YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
MİT kimin hedefinde? Kim kiminle?
09 Şubat 2012 17:55

KCK soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Savcılığı, Norveç’in başkenti Oslo’da, devlet-PKK görüşmesinde, başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak yer alan, dönemin başbakanlık müsteşar yardımcısı Hakan Fidan, o dönemin MİT müsteşar yardımcısı Afet Güneş ve o dönem MİT müsteşarı olan Emre Taner'i ifade vermeleri için savcılığa davet etti. Bu soruşturma dosyasını hazırlayan savcı Bilal Bayraktar’ın bir süredir yurt dışında görevli olarak bulunduğu, bir seminer için Kolombiya’da olduğu belirtildi. KCK soruşturmasını yürüten diğer savcı Sadrettin Sarıkaya ise adı geçenleri arayarak savcılığa çağırdı.

Demokratik hukuk devletinde herkes yargılanabilir. Bir şüphe varsa yargılanmalı da. Başbakanlar, bakanlar, genelkurmay başkanları yargılanabiliyorsa, MİT müsteşarı da yargılanabilir. Bunda yadırganacak bir şey olamaz. Ancak süreci bu noktaya kadar getiren, olayların arka planına bakılırsa mide bulandıran hadiselerin olduğu anlaşılıyor.

Hakan Fidan MİT müsteşarlığına geldiğinden bu yana, İsrail’in, onu İrancı olarak göstermesi dikkat çekici. Ondan önce MİT müsteşarlığı yapmış hiç kimsenin gizli kayıtları yayınlanmazken, onun, terörü bitirmek için PKK yöneticileriyle yaptığı görüşmenin gizli kayıtlarının yasadışı yollardan yayınlanmış olması manidar. Bugüne kadar PKK ve başka terör örgütleriyle iş tutmuş bazı resmi kişilerin adı sanı açıklanmazken terörü silah kullanmadan, kan dökmeden, barışçı yollarla bitirmek isteyen Hakan Fidan’ın hedef haline getirilmiş olması dikkat çekici. Uludere skandalında toplumun hedefine MİT ve Hakan Fidan’ı koyan manşet, haber ve yorumlar unutulmaz nitelikte. MİT yöneticilerinin savcılığa çağırıldığı gün, MİT mensuplarının bir gazeteciyi takip ettiğine ve yakalandıklarına dair haberler ve polisin bu MİT’çileri yakalama biçimi ilginç. Yine Uludere olayının olduğu günlerden bu yana pek eylem yapmayan PKK’nın, MİT yöneticilerinin savcılığa çağırıldığı günün ertesinde birkaç ayrı merkezden askere saldırması, zamanlama bakımından düşündürücü.

Diğer yandan Ergenekon soruşturmasının başladığı sene polisin ABD elçiliğinde ABD görevlilerine brifing verdiği haberinin bu günlerde WikiLeaks üzerinden ifşa edilmesi tesadüf değil. Aynı günlerde Suriye konusunda, Türkiye’nin sesini yükseltmesi ve mevcut küresel aktörleri kale almayan bir cüret göstermesi de hatırlanması gereken bir gerçek.

Peki neler oluyor?

Türkiye, PKK meselesini mümkünse kansız, olmuyorsa mümkün olduğunca az kan dökerek çözme konusunda kararlı. Eş zamanlı olarak da değişimin kitabını yazmak üzere yeni anayasa çalışması yürütüyor. İçerde bunu yaparken dışarıda da bölgemizdeki halkların egemenliğinin gerçekleşmesi için çaba ve gayret gösteriliyor. Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde Türkiye’nin ne kadar öne çıktığı ve halklar tarafından memnuniyetle takip edildiği Batılılar tarafından daha iyi görülüyor. Bu durum Batılılarla birlikte en çok İsrail’i rahatsız ediyor.

Türkiye’nin terör meselesini çözmesi ve demokratik bir anayasaya kavuşması halinde bir süre sonra hiç engellenemez hale geleceği görünen bir gerçek. İşte Uludere skandalı dahil, savcılığın MİT yöneticilerini sorgulama girişiminin altında bu gidişatı durdurma gayreti olduğu kanaati oluşuyor. Savcıların maksadı bu olmayabilir. Onların amacının bu olduğunu da düşünmüyorum. Savcılara bu hadiseler daha farklı gösterilerek, belli hedeflere ulaşılmak isteniyor gibi görünüyor. O sebeple onları yönlendiren bilgilerin, nerelerden geldiğine, bu bilgilerin ulaşmasının hangi odaklarca yönlendirildiğine dikkat edilmesi gerekiyor. Buna en fazla da savcıların dikkat etmeleri gerekir.

Savcı Bilal Bayraktar acaba sadece bir seminer için mi yurt dışına çıktı? Ne zamandan beri yurt dışında bulunuyor. Yurt dışında seminer dışında neler yaptı. MİT yöneticilerini irdeleyen dosya nasıl hazırlandı. Hazırlanmasına kimler katkı sağladı. Savcı Bilal Bayraktar, neden kendisi Türkiye’ye döndüğünde MİT yöneticilerini davet etmedi de o yurt dışında iken diğer savcı Sadrettin Sarıkaya vasıtasıyla bu süreç uygulandı? Bütün bunların iyi irdelenmesi gerekiyor.

ABD derin yapıları ve İsrail’in de içinde bulunduğu bazı ülkelerin Türkiye üzerinde oynadığı oyunları anlamak zor değil. Onlar açısından son derece anlaşılır bir tavır. Ancak, üzücü, incitici ve ürkütücü olan şey biraz daha farklı. Ülke içinde taht mücadelesi veren kesimlerin yabancı aktörlerin senaryolarına alet olmalarıdır. Bu, son derece yersiz, kaba ve tehlikeli bir durum. Özellikle son 5-6 seneden beri ABD derin yapıları ve İsrail, bölgede Türkiye’yi yalnızlaştırmaya zorlarken, içerde de çatışma ortamının büyümesine destek verdiler. Türkiye bu kuşatmayı parçaladı. Aksine bölgesinde oyun kuran bir güç haline geldi. Aynı odaklar, eşzamanlı olarak, Ergenekon yapılanmalarının da desteği ile hükümetle, hükümete destek veren grupların arasını açmaya çalıştılar. Hükümet ve diğer tarafların feraseti ile bu oyunlar da başarısız kılındı. Ülkedeki değişim süreci daha da hızlandı.

Bu son olaylarla sinsi bir süreç yürütülüyor. Ülke içindeki dengeler bozulmaya, hükümetle arası iyi olan veya iyi olmasa bile çatışmalı olamayan bazı kesimlerin arası bozulmaya çalışılıyor. İçerde buna alet olanların bulunduğu kuşkusuz. Ancak ülke menfaatleri açısından sağduyunun hakim olmasını umuyoruz. Taraflar arasında aklıselime ihtiyaç var. Bu konuda akil adamların devreye girmesi ve gerilimi düşürmesi gerekir. Hükümetin ve özellikle Başbakan Erdoğan’ın da öfkelenmeden, öfkesine yenilmeden gerekli adımları atması, yapacağı işleri gürültüsüz olarak halletmesi beklenir. Diğer yanda kişisel veya grup çıkarları için bu oyunlara alet olanlarsa, dostları tarafından uyarılmalılar. Yoksa bu büyük vebalin altında kalırlar.

Aksi yönde gelişen olaylar yukarda izah etmeye çalıştığım senaryoyu yazan harici odaklar dışında bu ülkede kimsenin işine yaramaz. Buna hükümet de dahil. Türkiye son on yılda bir çok konuda “imkansızı” başardı. Bu son hadise ise aşılamayacak bir mesele değil. Bu son hadise birilerinin göstermeye çalıştığı gibi yargı-polis, hükümet-MİT kamplaşması hiç değil. Hadise daha büyük, daha kapsamlı ve daha karmaşık. Ancak zor değil; çözümü var. Hatta bazı yönleriyle fırsata bile çevrilebilir.

09.02.2012

Alper TAN
 

Yazarın Önceki Yazıları
ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
OYUN İÇİNDE OYUN OLABİLİR Mİ ACEP
 // necatibey
Bir hükümet çıkmış derki kimsenin gözünün yaşına bakılmaz kimseye ayrıcalık tanınmaz herşeyi savcılarımız soruşturur diyor. Asker den sonra sıranın MİT e de gelebileceğini düşünen birileri, bunu engellemenin en iyi yolu, MİT i koruyacağı kesin olan hükümete ve MİT e bir vesile soruşturma ortamı yaratıp, hükümetin kendi eliyle soruşturmaların önünü tıkamasını sağlamak mı acep...
13 Şubat 2012 13:43
mit teşkilati kanunu temamen değşmeli
 // hamdi alter
mit teşkilatının kanunu temaman değşmeli türkiyenın içinda bulunduğu şuandaki korunç gelişmalera karşi devletin en çok ihtiyac duyduğu mit teşkilatının karakol ispiyonculuğundan kortarıp dinini devletıni sevan ülke manfaatlerını kendi çıkarlarının üstüna tutan uluslsr arasi hakiila görev yapabilacak şerefli personalda müteşekil yep yeni MİT teşkilati zaman kayip etmedan korolmali türkiye eskida olduğu gibi şimdiya kadar gizli istıhparat bilgilari ABD dan a...
12 Şubat 2012 16:56
güzel tespit
 // altair66
Olaya Savcı Bilal Bayraktar açısından
yaklaşmanız iyi olmuş sayın tan ..şimdiye kadar kimsenin bunu irdelediğini görmedim......
10 Şubat 2012 22:48