mahkum edilip, Dünya’dan ve demokrasiden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Çünkü kendi içiyle ve dertleriyle uğraşmak zorunda kalacak Türkiye’nin çevresiyle ve bölgesiyle ilgilenemeyeceği ve bölgede ABD’nin politikalarına engel olamayacağı düşünülüyor.


Araştıralım, tartışalım, gerçeklerden ve gerçeklerin haber olmasından korkmayalım. Ama öfkelenerek, kızarak, birbirimizi yiyerek bir yere varamayacağımızı da bilelim. Tartışmalarımızı da yaşanan gerçekleri göz ününde bulundurarak yapalım.


Birbirimizle kavga ederken ülkemize tuzak kuranların tuzaklarına düşmeyelim.
17.10.2008


VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.