YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Müslümanların 30 yılı
17 Aralık 2011 16:12

Dünyada her ne kadar kapitalizmin saltanatı devam ediyor olsada, bu görüntünün arkasında, aksi yönde ciddi ve önemli gelişmeler var.  Sovyetler Birliği döneminde zirveye çıkan maneviyat boşluğu ve maddeye yöneliş, artık daha farklı mecralara kayıyor. İnsanlar, devletler, siyaset ve iş alemi, iyiden iyiye din eksenli olmaya doğru gidiyor.

Bu durumun olumlu yönlerinin yanında olumsuz etkilerinin de olacağı kaçınılmaz görünüyor.

Öte yandan, bilimsel araştırmalar ve demografik değişimlerin dünyada genç nüfus ve gelmekte olan yeni neslin, mevcuda göre çok daha agresif, katı, yargılayıcı ve çatışmacı olacağı işaretleri verdiği belirtiliyor.

Hıristiyan ve Yahudi dünyasının ekonomik gücü ve tahsil düzeyi, teşkilatçılıkları şu anda onları daha güçlü kılmaya ve hegemonyalarını tüm dünyada hala etkin göstermeye yetiyor.

İslam dünyası ise daha kaderci ve umursamaz durumda.. Hasımlarına ne yazık ki rahatça taviz verebiliyor.

Halbuki ortaya çıkan istatistikler ve rakamlar durumun dehşet verici boyutlarda ve insanın uykularını kaçıracak derecede unutulmaz ve vahim olduğunu gösteriyor. Az sonra vereceğim rakamlar, Osmanlı’nın dağılması sonrasında Batı ve Hıristiyan dünyası karşısında yenik düşen İslam Aleminin içler acısı durumunu gözler önüne sermektedir.

Osmanlı’nın yıkılması ve Hilafetin ortadan kaldırılması sonrasında dünyadaki temsil kabiliyetini kaybeden ve kurumsal bütünlüğünü devam ettiremeyen İslam toplulukları, hem siyaseten hem ekonomik olarak hem de sosyolojik yönden buhrana düştüler.

Geçmişteki İslam fetihleri karşısında düzenlenen sayısız Haçlı seferleri ile sonuç alamayan Hıristiyan dünyası, 20. yüzyılda taktik değiştirdi. Bu dönemde açık savaşların yanında farklı gizli savaşlar da devreye girdi.

Soğuk savaş, ekonomik savaş, psikolojik savaş, teknolojik savaş gibi kavramlar ön plana çıktı. Kapitalizmin ve materyalizmin zirve yaptığı dönemlerde bile din toplumların hayatında en önemli belirleyici oldu.

İslam dünyasına karşı 20. yüzyılda Haçlı koalisyonuna, Yahudi koalisyonu da eklendi. Müslümanlara karşı ortak sistematik bir harekat yürütüldü.

Dünya üzerindeki tüm İslam ülkelerinde sistematik operasyonlar yürütüldü. Sadece 1990 ile 2009 arasındaki 19 senede yapılan operasyonlarda ortaya çıkan tablo, dehşete düşmek için fazlasıyla yeterli.

Güvenilir bir kurumun yaptığı çalışmanın ortaya koyduğu rakamlar şöyle: 1990-2009 yılları arasında İslam dünyasında 34 906 devlet adamı, siyasetçi ve bürokratın tasfiye edildiği ortaya çıkıyor.

Aynı dönemde yaklaşık 2 400 cemaat önderinin, 127 000 civarında işadamının çeşitli şekillerde katledildiği anlaşılıyor. Yine aynı dönemde İslam ülkelerinde 23 000 büyük şirketin de batırıldığı belirtiliyor.

Diğer yandan ortaya çıkan rakamlar, 1979’da Sovyet Rusya’nın Afganistan’a girmesiyle başlayıp Ekim 2010’a kadar geçen zamanda İslam dünyasında 11 milyon Müslümanın çeşitli savaşlarda ve çatışmalarda öldürüldüğünü ve 60 milyon Müslümanın ise sakat bırakıldığını gösteriyor.

Başka bir açıdan Türkiye ölçeğine baktığımızda on yılda bir, büyük her 100 zenginin % 80’i el değiştiriyor ve hayat onlar için acı ve drama dönüşüyor.

Ülkemizde 1980’den sonraki dönemde neredeyse hiç bir devlet adamının kendileri ve nesillerinin rahat ve huzur içinde yaşayamadıkları görülüyor. 

Bunların sebepleri ve neticeleri hakkında yazılıp söylenebilecek çok şey var elbette. Ama bu istatistikler ve rakamlardan herkes kendine göre sonuçlar çıkarabilir. Daima başkalarını suçlayarak her şeyi Batı’ya Hıristiyanlara veya Siyonizm’e atarak da sıyrılamayız. Hatayı en başta kendimizde aramalıyız.

Bütün bunları toplumu umutsuzluğa sevk etmek ve moral bozmak için yazmadım. Batı ve Hıristiyan dünyası yenilmez değil. Batı’yı ve Siyonizm’i ilahlaştırmamak gerekir. Talihin ve tarihin çarkları bir kere daha dönüyor. Bizim medeniyetimizin önüne yeni ve muhteşem kapılar açılıyor. Bekle gör zamanında değiliz. Bu ışığı görme ve uyuşukluğu atıp gayret etme zamanındayız.

Eğer “Biz işleri hallettik. Gerisini de başkaları düşünsün” rehavetine girersek, belki yüz yılda bir gelen şansı kaybetmiş olabiliriz.

Bu konuda en büyük sorumluluk hükümete, onun da başında Başbakan Erdoğan’a ve bu toplumun fertleri olarak hepimize düşüyor..

Alper TAN

17.12.2011  

Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.