YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Misak-ı Milli Ufkumuzun Sınırı Olmasın
25 Şubat 2008 13:37
1980'lerda birileri çıkıp önümüzdeki beş on sene içinde Sovyetler Birliği dağılacak dediğinde dinleyenler garip bakışlarla içlerinden "Ya gaz veriyor veya hayal görüyor" diye düşünüyorlardı. O günün görünen şartlarında kimseler inanmamıştı. Fakat denilenler oldu. Sovyet imparatorluğu çatır çatır çöktü. Hem de bir anda. O günlere kadar halkımızın çoğu Türklerin sadece Türkiye'de yaşadığını bilirdi. Zaten "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktu". Ayrıca "ülkemizin dört bir yanı düşmanla çevriliydi". Çünkü bize bunlar öğretilmişti.
Sovyetlerin dağılmasıyla bir anda öğrendik ki Kafkasya, Rusya, Orta Asya coğrafyalarında ülkemizden birkaç kat daha geniş topraklarda yaşayan milyonlarca Türk varmış. Mesela İran nüfusunun yarısı Türk'müş. Irak'ta çok miktarda Türkler varmış. Balkanlarda Osmanlı'nın torunları halen yaşıyormuş.
28 Şubat karanlığı bittiğinde bir de baktık ki istersek Yunanistan'la bile dost olabiliyormuşuz. Suriye, Irak, İran'la da ilişkilerimizi normal hale getirebiliyormuşuz. Bazı prangalardan kurtulup milletimizin beklentileri doğrultusunda icraat yaparsak batılı ülkeler nazarında da itibarımız daha fazla artıyormuş. Çok yönlü dış siyaset zor ve uğraştırıcı olmakla birlikte zevkli ve faydalı imiş.
Şimdi ülkemizde ezberler birer birer bozuluyor. Misak-ı Milli'nin dışında bambaşka bir dünya olduğunu anladık. Bizim buralarla da ilgilenmemiz boynumuzun borcu. Buralarla ilgilendiğimiz zaman daha büyük bir devlet olduğumuzu fark etmeye başladık. Bazıları macera gibi algılasa bile Yozgat'la Musul'un, Kerkük'ün kaderinin aynı olduğunu söyleyebiliyoruz. Eskiden başbakan İran'a gittiğinde "rejim elden giderdi" meğer kıyamet kopmuyor rejim elden gitmiyormuş. Hatta bu, faydalı bir ziyaret olabiliyormuş.
Türkiye, artık ufkunun sınırlarını kaldırmaya başladı. Bunu ısrarla devam ettirmeli. Atalarından devraldığı manevi mirasın farkında ve sorumluluğunda olarak çevresiyle, bölgesiyle daha fazla ilgilenmeli. Sonuçsuz kısır çekişmeler yerine ülkede istikrar ve büyümenin yanı sıra dışarıda nasıl bir rol alınabileceğini planlamalı bunların tartışmalarını yapmalı. Bütün bunları parti siyaseti çıtasının üstünde ülke siyaseti olarak görmeli. Çevremiz ve bölgemiz bizden büyük ölçüde bir liderlik bekliyor. Bazı komplekslerden ve korkulardan kurtulursa Türkiye bunu rahatlıkla yapabilir. Bazıları bu konuları yine hayal olarak algılayabilir. Hiç önemli değil. Yakın geçmişe bakarsanız daha ne hayal konuların çok kısa zamanda gerçeğe dönüştüğünü görürsünüz. Unutmayalım her şey hayalle başlar. Hayali olmayanın ufku da yoktur.
Yazarın Önceki Yazıları
Krizden fırsat çıkarma vakti 04.10.2017Doğu-Batı savaşında zihinlerin işgali... 21.09.2017Büyük hesaplaşmaya doğru... 18.09.2017Batı dünyası nereye yuvarlanıyor? 04.08.2017Mübarek beldelerimizi korumak iman meselesidir 25.07.2017Yüceltilen evrensel hukuk nedir? 14.07.2017Olaylar, tehditler ve biz 05.07.2017Aslında neler oluyor? 28.06.2017"Bizim medya" kimin veliahtı? 22.06.2017Yürüyen CHP Boğaz'ı nasıl geçmeli? 20.06.2017Katar'ı sevmek için Arab'a sövmek mi lazım? 13.06.2017Büyük patlamaya az kaldı 30.05.2017ABD ve Terör Mühendisliği 24.05.2017ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.