YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
MHP, CHP'nin yolunda mı?
06 Şubat 2010 21:04

Demokratikleşme ve sivilleşme sürecinde karşılaştığımız tecrübeler halkın gözünün açılmasına da vesile oluyor. Kendini on yıllar boyunca milliyetçi, mukaddesatçı veya halkçı gösterenlerin, aslında iflah olmaz biçimde statükocu, halktan uzak, milliyetçilikten uzak oldukları ortaya çıkıyor. Halkçılık adına, milliyetçilik adına milletin duygularının nasıl istismar edildiği artık açıkça görülüyor.

 

PKK, Hizbullah, İBDA-C, TİT, TİKKO, DHKP-C gibi çeşitli isimlerle ve birbirinden farklı görünen ideolojik yapılanmalarla faaliyet gösteren halk karşıtı derin örgütlerin ana gövdesini teşkil eden Ergenekon davası sürecinde, CHP’nin aslında kimlere hizmet eden bir siyasi yapı olduğu açıkça ortaya çıktı. CHP’nin gerçekte halk partisi değil, derin odakların siyasi söylemini temsil eden bir yapı görülmüş oldu. Bir zamanlar Ergenekon’un avukatlığına soyunan CHP lideri Deniz Baykal şimdilerde Ergenekon örgütüne üye olmayı özendirecek daha dehşetli açıklamalar yapıyor.

 

Aslında CHP liderinin silahlı terör örgütünü, suçu ve suçluyu övmekten yargılanması gerekiyor. Bir suç örgütünün ülkedeki ana muhalefet lideri tarafından bu denli övülmesi insanın kanını donduracak cinsten. CHP kendini öyle bir duruma getirdi ki kapatılan DTP’den hiçbir farkı kalmadı. Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı DTP, terör örgütü PKK’yı övüyordu. CHP de Ergenekon örgütünü övüyor. Arada ne fark var? DTP’nin kapatılması için elinden geleni yapan, hatta şimdilerde iktidar partisini kapattırmak için de yeniden çalışmalara başlayan, bu uğurda yetki sınırlarını aşarak siyasi mesajlar bile vermekten kaçınmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, eğer bir çifte standart ve ayrımcılık yapmıyorsa CHP’nin kapatılması için de harekete geçmesi gerekmez miydi?

 

Gelelim MHP’nin durumuna. Cumhuriyetle yaşıt derin statüko, özellikle 1950’lerden sonra toplumun çeşitli kesimlerini olabildiğince kullandı. Sol ideolojiyi, mütedeyyin kesimlerin bir bölümünü ve özellikle de milliyetçilerin temiz duygularını istismar etti. 12 Eylül darbesini pişirmek için karanlık güçler solcuları ve ülkücüleri çarpıştırarak darbe zemini hazırladılar. 12 Eylül darbesini yaptıktan sonra da hem solu hem de ülkücüleri darbeciler bizzat cezalandırdılar. Solda ve ülkücüler arasında bunun muhasebesini yapıp gerçeği görenler oldu. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu bunlardan biri idi. Ben inanıyorum ki Devlet Bahçeli de öyle. Bahçeli’nin bazı konuşmaları ve bazı siyasi tavırlarında geçmişten nasıl bir sonuç çıkardığı açıkça belli oluyor.

 

Gerek 3 Kasım 2002 seçim kararı alınmasında gerek ülkücülerin sokağa dökülmelerini önlemesinde, milliyetçi camiayı siyaset zemininde tutma konusunda verdiği mücadelede ve 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ne kadar olumlu bir rol oynadığını defalarca yazdık, söyledik. Çünkü bu olaylar ülke açısından kritik olaylardı. Devlet Bahçeli, karanlık odakların MHP’ye biçtiği rolü değil ülke menfaatlerinin korunmasını ve millet iradesinin tecellisini tercih etti. Bunlar gerçekten takdir edilmesi gereken konulardı.

 

Fakat son zamanlarda MHP’nin içinde bazı isimler yanlış yerlerin verdiği rolleri oynama konusunda bir yarış içindeler. Tiyatro sanatçısı Nejat Uygur’un GATA’da tedavi gördüğü günlerde ziyarete gitmek isteyen Başbakan Erdoğan’ın eşinin GATA’ya alınmamasının sebebi geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Ortada tam bir skandal ve edepsizlik söz konusu. Bir askeri hastane, ülkenin başbakanının eşini başörtüsü kullandığı için hastaneye sokmamış. Böyle bir ahlak ne Hipokrat ahlakında var ne Türk ahlakında ne de insanlıkta..

 

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bile bu edepsizliğin “savunulacak bir tarafı olmadığını” söylerken, eskiden Sağlık Bakanlığı da yapmış ve bunu en iyi anlaması gereken MHP’li bir milletvekili olan Osman Durmuş TBMM Genel Kurulunda bu konu ile kendince dalga geçiyor. Sadece başörtüsü konusuyla değil peygamberlik konusunda da dalga geçiyor. Siyasi rakibine vurmak için İslam’ın peygamberlik ve örtünme konusundaki kutsal değerlerini buna alet ediyor. Diğer bazı MHP’liler de duruma çanak tutuyorlar. Osman Durmuş’un yaptığı densizlik bir anda MHP’nin kurumsal tavrına dönüşüveriyor. MHP lideri Devlet Bahçeli ise normal bir şey oluyormuş gibi soğukkanlı biçimde olanları müdahalesiz seyrediyor.

 

Birkaç sene önce CHP Genel Sekreteri Önder Sav Ankara Elmadağ’da hacca gitmek isteyen yaşlı bir partiliyle konuşurken İslam peygamberi ve hacla dalga geçmişti de günlerce ülke gündemini meşgul etmişti. MHP’li Osman Durmuş’un yaptığı Önder Sav’ın yaptığından farklı değil. Bu tavrı benimsemek ve Osman Durmuş’un yaptıklarına sahip çıkmak MHP’ye yakıştı mı şimdi?

 

Milli değerlere ve mukaddesatımıza sahip çıkması beklenen bir parti sırf siyaset yapacağım diye böyle mi yapmalıydı. Böyle bir siyasi üslup olabilir mi? Ergenekon davası konusunda tam ve net bir tavır koyamayan hatta yer yer davada yargılananları CHP gibi koruma ve kollama çabasında olan MHP’nin bu siyaseti hangi milliyetçilikle hangi mukaddesatçılıkla izah edilebilir?

 

Ayıp oluyor ayıp.. Sadece ayıp olmuyor. MHP gibi köklü bir partiye de yazık oluyor.

 

Alper TAN

06.01.2010

Yazarın Önceki Yazıları
ABD'de ne oldu, ne olacak? 18.05.2017Türkiye - Batı ilişkilerinde yeni dönem! 12.05.2017Dava ve Sırat-ı Müstakim 08.05.2017Artık savunma yok taarruz var! 19.04.2017Bir devrimin ardından.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017Dünya alt-üst oluyor! 31.03.2017Monarşik Avrupa'ya demokrasi götüreceğiz 28.03.2017Batı medeniyetinin çöküşüne hazır olun 22.03.2017Haçlı birliğine karşı hilal birliği 15.03.2017Avrupa niçin düşmanlıkta yarışıyor? 10.03.2017Niçin "hayır" demeliyiz! İşte sebepler.. 06.03.2017Aslında "kimler rahatsız" 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017Fethullah'ı verseler ne olacak! 23.02.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.