YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
NE OLDU VE NE OLACAK?
30 Nisan 2014 20:08

30 Mart seçimlerinin üzerinden tam bir ay geçti. Ama seçim sonuçlarının ülkede ve dünyadaki yansımaları devam ediyor. 30 Mart öncesi yazılarımızda bu seçimde sadece muhtarların ve belediye başkanlarının seçilmeyeceğini, seçimin küresel boyutlarına da dikkat çekerek anlatmıştık. Şimdi bu yazıda seçimin içerde ve dışarda nelere yol açtığını bazı örneklerle anlatmaya çalışalım.

Türkiye, 17 Aralık darbe girişimlerini biraz sıkıntılı da olsa, demokratik kurallar ve hukuk çerçevesinde suhuletle atlattı. Çok sert ve belden aşağı tartışmaların, atışmaların manyetik alanından vatandaşların sağduyu ibresi olumsuz etkilenmedi. Seçmen 17 Aralık ve devamındaki operasyonların rüşvet ve yolsuzlukla mücadele amacının olmadığını gördü. Bunun açık bir darbe girişimi olduğunu çözdü.

Bakmayın farklı konuştuklarına.. Bu gerçeği, muhalefet partileri de, Ak Parti’ye oy vermemiş olan seçmen kitleleri de biliyorlar. “Rüşvet” ve “yolsuzluk” teması partilerce seçim malzemesi olarak kullanılmak istendi. Çünkü kullanmak için elverişli bir malzeme olarak görülüyordu. Zaten paralel yapı, bu maksatlı soruşturmaları seçim malzemesi olarak biriktirmiş ve vakti gelince patlatılmak üzere planlamıştı.

Kendileri halkı ikna edecek pozitif bir siyaset üretemedikleri halde sadece iktidarın yıpratılmasına yönelik bir strateji veya darbe olursa, darbe hükümeti olma hayaliyle ellerini ovuşturan politikacılar, bir kere daha batağa saplandılar. Başarı elde etmek için dış destekli paralel örgütün ipine sarılan partilerin yönetimleri 30 Marttan sonra birbirlerine düştüler. Anamuhalefet CHP’nin başı, seçim akşamı istifa noktasında “gitti-geldi.” İkinci muhalefet MHP’de, dışarı pek yansımasa bile işlerin hayli karışık olduğuna dair bilgiler geliyor. BDP ise yeni bir metamorfoz dönemine giriyor.

Kısacası 30 Mart seçimleri, siyaseti derinden etkileyecek bir sarsıntının ilk işaretiydi. İlerleyen aylarda iktidar partisi de dahil tüm siyasi partilerde çok önemli değişikliklerin olacağını şimdiden söylemek yanlış olmaz. Çünkü Başbakan Erdoğan ve çevresindeki bir avuç dava adamının dışında Ak Parti kadrolarının da başarılı bir sınav verdiklerini görmedik. Hatta 30 Mart öncesi 2-3 ay geri çekilip sessizce gelişmeleri takip edip seçim sonucu belli olduktan sonra anında sahneye fırlayarak zaferi sahiplenmeye çalışanlar ise dikkatlerden kaçmadı. Başbakan Erdoğan’ın partisindeki bu kesimleri görmüyor olması mümkün değil.

Bürokrasideki paralel yapıya dair değişimler ise hızlandı. Paralel örgütün başının “mülaene” dediği “beddua”nın yansımaları ortada. Binlerce mensubunun “evlerine ateş düşüyor,” “yuvaları başlarına yıkılıyor” “dirlikleri bozuluyor” “duyguları sinelerinde bırakılıyor,” “önleri kesiliyor,” “bir şey olmaya imkanları kalmıyor…” Yanlış anlaşılmasın. İşlerin bu hale gelmesinden mutlu ve memnun olduğumuz için söylemiyoruz. Aksine içinde dost ve arkadaşların da bulunduğu bu insanların, örgüt tarafıdan bu duruma düşürülmesinden üzüntülüyüz. Çünkü bir devletin gayrimeşru oluşumlara karşı kendini koruması kadar doğal bir şey olamaz. Allah’ın kendilerine verdiği akıl ve düşünme yeteneğini kullanmayıp, kendi kafatasını başkasının beynine kiraya veren inanların durumu çok acıklı. O bedduanın dönüp kimi vurduğunu görmemekte hala ısrar eden ve hala gerçeklere gözlerini, gönlünü kapatan.. Kendilerine söylenen “zırvalara,” “kutsiyet” ve “keramet” atfederek aldanmaya gönüllü biçimde devam eden insanlara diyecek bir şey bulamıyoruz. 

Devlet içine yuvalanmış paralel yapı temizlenirken, son yıllarda vesayetçilerin ve iş ortağı paralel örgütün hedefinde olan MİT, bu süreçten son derece güçlenerek çıktı. MİT, hem bu saldırıları tereyağından kıl çeker gibi boşa çıkardı, hem de yeni teşkilat kanunu ile sayısal ve nitelik olarak son derece muhkem hale geldi. MİT, esas görev alanı olan yurt dışında daha aktif bir döneme hazırlanıyor. Dünyadaki benzer servisler arasındaki konumu daha yukarılara çıkıyor. Bu durum, paralel yapının ve arkasındakilerin, maksatlarının tersiyle karşılaştıklarının açık bir göstergesidir.

30 Mart seçimleri ardından, paralel yapı ve patronlarını çıldırtacak başka bir adım Filistin’den geldi. Batı Şeria ve Gazze diye yıllardır ikiye bölünmüş olan Filistin’in, iki yakası bir araya geliyor. Taraflar birleşme ve ortak hareket etme kararı aldılar. Bu durum İsrail ve ABD’yi boşa düşüren ve şok eden bir gelişme.

30 Mart sonrası kimin cumhurbaşkanı olacağına dair hızlı bir tartışma ortamına girildi. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin ilk kurbanı ise Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç oldu. Yasakçı vesayet düzeninin en çok gadrine uğramış adamalardan biri olan ve kendisini geçmişten beri olgun tecrübesi ve demokratik duruşuyla tanıdığımız Haşim Kılıç’ın nasıl olup da böyle bir hataya düştüğünü anlamakta güçlük çekiyoruz. Daha halkın 30 Mart dersinin üzerinden haftalar geçmeden yapılan acemilikleri izah etmekte zorlanıyoruz. Haşim beyin kariyerini böyle bir finalle noktalaması gerçekten düşündürücü..

Şimdilerde kimin cumhurbaşkanı olacağı konusu tartışılıyor. Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıkma konusunda kesin kararlı olduğunu düşünmüyoruz. Kendisi de çıkabilir veya yine bir sürpriz yaparak başka birinin çıkmasına destek de verebilir. Halk ilk defa kendi cumhurbaşkanını doğrudan kendisi seçecek. 2002’den beri yapılan seçimlerde halkın verdiği mesaja bakılırsa Tayyip Erdoğan’ın desteğini almayan birinin cumhurbaşkanı olma şansı gerçekçi görünmüyor. Halk, gerektiğinde mülayim gerektiği zaman da otoriter olmayı bilen ama her defasında halkın taleplerine cevap verebilen Tayyip Erdoğan’ı tanıyor, güveniyor ve seviyor.

Çünkü halk, ABD’nin Afganistan ve Irak’a getirdiği demokrasiyi(!) çok iyi biliyor. Çünkü halk, Batı’nın Ukrayna’ya getirdiği özgürlüğü(!) çok iyi görüyor. Çünkü halk, Avrupa ve Amerika’nın Mısır’a vaat ettiği geleceği çok iyi anlıyor.

Artık eski devlet yok. Milli bir devlet var. Yeni Türkiye var. Kendi meselelerini kendisi çözebilen, dünyadaki adaletsizliklere ve zulümlere karşı gelen, çevresine ve özellikle Müslüman dünyasına umut vaat eden bir Ankara var. İçinde “halk” olmayan “demokrasi”özleminde olanlar çok üzülecekler. Ama durum böyle…

Alper TAN

30.04.2014

Yazarın Önceki Yazıları
ABD gizli belgesi ve Reina saldırısı! 17.01.2017ABD, NATO, Terör ve Cuma Hutbesi! 02.01.2017Batı Savaşı Kaybetti. İstese de İç Savaş Çıkartamaz! 30.12.2016Suriye'de kimlerle savaşıyoruz? 27.12.20162017 ve sonrası neler olabilir? 22.12.2016Bu 'terör' değil, dış saldırıdır 17.12.2016İran, müflis batının Truva atı mı? 16.12.20163. Dünya Savaşının Adı "Terör" 12.12.2016Batı değerleri ve hegomonyası sarsılıyor! 08.12.2016Suriye ABD'ye giriyor 02.12.2016Küresel Düzeni Müslümanlar Kuruyor 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016Batı batıyor, çözüm kendimizde 23.11.2016Batı'nın sömürge düzeni yıkılıyor 19.11.2016Batı niçin panikte? 15.11.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.